yükü ile cümle

yükü kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Onlar pozitif elektrik yükü içermektedir ve bu yüzden birbirlerini iterler.De protonen zijn positief geladen en stoten elkaar daardoor af.
Sonunda metal plaka sadece pozitif yükü taşıyacaktır.Het netto effect is dat de draad een negatieve lading draagt.
Periyekler tarım ticaret ve zanaatla uğraşmak ve devlete vergi vermekle yükümlülerdi.De opdracht was kredieten te verlenen aan de land- en tuinbouwsector én met staatswaarborg.
Bununla birlikte Toplam ısı yükünü etkileyen diğer faktörleri de göz önünde bulundurmamız gerekmektedir.Het is belangrijk om alle factoren die van invloed kunnen zijn op de klachten in kaart te brengen.
Edim, borçlunun bir şey vermek, bir şey yapmak ya da bir şey yapmamak şeklindeki yükümlülüğüdür.Deze prestatie kan bestaan uit iets te doen, iets niet te doen of iets te geven.
Evlilik yükümlülükleri ve hakları, en nihayetinde Ahit baz alınarak yaratılmıştır.Hun huwelijk en de band werden uiteindelijk ontbonden.
Böylece, “Bâtınîler” bütün dinî kayitleri ve hattâ içtimaî yükümlülükleri dahi istinasız kaldırıp atmışlardır.Daarop vielen zij allen op hun knieën en baden innig.
Sonuçlara göre, elektronun yükü -1, protonun ise +1 dir.Het proton heeft een lading van +1, dus het antiproton van -1.
Amacı yükü arka aktarmak ve malzemeyi az kullanmaktır.Kwestie van de batterijen op te laden en zorgeloos te genieten.
Yükü kaldırmak için yüke eşit bir kuvvet kullanılır.Er is dan minder spanning nodig om dezelfde lading op te slaan.
Bu da halkın vergi yükünün ağırlaşmasına neden oluyordu.Dit leidde tot moeilijk op te brengen belastingen voor de bevolking.
Ağustos 2008'de stüdyo aşırı yükü hafifletmek için bir alıcı araştırmaya başladı.In augustus 2008 startte een proef om uit de resturine kunstmest te produceren.
Moldova, eski Sovyetler Birliği ile ilgili tüm silahların kontrolü yükümlülüklerini kabul etmiştir.Alle landen werden herinnert aan hun verplichtingen inzake het wapenembargo.
Bu sebepten elektromanyetik için temel birim elektrik yükü değil, elektrik akımıdır.Daardoor is waterstof geen energiebron, maar een energiedrager.
Her Gürcü ve Kıpçak ailesi, orduya bir asker, bir at ve bir silah sağlamakla yükümlü tutuldu.Każda rodzina kipczacka była zobowiązana do wystawienia jednego żołnierza z koniem i uzbrojeniem.
Ayrıca insanlar dışındaki mahlûkatın Allah'a karşı yaptıkları ibadeti Allah'a sunmakla yükümlüdürler.Jeśli jakiś lud uchyli się od walki w świętej wojnie dla Boga, Bóg dosięgnie go poniżeniem.
Biyolojik bir deney yükü taşıyordu.Przenosił również eksperymenty biologiczne.
Üyelik boyunca her 4 yılda bir ve Komite'nin talebi olduğunda da rapor vermekle yükümlüdürler.Sprawozdania mają być składane raz na cztery lata lub częściej, jeśli zwróci się o to Komitet.
Hastalık yükünün fazla olduğu ülkelerde ise aşılama maliyeti halen daha oldukça yüksek.Jednak w krajach, w których obciążenie chorobą jest najwyższe, szczepionka jest nadal zbyt droga.
Ayrıca alacaklının bunları borcu ödeyen kefile teslim etme yükümlülüğü de vardır (BK. m.Ma się wrażenie iż to on otrzymuje nakaz odebrania długu).
Leptonların elektrik yükü, spin ve kütleyi içeren temel özellikleri vardır.Leptony mają różne wrodzone właściwości, którymi są ładunek elektryczny, spin i masa.
Kadınlar aileye bakmakla yükümlüdür, ayrıca el işiyle uğraşırlar.Dziewczęta muszą same prowadzić firmę i dbać o pracowników.
Harbiye Nazırlığı orduya ait idari tasarrufları yerine getirmekle yükümlüydü.Zbytkower szczególnie wzbogacił się na dostawach dla wojujących armii.
Hissedarların sorumluluk ve yükümlülükleri Şirket Kuruluş Sözleşmesi ile belirlenir. ^Państwa członkowskie i stowarzyszone są zobowiązane do wnoszenia opłat na statutową działalność organizacji.
İyon yükü ise anyondur (-).Pornografia jest ciężką winą (...).
Diğer tüm parçacıklar sıfır renk yüküne sahiptirler.Wszystkie kończyny mają domieszkę koloru rdzawego.
TCDD yükümlü bulunduğu hizmetleri yürütmek için demiryolu şebekesini toplam 8 bölgeye ayırmıştır.W Polsce PKP użytkowało 8 sztuk tych lokomotyw.
Standart modeldeki elementer fermionların tümü ölçme yüküne sahiptir.W modelu standardowym cząstkami Diraca są wszystkie fermiony elementarne.
Bu, üretim iş akışını düzleştirir ve yükü azaltır.Zmniejszają ciężar platformy i zwiększają bezpieczeństwo.
