yüküm ile cümle

yüküm kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
10
ORT. KELİME
Bütün Alman vatandaşları eşit haklara ve yükümlülüklere sahiptir.Todos los ciudadanos deben tener los mismos derechos y responsabilidades.
Bu organlarca hazırlanan bütçe ve programları uygulamakla yükümlüdür.Los planes y presupuestos que preparé fueron aceptados con entusiasmo.
Almanya, ekonomik ve siyasi bakımdan ağır yükümlülükler altında idi.Así, Alemania fue fuertemente sancionada territorial y económicamente.
Maddi hukuk bakımından hak sahibine davacı, yükümlü olana ise davalı denmektedir.Si alguien cometió un delito, deberá ser juzgado».
Devletlerin İşkenceyi Önleme Yükümlüğü.Consejo Nacional para Prevenir la Discriminación.
ABD'nin üstlendiği bu yükümlülük sonradan Eisenhower Doktrini adıyla anıldı.Esta creencia forma de la política estadounidense en todo el segundo mandato de Eisenhower.
Yönetici ortaklar, yılda en az bir defa hesap vermek ve kazanç paylarını ortaklara ödemekle yükümlüdürler.Les dice que la Federación pasará una vez al año para recoger su parte de las ganancias.
Gelecekteki yükümlülükler emeklilik açığının hakimiyeti altındadır.Por lo tanto, el futuro de las pensiones es en cuestión.
İmzaladığı insan hakları yükümlülüklerine saygı göstermesini İran'dan bekliyoruz. "«Irán muestra su disposición a negociar sobre las inspecciones de su programa nuclear».
Böylece Bağlar Belediyesi 33 mahalleye hizmet götürmekle yükümlü bir belediye haline gelmiştir.Es por ello que alentaron a los locales a enfrentarse contra el 33.
Moldova, eski Sovyetler Birliği ile ilgili tüm silahların kontrolü yükümlülüklerini kabul etmiştir.La Moldavia ha accettato il controllo degli armamenti da parte dell'ex Unione Sovietica.
Buna "ispat yükümlülüğü" denir.C’è una cosa chiamata responsabilità.
Çocuklar ailelerine destek olmakla yükümlüdürler.Aiutare i genitori ad aiutare i figli.
Edim, borçlunun bir şey vermek, bir şey yapmak ya da bir şey yapmamak şeklindeki yükümlülüğüdür.Una promessa è un impegno da parte di qualcuno a fare o non fare qualcosa.
Hakların ve yükümlülüklerin paylaştırılması yoluyla sözleşme imzalanması sırasında prim akışı olmaz.Non si possono dimenticare i propri diritti e doveri abbandonando la contio.
Buna "ispat yükümlülüğü" denir.В этом заключается понятие долга.
Türkiye, yükümlülüklerini yerine getirme hakkı olan garantör devletlerden biridir.У нас, корейцев есть право, наказывающее вас.
Ciddi şekilde hasta olan kız kardeşine bakmakla yükümlü kalmıştı.Та смотрела, насколько здорова будущая невестка.
Usul hukuku, kişilerin haklarını, yükümlülüklerini vb. göstermez.Природа вещей не уступает своих прав.
Bütün Alman vatandaşları eşit haklara ve yükümlülüklere sahiptir.Все граждане государства должны обладать равными правами и обязанностями.
Bununla beraber bu yükümlülükler mezhepten mezhebe değişir.Эти же источники расскажут о переделках.
Kurumun başkanı sadece dini lidere cevap vermekle yükümlüdür.Духовное начальство могло лишь высказывать своё мнение.
Bu görevlerinin yanı sıra normal polislik görevlerini de (asayiş) sağlamakla yükümlüdürler.Её дополнительной обязанностью было выполнение задач обычной железнодорожной полиции.
Gazetecilik, haberi doğru kaynaktan almakla yükümlüdür.Фактически, журналист несёт ответственность за опубликованную информацию.
Moldova, eski Sovyetler Birliği ile ilgili tüm silahların kontrolü yükümlülüklerini kabul etmiştir.وقد قبلت مولدوفا السيطرة على جميع الأسلحة ذات الصلة التزامات الاتحاد السوفياتي السابق.
Her Gürcü ve Kıpçak ailesi, orduya bir asker, bir at ve bir silah sağlamakla yükümlü tutuldu.فهم محاربون لا يملك الفرد منهم سوى حصانه ودرعه وسلاحه.
Evlilik yükümlülükleri ve hakları, en nihayetinde Ahit baz alınarak yaratılmıştır.ويمنح حقوقا ومسؤوليات، ولكن أقل من الزواج .
Sadâkat, aynı zamanda kişinin dostlarına, ailesine ve eşine karşı olan yükümlülüklerin genişletilmiş şekliydi.A lealdade era também uma extensão dos deveres do indivíduo com os amigos, cônjuge e familiares.
İmzaladığı insan hakları yükümlülüklerine saygı göstermesini İran'dan bekliyoruz. "«EUA pedem a Irã que respeite vontade do povo».
Gözle görülen eşyanın tasavvufî mânalarını kaldıran İbn-i Meymûn idi ve her Bâtınî ona itaatle yükümlüydü.Rain foi questionado sobre um hoobae que ele manteve seu olhar, e ele respondeu: "Eles são todos incríveis.
Bütün Alman vatandaşları eşit haklara ve yükümlülüklere sahiptir.Todos os cidadãos têm os mesmos direitos e os mesmos deveres.
Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.Aqui, ação estatal para a realização do valor da igualdade.
