yürü ile cümle
yürü kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
Taksiyle gitmektense yürümeyi tercih ederim.I would rather walk than go by taxi.
Taksi yoksa yürümek zorunda kalırız.If there are no taxis, we'll have to walk.
Ben genellikle yürürüm.I usually walk.
Çoğu öğrenci okula yürüyerek geliyor.Most students come to school on foot.
Lütfen çok hızlı yürüme. Sana ayak uyduramıyorum.Please don't walk so fast. I can't keep pace with you.
Böylesine uzun bir mesafeyi yürüdüğü için iyi bir yürüyüşçü olmalı.He must be a good walker to have walked such a long distance.
Çok hızlı yürüme.Don't walk so fast.
Çok hızlı yürümeyin. Size yetişemiyorum.Don't walk so fast. I can't keep up with you.
O kadar hızlı yürürsen sana yetişemem.I can't keep up with you if you walk so fast.
Bir insan ayda ilk kez yürüyüş yaptı.That was the first time that a man walked on the moon.
Sonra o tekrar yürümeye başladı.Then she began to walk again.
Yaşlı hanımefendi tepeye kadar yavaşça yürüdü.The old lady walked slowly up the hill.
Yaşlı adam yolu dikkatlice yürüyerek geçti.The old man walked across the road carefully.
Kör adam yavaşça yürüdü.The blind men walked slowly.
Yasa derhal yürürlüğe girmiştir.The law was enforced immediately.
Yasa hâlâ yürürlüktedir.The law is still in effect.
Hastalık Mike'ı yürüyemez durumda bıraktı.The disease left Mike unable to walk.
Buz yürümem için yeterince kalındı.The ice was thick enough for me to walk on.
Görevi yürütmenin çok zor olacağını kendisi biliyordu.She knew herself that it would be very difficult to carry out the mission.
Adam köşeye yürüdü.The man walked round the corner.
Oğlan babasının yanına yürüdü.The boy trotted to his father's side.
Bebek yürüyebiliyor mu?Is the baby able to walk?
Bebek yürüyebiliyor.The baby is able to walk.
Bebek yakında yürüyebilecek.The baby will be able to walk soon.
Bebek ayakta durabilir ama yürüyemez.The baby can stand but can't walk.
Bebek henüz yürüyemiyor.The baby cannot walk yet.
Sarhoş adam düz yürüyemiyordu.The drunken man couldn't walk straight.
Yeni evli çift el ele yürüdü.The newly married couple walked hand in hand.
Buz üzerinde yürümek için yeteri kadar kalın.The ice is thick enough to walk on.
Dağda bazı yürüyüşçülerle karşılaştım.I met some hikers on the mountain.
Köpek topuklarının üzerinde yürüyordu.The dog was walking at his heels.
Düzenleme kaldırıldı ama sonra yeniden yürürlüğe kondu.The regulation was abolished, but then it was reenacted.
Okul evimden yarım millik yürüyüş mesafesinde.The school is a half-mile walk from my house.
Yürüyüşe gitmeyi film izlemeye tercih ederim.I prefer going for a walk to seeing the movie.
Film izlemektense yürümeyi tercih ederim.I'd rather go for a walk than see the movie.
Yürüyüş sekiz saatten az sürmeyecek.The hike will take no less than eight hours.
Alman çoban caddeden aşağıya doğru aksayarak yürüyordu.The German Shepherd was limping down the street.
Oraya ulaşmak için uzun bir yol yürümek zorundasın.You have to walk a long way to get there.
Oraya yürümek sadece on dakika aldı.It took only ten minutes to walk there.
İstasyondan sadece kısa bir yürüyüş mesafesi.It is only a short walk from the station.
Oraya yürüyerek gitsen iyi olur.You'd better go there on foot.
Bay Smith, her sabah yürüyüşü bir kural haline getirdi.Mr Smith made it a rule to take a walk every morning.
İspanya'dan Parise Pirene'leri bir uçtan bir uca yürüdüm.I hiked through the Pyrenees from Spain to Paris.
Sfenks onun etrafında yürümeye başladı.The Sphinx began to walk around him.
Steve ve Jane her zaman, kol kola okula yürürler.Steve and Jane always walk to school arm in arm.
John nehir boyunca bir yürüyüş yaptı.John took a walk along the river.
John istasyon istikametinde yürüyor.John is walking in the direction of the station.
John ve Mary, her zaman el ele yürürler.John and Mary always walk hand in hand.
Bay Johnson, adeta, yürüyen bir sözlüktür.Mr Johnson is, as it were, a walking dictionary.
Jack elli mil yürümekten dolayı yorgundu.Jack was tired from having walked fifty miles.
Bir süre sonra yürümeye başladılar.They began to walk after a while.
Bir süre sonra yeniden yürümeye başladılar.They began to walk again after a while.
Jane köpeğini yürüyüşe götürdü.Jane took her dog for a walk.
On dakikalık bir başka yürüyüş bizi kıyıya getirdi.Another ten minutes' walk brought us to the shore.
Bu yolda hiç otobüs olmadığı için yürümek zorunda kalacağız.Since there are no buses on this road, we will have to walk.
Bu caddede yürürken,çoğu zaman arkadaşlarımdan birini görürüm.Walking along this street, I often see a friend of mine.
Cumartesi günleri, genellikle bu parkta yürürüz.On Saturdays, we usually visit in this park.
Bu hastaların yürüme sorunu var.These patients have trouble walking.
O, buradan sadece 10 dakikalık yürüyüş mesafesinde.It's only ten minutes' walk from here.
Buradan en fazla on dakikalık yürüme mesafesindedir.It is no more than ten minutes' walk from here.