Yöresel kıyafet genelde yaşlılarda görünür.穿著時常是超脫年齡的裝扮。
Sözsüz halk müziği ise düzenli yöresel çalgı ezgileridir.乐队创作音乐是件非常公共的事。
Yöresel yemklerinden "keledoş" çok sevilmektedir.지역 주민들은 ‘영일번관’으로 사랑하게 된다.
Yöresel sanatçılar eşliğinde halaylar çekilir.בשאר העולם הופיעו אמנים מקומיים.
Her Kız çocuğu yapabildiği kadarıyla yöresel kıyafetlerini bebeklerine hazırlarlar.לא הבנתי למה ההורים שלי הלבישו אותי בבגדי בנים.
Bu etkiler sadece ticaret ve kültürde değil, yöresel savaş sanatlarında da hissedildi.הקשרים היו לא רק במסחר ובתרבות אלא גם קשרי משפחה.
Bütün yöresel oyunları biliyor.מספר שערים כללי במשחקי הבית.
Kaçamak (yemek), yöresel bir yemek.עקרונית, אם ישנו מקום אכילה משותף (חדר אוכל או מטבח.
Beypazarı yöresel mutfağıyla meşhurdur.העיר ידוע במטבחה הייחודי.
Özelliği olan yöresel bir yemekleri yoktur.לשיטת דירוג המלונות אין דבר עם אוכל.
Yöresel yemekleri daha ağırlıklı olarak tahılsaldır.בחדרי אוכל ציבוריים נהוגה הבחנה ברורה יותר.
Destedeki kâğıtların isimleri ve şekilleri bazı destelerde yöresel ve bölgesel olarak farklılık gösterebilir.לדבריו בקיפו יכלו לסמל באמצעות צבעים גם שמות פרטיים ושל מקומות ואזורים.
Bağdat'ta insanların birçoğu yöresel Arap elbisesi olan kandura giyerler.Освен това, той бива обличан от някои араби в домашни условия.
Mahallede elde edilen ürünlere dayalı olarak yöresel yemekler tüketilmektedir.В населените места намира изхвърлени от хората остатъци от храна.
Ayrıca Işgın denilen Yöresel ot|yöresel bir ot mevcuttur.Също така в страницата „Бързо избиране“ присъства и поле за търсене.
Bazı yöresel ağızlarda ibik sözcüğü gaga anlamında da kullanılır.Известни са поне 40 значения, в които думата Йога се употребява.
Yöresel sanatçılar eşliğinde halaylar çekilir.Na Ministerstve čakajú Smrťožrúti.
Yöresel ve yerel canavar motiflerine rastlanır.Nachádza sa na rozhraní katastrov Hněvotín a obce Bystročice.
Bütün yöresel oyunları biliyor.Určujú všetky aspekty hry.
Ayrıca yöresel olarak su seviyesi kontrol programları ve eğitimler de korunma çabalarına yardımcı olmaktadır.Klubi se tudi vključujejo v vzgojno izobraževalne programe zavodov in pomagajo njihovim varovancem.
Yöresel bir içecek olan şalgam suyu, ayran veya rakı ile tüketilir.Vaja se stopnjuje, ko otroci dobijo v roke kozarec z vodo ali pladenj s predmeti.
Yöresel kıyafetler 30-40 yıl önce kaybolmanın son anlarıydı.Pelkėje durpės baigtos kasti prieš 30-40 metų.
Bütün yöresel oyunları biliyor.Visos jos yra septintosios kartos žaidimų kompiuteriai.
Ayrıca bazı gruplar yöresel çalgıların seslerini elde etmek için klavye kullanmaktadır.Keletas grupių naudoja klavišinius instrumentus, kad susimuiluotų folklorinius garsus.
Çataklı Köyünde genel olarak yöresel Zaza dili konuşulmaktadır.Sellel iidsel maastikul kõneldakse üldiselt alamsaksa keelt.
Ama bunu yöreselleştiriyorlar.Aber sie lokalisierten ihn.
Ama bunu yöreselleştiriyorlar.Ale oni dopasowują to do rynku.
Ama bunu yöreselleştiriyorlar.Ale oni ho lokalizují.
Ama bunu yöreselleştiriyorlar.Dar au localizat-o.
Ama bunu yöreselleştiriyorlar.De ez régiónként változik.
Ama bunu yöreselleştiriyorlar.하지만 이를 지역화해서 사용하죠.