İşçiler üzerinde adil iş yükü dağılımını sağlamak.Sprawiedliwe nierówności zarobków.
Ama 1931 yılında özel geçici bir yasayla banka bu yükümlülüğünden muaf bırakıldı.År 1931 infördes dock en särskild temporär lag som befriade banken från den skyldigheten.
Şimdi kızlar, Tokyo'yu savunmakla yükümlüdürler.Nu slåss hon för att skydda Tokyo.
Bununla beraber eşit fırsatlar ve yükümlülükleri de içerir, böylece toplumun bütününü kapsar.Jämlikhet innebär också lika möjligheter och skyldigheter, vilka omfattar samhället i sin helhet.
Avrupa Birliği anlaşmaları çerçevesinde devletin yükümlülükleri uyarınca, Balıkçı Polisliği yapmak.Fiskerikontroll, i enlighet med statens skyldigheter enligt avtal med Europeiska unionen.
Ciddi şekilde hasta olan kız kardeşine bakmakla yükümlü kalmıştı.Detta för att kunna bota sin allvarligt sjuka mamma.
Hastalık yükünün fazla olduğu ülkelerde ise aşılama maliyeti halen daha oldukça yüksek.I de länder där sjukdomsbördan är högst, är dock vaccinet fortfarande för dyrt.
Bagaj, herhangi bir yolcunun yüküdür.En speditör är en person som sköter om en fraktkunds hela transport.
Elektrik yükü birimi olarak Coulomb kullanılmaktadır.Laddningsenheten coulomb är uppkallad efter honom.
Veri tabanı yükü arttıkça performans düşüşü oluştuğundan dolayı veriler kısa süreli tutulacaksa tercih edilir.I valet mellan medborgarlön och arbetstidsförkortning föredrar han det senare.
Araştırma enstitüsü, araştırma yapmakla yükümlü bir kuruluştur.Institutet är öppet för forskning.
Onlar pozitif elektrik yükü içermektedir ve bu yüzden birbirlerini iterler.Atomkärnor är elektriskt laddade och repellerar därför varandra.
Bunun başlıca üç nedeni vardır: İş yükü.Verket har tre huvudmotiv.
Müslümanlar 22 akçe, gayri müslimler de 25 akçe vermekle yükümlüydü.Militärmusiken organiserade 25 musikkårer i två typer baserat på storlek.
Ayrıca insanlar dışındaki mahlûkatın Allah'a karşı yaptıkları ibadeti Allah'a sunmakla yükümlüdürler.Dessa är människor som förvandlats till dragdjur av Gud, som straff för sina synder.
Belediyeler, yönetimin istediği görevleri yapmakla yükümlüdür.Upprätthålla resurser för att kunna utföra uppdrag som den amerikanska presidenten kan kräva.
Devletlerin İşkenceyi Önleme Yükümlüğü.Förbud mot tortyr.
Bu kişi iddiasını kanıtlarla sunmakla yükümlüdür.Han har således att styrka påståendet genom sin bevisning.
Sadece Görevini Yapmakla yükümlüdür fakat zamanla yaptıklarını sorgulamaya başlayacaktır.Han får tills vidare sköta sitt arbete men kallas ofta till förhör.
Süvariler savaş donanımlarını kendileri sağlamakla yükümlüydüler.Uppgiften var att ta hand om krigsskadade hästar.
Federal Reserve Bank devraldığı SDR'nin dolar karşılığını ödemekle yükümlüdür.Arbetet går ut på att råna banken Federal Reserve, vilket lyckas.
Hissedarların sorumluluk ve yükümlülükleri Şirket Kuruluş Sözleşmesi ile belirlenir. ^Arbetstagarens rättigheter och skyldigheter Utföra det hushållsarbete som står i anställningskontraktet.
Hastalık yükünün fazla olduğu ülkelerde ise aşılama maliyeti halen daha oldukça yüksek.Однак, у країнах, де рівень хвороби найвищий, ця вакцина досі дуже дорога.
Bütün Alman vatandaşları eşit haklara ve yükümlülüklere sahiptir.Всі громадяни держави повинні володіти однаковими правами та обов’язками.
Kurumun başkanı sadece dini lidere cevap vermekle yükümlüdür.Відмовою відповів лише уряд Кубані.
Çocuklar ailelerine destek olmakla yükümlüdürler.Діти в усьому допомагають батькам.
Bütün Alman vatandaşları eşit haklara ve yükümlülüklere sahiptir.Všichni občané státu musí mít stejná práva a povinnosti.
Ciddi şekilde hasta olan kız kardeşine bakmakla yükümlü kalmıştı.Musela se starat o manžela, který těžce onemocněl.
Dünya genelinde NATO operasyonlarının gerçekleştiği hava sahasını gözetlemekle yükümlüdürler.Odpovídají za monitorování vzdušného prostoru během operací NATO po celém světě.
Kerr–Newman metriği, Yükü Q olan ve M kütleli dönen kütlenin civarındaki geometriyi tarif eder.Kerrova-Newmanova metrika popisuje geometrii prostoročasu v okolí rotující hmoty M s nábojem Q.
Hastalık yükünün fazla olduğu ülkelerde ise aşılama maliyeti halen daha oldukça yüksek.Ve státech, kde je počet osob s tímto onemocněním nejvyšší, je však vakcína stále příliš drahá.

İlgili Sayfalar