İran Dışişleri CENTO'daki yükümlülüklerini reddetti.O representante permanente do Irã nas N.U. negou responsabilidade.
1874'te her sınıftan genç ilk kez zorunlu askerlik hizmetiyle yükümlü kılındı.Em 1874 os filhos dos colonos foram recrutados pela primeira vez para os serviços militares.
Yani vergi geneldir, herkes vergi ödemekle yükümlüdür.Assim, é razoável que a população como um todo deve contribuir para o imposto de custos.
Sırp soylular sadece Osmanlı devletine haraç (tribute) ödemekle yükümlüydüler.Eles também pagavam impostos e tributos à nova administração muçulmana.
Hissedarların sorumluluk ve yükümlülükleri Şirket Kuruluş Sözleşmesi ile belirlenir. ^Empregados e diretores estão listados de acordo com o seu papel na empresa.
Nedime, soylu bir kadına eşlik ve arkadaşlık etmekle yükümlü yardımcı kadın.Hoe gaat dat, een vriendje of vriendinnetje trekt je mee.
Periyekler tarım ticaret ve zanaatla uğraşmak ve devlete vergi vermekle yükümlülerdi.De opdracht was kredieten te verlenen aan de land- en tuinbouwsector én met staatswaarborg.
Edim, borçlunun bir şey vermek, bir şey yapmak ya da bir şey yapmamak şeklindeki yükümlülüğüdür.Deze prestatie kan bestaan uit iets te doen, iets niet te doen of iets te geven.
Evlilik yükümlülükleri ve hakları, en nihayetinde Ahit baz alınarak yaratılmıştır.Hun huwelijk en de band werden uiteindelijk ontbonden.
Böylece, “Bâtınîler” bütün dinî kayitleri ve hattâ içtimaî yükümlülükleri dahi istinasız kaldırıp atmışlardır.Daarop vielen zij allen op hun knieën en baden innig.
Moldova, eski Sovyetler Birliği ile ilgili tüm silahların kontrolü yükümlülüklerini kabul etmiştir.Alle landen werden herinnert aan hun verplichtingen inzake het wapenembargo.
Her Gürcü ve Kıpçak ailesi, orduya bir asker, bir at ve bir silah sağlamakla yükümlü tutuldu.Każda rodzina kipczacka była zobowiązana do wystawienia jednego żołnierza z koniem i uzbrojeniem.
Ayrıca insanlar dışındaki mahlûkatın Allah'a karşı yaptıkları ibadeti Allah'a sunmakla yükümlüdürler.Jeśli jakiś lud uchyli się od walki w świętej wojnie dla Boga, Bóg dosięgnie go poniżeniem.
Üyelik boyunca her 4 yılda bir ve Komite'nin talebi olduğunda da rapor vermekle yükümlüdürler.Sprawozdania mają być składane raz na cztery lata lub częściej, jeśli zwróci się o to Komitet.
Ayrıca alacaklının bunları borcu ödeyen kefile teslim etme yükümlülüğü de vardır (BK. m.Ma się wrażenie iż to on otrzymuje nakaz odebrania długu).
Kadınlar aileye bakmakla yükümlüdür, ayrıca el işiyle uğraşırlar.Dziewczęta muszą same prowadzić firmę i dbać o pracowników.
Harbiye Nazırlığı orduya ait idari tasarrufları yerine getirmekle yükümlüydü.Zbytkower szczególnie wzbogacił się na dostawach dla wojujących armii.
Hissedarların sorumluluk ve yükümlülükleri Şirket Kuruluş Sözleşmesi ile belirlenir. ^Państwa członkowskie i stowarzyszone są zobowiązane do wnoszenia opłat na statutową działalność organizacji.
TCDD yükümlü bulunduğu hizmetleri yürütmek için demiryolu şebekesini toplam 8 bölgeye ayırmıştır.W Polsce PKP użytkowało 8 sztuk tych lokomotyw.
Ama 1931 yılında özel geçici bir yasayla banka bu yükümlülüğünden muaf bırakıldı.År 1931 infördes dock en särskild temporär lag som befriade banken från den skyldigheten.
Şimdi kızlar, Tokyo'yu savunmakla yükümlüdürler.Nu slåss hon för att skydda Tokyo.
Bununla beraber eşit fırsatlar ve yükümlülükleri de içerir, böylece toplumun bütününü kapsar.Jämlikhet innebär också lika möjligheter och skyldigheter, vilka omfattar samhället i sin helhet.
Avrupa Birliği anlaşmaları çerçevesinde devletin yükümlülükleri uyarınca, Balıkçı Polisliği yapmak.Fiskerikontroll, i enlighet med statens skyldigheter enligt avtal med Europeiska unionen.
Ciddi şekilde hasta olan kız kardeşine bakmakla yükümlü kalmıştı.Detta för att kunna bota sin allvarligt sjuka mamma.
Araştırma enstitüsü, araştırma yapmakla yükümlü bir kuruluştur.Institutet är öppet för forskning.
Müslümanlar 22 akçe, gayri müslimler de 25 akçe vermekle yükümlüydü.Militärmusiken organiserade 25 musikkårer i två typer baserat på storlek.
Ayrıca insanlar dışındaki mahlûkatın Allah'a karşı yaptıkları ibadeti Allah'a sunmakla yükümlüdürler.Dessa är människor som förvandlats till dragdjur av Gud, som straff för sina synder.
Belediyeler, yönetimin istediği görevleri yapmakla yükümlüdür.Upprätthålla resurser för att kunna utföra uppdrag som den amerikanska presidenten kan kräva.

İlgili Sayfalar