Ama bunu yöreselleştiriyorlar.Maar ze passen het aan aan lokale aspiraties.
Ama bunu yöreselleştiriyorlar.Mais ils le localisent.
Ama bunu yöreselleştiriyorlar.Mas contextualizam-na localmente.
Ama bunu yöreselleştiriyorlar.Men de gør det lokalt.
Ama bunu yöreselleştiriyorlar.Namun mereka melokalkan slogan global itu.
Ama bunu yöreselleştiriyorlar.Nhưng họ địa phương hóa nó.
Ama bunu yöreselleştiriyorlar.Però è localizzato.
Ama bunu yöreselleştiriyorlar.Pero lo hacen local.
Ama bunu yöreselleştiriyorlar.Αλλά του προσδίδουν τοπικό χαρακτήρα
Ama bunu yöreselleştiriyorlar.Але вони локалізують його.
Ama bunu yöreselleştiriyorlar.Но его адаптируют для каждого языка.
Ama bunu yöreselleştiriyorlar.Но те го локализират.
Ama bunu yöreselleştiriyorlar.אבל הם הופכים אותו למקומי.
Ama bunu yöreselleştiriyorlar.لكنهم يوطنّوه.
Ama bunu yöreselleştiriyorlar.しかも何が人々を幸せにするか想像するのでなく
Biz hayatımızdan çok fena şeyler yapmıştık, ve biz dedik ki tamam, yöresel.Am făcut o mulțime de lucruri de ocară în viețile noastre, și am zis, în regulă, local.
Biz hayatımızdan çok fena şeyler yapmıştık, ve biz dedik ki tamam, yöresel.Kita telah melakukan banyak kesalahan dalam hidup kita, dan kita berkata, oke, lokal.
Biz hayatımızdan çok fena şeyler yapmıştık, ve biz dedik ki tamam, yöresel.우리는 정말 놀라운 일들을 해왔습니다.
Biz hayatımızdan çok fena şeyler yapmıştık, ve biz dedik ki tamam, yöresel.Nelle nostre vite abbiamo fatto molte cose vergognose, e abbiamo detto: "Okay, locale".
Biz hayatımızdan çok fena şeyler yapmıştık, ve biz dedik ki tamam, yöresel.Nós fizemos muitas coisas loucas nas nossas vidas, e dissemos, ok, local.
Biz hayatımızdan çok fena şeyler yapmıştık, ve biz dedik ki tamam, yöresel.Robimy dużo szalonych rzeczy w życiu, i chcemy działać lokalnie.
Biz hayatımızdan çok fena şeyler yapmıştık, ve biz dedik ki tamam, yöresel.Urobili sme veľa poburujúcich vecí v našich životoch a povedali sme, dobre, lokálne.
Biz hayatımızdan çok fena şeyler yapmıştık, ve biz dedik ki tamam, yöresel.We hebben een hoop verschrikkelijke dingen gedaan in ons leven, en we zeiden, oké, lokaal.
Biz hayatımızdan çok fena şeyler yapmıştık, ve biz dedik ki tamam, yöresel.Wir haben viele ausserordentliche Dinge im Leben getan, und wir sagen, ok, hier am Ort.
Biz hayatımızdan çok fena şeyler yapmıştık, ve biz dedik ki tamam, yöresel. Yöresel ne demek?Fuimos muy arriesgados y decidimos que fuera "local".
Biz hayatımızdan çok fena şeyler yapmıştık, ve biz dedik ki tamam, yöresel. Yöresel ne demek?Rengeteg gyalázatos dolgot tettünk életünk során, és feltettük a kérdést: mit is jelent a "helyi" kifejezés?
Biz hayatımızdan çok fena şeyler yapmıştık, ve biz dedik ki tamam, yöresel. Yöresel ne demek?Udělali jsem hodně hnusných věcí v našich životech, a řekli jsem si, fajn, místní, co to "místní" znamená?
Biz hayatımızdan çok fena şeyler yapmıştık, ve biz dedik ki tamam, yöresel. Yöresel ne demek?Мы сделали много вопиющих вещей в нашей жизни, и мы спросили себя, что означает "локально".
Biz hayatımızdan çok fena şeyler yapmıştık, ve biz dedik ki tamam, yöresel.Κάναμε αρκετά εξωφρενικά πράγματα στη ζωή μας, και καταλήξαμε, "τοπικά".