Ana içeriğe geç
Sözlük

yük ile cümle

yük kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
6
ORT. KELİME
Bir litre benzinin fiyatı 12 rupiye yükseltildi.The price of a litre of petrol has been increased by 12 rupees.
O yüksek sesle ve net konuştu.She spoke loud and clear.
Fuji Dağı Everest Dağı kadar yüksek değildir.Mt. Fuji is not as tall as Mt. Everest.
Gerçekten yüksek sesle konuşmalısın, yoksa o bizi anlamayacak.You have to talk really loud, otherwise he won't understand us.
Dağlarımız gerçekten çok yüksek değil. Seninkiler çok daha büyük.Our mountains aren't really very high. Yours are much bigger.
Aşırı yüksek sesli müzik onların sohbetini böldü.Extremely loud music interrupted their conversation.
Yukarı kaldırıldığımı hissettim.I felt myself being lifted up.
Elbruz Dağı Avrupa'nın en yüksek dağıdır.Mount Elbrus is the highest mountain in Europe.
Onun gezegendeki eğlence, çok boyutlu yüksek matematik yapmak demekti.Entertainment on his planet meant doing multidimensional higher mathematics.
Herkes tarafından duyulmak için yeterince yüksek sesle konuştum.I spoke in a voice loud enough to be heard by everyone.
Bu ağır iş yükü benim için çok fazla.This heavy workload is too much for me.
Bay Brown geçen yıl bu sınıfın sorumluluğunu yüklendi.Mr. Brown took charge of this class last year.
Tiyatronun kapısının üzerindeki sözler bir metre yükseklikteydi.The words above the door of the theater were one meter high.
Herkes sizi duyabilmesi için daha yüksek sesle konuşun.Please speak more loudly so everybody can hear you.
Lütfen daha yüksek sesle konuşun, böylece herkes sizi duyabilir.Please speak louder so everybody can hear you.
Tom Mary'yi yüksek itibarda tutuyor.Tom holds Mary in high esteem.
Onlar merdivenlerden yukarıya gitti.They went up the stairs.
İşsizlik yüksektir.Unemployment is high.
Tom yüksek sesli müziğin olduğu kulüpleri sevmiyor.Tom doesn't like clubs where there is loud music.
Mesih yükseldi.Christ is risen!
Tom yüksek rütbeli subay.Tom is the ranking officer.
Devlet başkanına yalnızca yüksek memurlar ulaşabiliyordu.Only high officials had access to the President.
Tom için yüksek umutlarım vardı.I had high hopes for Tom.
Tüm suçu bana yüklemeye çalışma.Don't try to blame this all on me.
Bu sigortanın yüksek bir indirimi var.This insurance has a high deductible.
O, uykusu sırasında yüksek sesle horladı.He snored loudly during his sleep.
Halife Burcu şu anda dünyanın en yüksek binasıdır.Burj Khalifa is currently the tallest building in the world.
Nehrin su seviyesi yükseldi.The river's water level has risen.
Yüksek bir maaş almasam bile, bu şekilde para kazanmaktan vazgeçmeye istekli değilim.Even if I don't get a high salary, I'm not willing to quit this way of making a living.
Bu kamyon en fazla 5 ton yük taşıma kapasitesine sahip.This truck has a maximum load of 5 tons.
Bahisler yüksek.The stakes are high.
Sıcaklık yüksek olduğu için büyük miktarda klima satıldı.A large quantity of air-conditioners has been sold since the temperature is high.
Yüksek sesle güldüm.I laughed out loud.
Deniz seviyeleri dünya çapında yükseliyor.Sea levels around the world are rising.
8000 metreden yukarıdaki bölge, ölüm bölgesi olarak bilinir.The zone above 8000m is known as the death zone.
Düşük al, yüksek sat.Buy low, sell high.
Bu tekne üstün kaliteli alüminyum ve yüksek güçlü demir ile yapılır.This boat is made with high grade aluminum and high strength iron.
1984'te Kola şeker yerine yüksek fruktozlu mısır şurubu kullanmaya başladı.In 1984, Coke started using HFCS instead of sugar.
Tom merdivenlerden yukarı çıkıyor.Tom is going up the stairs.
Sıcaklık yükseliyor.The temperature is rising.
Kendi kendime merdivenlerden yukarı çıkamam. Ben yaşlıyım ve bir asansöre ihtiyacım var.I cannot go up the stairs by myself. I'm old and I need an elevator.
Bu ağacı budayamam. Çok yüksek.I cannot prune this tree. It's too high.
Onlar yüksek hızlı bir kamera kullandılar.They used a high-speed camera.
Bu ürün güvenlik için en yüksek kaygı ile tasarlanmıştır.This product has been designed with the highest concern for safety.
ABD'nin hapse girme oranı dünyada en yüksektir.The U.S. incarceration rate is the highest in the world.
ABD'deki silah sahiplik oranı, dünyanın en yükseğidir.The U.S. gun ownership rate is the highest in the world.
Japonca dilbilgisinde kimin en yüksek otoriteye sahip olduğunu bilmiyorum.I don't know who has the highest authority in Japanese grammar.
Mont Blanc, Avrupa'daki en yüksek dağdır.The Mont Blanc is the tallest mountain in Europe.
Kuşlar hızla uçarken yüksek sesle cıvıltı yaparlar.The birds chirp loudly while flying rapidly.
Almanya'nın en yüksek dağı hangisidir?What's Germany's highest mountain?
Almanya'nın en yüksek binası hangisidir?What's Germany's highest building?
Onlar yukarıda ne yapıyor?What are they doing up there?
O aşağı yukarı benim bedenim.He is, more or less, my size.
Onların işi, şirketteki bilgisayarlara yeni yazılımları yüklemektir.Their job is to install new sotfwares on the company's computers.
Biz merdivenlerden yukarı çıktık.We walked up stairs.
Yükselen bir gelgit tüm tekneleri kaldırır.A rising tide lifts all boats.
Kaplan yüksek sesle gürledi!The tiger growled loudly!
Herkesin sizi daha iyi duyabilmesi için yüksek sesle konuşun.Speak louder so that everyone can hear you better.
Kendine bu kadar yüklenme.Don't beat yourself up.
Tom silahını yüklemeye başladı.Tom started loading the gun.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod