yürü ile cümle
yürü kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
7
ORT. KELİME
Tom benzini biten arabasını terk etti ve yürümeye başladı.Tom abandoned his car that had run out of gasoline and started walking.
Tom doğruca Mary'nin tuzağına yürüdü.Tom walked right into Mary's trap.
Tom Mary ile kapıya kadar yürüdü.Tom walked Mary to the gate.
Tom Mary'ye yetişmek için elinden geldiğince hızlı yürüdü.Tom walked as fast as he could to catch up with Mary.
Tom genellikle Mary ile birlikte okula yürür.Tom usually walks to school with Mary.
Tom her gün Mary ve onun köpeğiyle birlikte yürüyüşe çıkar.Tom takes a walk with Mary and her dog every day.
Tom sık sık Mary ile yürüyüşe çıkar.Tom often goes for walks with Mary.
Tom Mary ile yürümekten hoşlanır.Tom likes taking walks with Mary.
Tom Mary ile yürüyüş yapıyor ve çok geçmeden geri dönmeli.Tom is taking a walk with Mary and should be back before long.
Tom Mary ile yürüyüşe girmemeye karar verdi.Tom decided not to go hiking with Mary.
Tom ve Mary cadde boyunca birlikte yürüdü.Tom and Mary walked up the street together.
Tom ve Mary kırlarda uzun bir yürüyüş yaptılar.Tom and Mary took a long walk through the countryside.
Tom ve Mary yağmurda yürümekten zevk almadı.Tom and Mary didn't enjoy walking in the rain.
Tom ve Mary birlikte yürüyüşe gitselerdi, kötü bir şey olacağını biliyordum.I knew something bad would happen if Tom and Mary went hiking together.
Akşam yemeğinden sonra, sahilde bir yürüyüş yaparım.After dinner, I take a walk on the beach.
Tom ayağa kalktı ve pencereye doğru yürüdü.Tom got to his feet and walked over to the window.
Burada kısa süre dinlenelim. Bacaklarım yorgun ve ben daha fazla yürüyemiyorum.Let's take a short rest here. My legs are tired and I can't walk any more.
Yürüyüşe itirazım yok.I don't mind walking.
Yürümek umurumda değiliI don't mind walking.
O yürüyüş yapmayı sever.He likes taking walks.
O yürümekten hoşlanıyor olmalı.He must like taking walks.
Şüphesiz, o, yürüyüş yapmayı sever.There's no doubt that he likes taking walks.
Bu alanın dışında yürümeyin.Do not walk outside this area.
Yağmurda yürümek beni rahatsız etmez.It doesn't bother me to walk in the rain.
Öğleden sonra, ben şehre yürüdüm.In the afternoon, I walked in the city.
Çocukken sık sık ormanlarda yürüdüm.When I was a child I often walked in the woods.
Nehir boyunca yürümeyi seviyorum.I love walking along the river.
Bugün öğle yemeğinden sonra planımız parkta yürüyüşe çıkmaktır.After lunch today, our plan is to take a walk in the park.
Tom, Mary'nin ne sıklıkta bandonun önünde yürüdüğünü merak etti.Tom wondered how often Mary practiced baton twirling.
Her zaman öğleden sonra yaptığı gibi Tom bir yürüyüş için dışarı gitti.Tom went out for a walk as he always does in the afternoon.
Tom bir yürüyüş için gitti ve gördüğü şeylerin resimlerini çekti.Tom went for a walk and took pictures of things he saw.
Tom çocukları ile yürüme yerine evde kalmayı ve dinlenmeyi istedi.Tom wanted to stay home and relax instead of hiking with his children.
Tom okuldan eve giderken çok klas bir mahalleden yürür.Tom walks through a very classy neighborhood on his way home from school.
Tom üçüncü kata yürüdü.Tom walked up to the third floor.
Tom bir sonraki tatilini yürüyüş ve kamp yaparak geçirmek istediğini söyledi.Tom said he'd like to spend his next holiday hiking and camping.
Tom ormanda yürüyüş yapmayı sever.Tom likes to take walks in the woods.
Tom ormanda yürüyüşü seviyor.Tom likes hiking in the woods.
Tom bir adım daha yürüyemeyecek kadar çok yoruluncaya kadar yürümeyi sürdürdü.Tom kept walking until he was too tired to take even one more step.
Tom o kadar şişman ki neredeyse yürüyemiyor.Tom is so fat he can hardly walk.
Tom bacağını incitti ve neredeyse yürüyemiyor.Tom hurt his leg and can barely walk.
Tom bacağını incitti ve zar zor yürüyebiliyor.Tom hurt his leg and can barely walk.
Tom yağmurda yürümeye aldırmaz.Tom doesn't mind walking in the rain.
Tom Mary'nin odaya doğru yürüdüğünü gördüğünde yalakalık yaptı.Tom cringed when he saw Mary walk into the room.
Tom güçlükle yürüyebiliyordu.Tom could hardly walk.
Tom sadece bastonu olursa yürüyebilir.Tom can walk only if he has his cane.
Tom tekrar asla yürüyemiyeceğine inanmaya başladı.Tom began to believe that he'd never be able to walk again.
Tom ve Mary ormanda birlikte yürümeyi severler.Tom and Mary like walking together in the woods.
Tom'u son gördüğümde, koltuk değnekleriyle yürüyordu.The last time I saw Tom he was walking on crutches.
Tom'un tekrar yürüyebilip yürüyemiyeceğini söylemek için çok erken.It's too early to tell if Tom will be able to walk again.
Biraz zaman alacak, ama sonunda Tom tekrar yürüyebilecek.It'll take some time, but eventually Tom will be able to walk again.
Tom'un tekrar nasıl yürüyeceğini öğrenmesi kolay değildi.It hasn't been easy for Tom to learn how to walk again.
Sanırım senin bir çift yeni yürüyüş ayakkabıları alman gerekiyor.I think you need to buy a new pair of hiking boots.
Bu kadar uzağa yürüyebildiği için, o güçlü bacaklara sahip olmalı.Since he was able to walk so far, he must have strong legs.
Alice pazara yürümedi.Alice didn't walk to the market.
Bu hafta ilk kez, yürüyüşe çıktım.For the first time this week, I went out for a walk.
Bir akrebe nasıl düz yürüyeceğini öğretemezsin.You can't teach a crab how to walk straight.
Onlar ayakkabı olmadan yürüyorlar.They're walking without shoes.
Bu sıcakta işe yürüyerek gitmek kötü bir fikir.Walking to work in this heat is a bad idea.
Her gün işe yürüyerek giderim.I walk to work every day.
Baba, daha fazla yürüyemem. Beni omzuna bindirir misin?Daddy, I can't walk any more. Could you give me a piggyback ride?