Bilim adamları bir şeylere isim vermeyi severler.Os cientistas gostam de dar nome às coisas.
Bilim adamları bir şeylere isim vermeyi severler.Vědci rádi dávají jména.
Bilim adamları bir şeylere isim vermeyi severler.Vedci radi dávajú mená.
Bilim adamları bir şeylere isim vermeyi severler.Vetenskapsmän tycker om att namnge saker.
Bilim adamları bir şeylere isim vermeyi severler.Wetenschappers vinden het leuk om dingen te benoemen.
Bilim adamları bir şeylere isim vermeyi severler.Wissenschaftler geben Dingen gerne Namen.
Bilim adamları bir şeylere isim vermeyi severler.Учените обичат да дават имена.
Bilim adamları bir şeylere isim vermeyi severler.Учёные любят присваивать названия чему угодно.
Bilim adamları bir şeylere isim vermeyi severler.מדענים אוהבים לתת שמות לדברים.
Bilim adamları bir şeylere isim vermeyi severler.العلماء يحبون تسمية الأشياء
Bilim adamları bir şeylere isim vermeyi severler.という訳で
Bir çocuğa kitap vermeyi denediniz mi?¿Alguna vez intentaron darle un libro a un niño?
Bir çocuğa kitap vermeyi denediniz mi?Aţi încercat să-i daţi unui copil o carte?
Bir çocuğa kitap vermeyi denediniz mi?Avete mai provato a dare un libro a un bambino?
Bir çocuğa kitap vermeyi denediniz mi?Avez-vous déjà donné un livre à un enfant?
Bir çocuğa kitap vermeyi denediniz mi?어린이한테 책을 줘 보셨어요?
Bir çocuğa kitap vermeyi denediniz mi?Spróbujcie dać dziecku książkę.
Bir çocuğa kitap vermeyi denediniz mi?אם זה לא אפשרי, ינסה לאכול אותו.
Bir çocuğa kitap vermeyi denediniz mi?هل جربت أن تعطي طفلا كتابا؟
Bir saniye bekleyin. Cevap vermeyin.Περιμένετε ένα λεπτό, μην απαντήσετε σ' αυτό.
Bir saniye bekleyin. Cevap vermeyin.انتظر لا تجب
‹‹Biz Tanrımızın kullarını alınlarından mühürleyene dek karaya, denize ya da ağaçlara zarar vermeyin!››a hovoril: Neškoďte zemi ani moru ani stromom, dokiaľ nepopečatíme služobníkov nášho Boha na ich čelách.
‹‹Biz Tanrımızın kullarını alınlarından mühürleyene dek karaya, denize ya da ağaçlara zarar vermeyin!››가로되 우리가 우리 하나님의 종들의 이마에 인치기까지 땅이나 바다나 나무나 해하지 말라 하더라
‹‹Biz Tanrımızın kullarını alınlarından mühürleyene dek karaya, denize ya da ağaçlara zarar vermeyin!››Mówiąc: Nie szkodźcie ziemi ani morzu, ani drzewom, aż popieczętujemy sługi Boga naszego na czołach ich.
‹‹Biz Tanrımızın kullarını alınlarından mühürleyene dek karaya, denize ya da ağaçlara zarar vermeyin!››rekoč: Ne kazite zemlje, ne morja, ne dreves, dokler ne zapečatimo hlapcev Boga našega na njih čelih.
‹‹Biz Tanrımızın kullarını alınlarından mühürleyene dek karaya, denize ya da ağaçlara zarar vermeyin!››Řka: Neškoďte zemi, ani moři, ani stromům, dokudž neznamenáme služebníků Boha našeho na čelích jejich.
‹‹Biz Tanrımızın kullarını alınlarından mühürleyene dek karaya, denize ya da ağaçlara zarar vermeyin!››Skad ikke jorden eller havet eller trærne før vi har satt innsegl på vår Guds tjenere i deres panner!
‹‹Biz Tanrımızın kullarını alınlarından mühürleyene dek karaya, denize ya da ağaçlara zarar vermeyin!››не делайте вреда ни земле, ни морю, ни деревам, доколе не положим печати на челах рабов Бога нашего.
‹‹Biz Tanrımızın kullarını alınlarından mühürleyene dek karaya, denize ya da ağaçlara zarar vermeyin!››Не робіть шкоди вемлї нї морю, нї деревині, доки не попечатаєм слуг Бога нашого на чолї їх.
‹‹Biz Tanrımızın kullarını alınlarından mühürleyene dek karaya, denize ya da ağaçlara zarar vermeyin!››Тогава един от старците проговори, като ми каза: Тия, облечени в бели дрехи, кои са? и от къде са дошли?
‹‹Biz Tanrımızın kullarını alınlarından mühürleyene dek karaya, denize ya da ağaçlara zarar vermeyin!››אל תחבלו את הארץ ואת הים ואת העץ עד אם חתמנו את עבדי אלהינו על מצחותם׃
‹‹Biz Tanrımızın kullarını alınlarından mühürleyene dek karaya, denize ya da ağaçlara zarar vermeyin!››قائلا لا تضروا الارض ولا البحر ولا الاشجار حتى نختم عبيد الهنا على جباههم.
‹‹Biz Tanrımızın kullarını alınlarından mühürleyene dek karaya, denize ya da ağaçlara zarar vermeyin!››地 與 海 並 樹 木 、 你 們 不 可 傷 害 、 等 我 們 印 了 我 們 神 眾 僕 人 的 額
‹‹Biz Tanrımızın kullarını alınlarından mühürleyene dek karaya, denize ya da ağaçlara zarar vermeyin!››地與海並 樹木 、 你 們不可傷害 、 等 我 們 印 了 我 們神眾僕 人 的 額
"Bırak onu bu parsel izin vermeyin." Marvel varlığının hiçbir şey bilmiyordum."Älä anna hänen pudota sitä paketti." Hän ei tiennyt mitään olemassaolosta Marvel.
"Bırak onu bu parsel izin vermeyin." Marvel varlığının hiçbir şey bilmiyordum."Đừng để anh ta thả mà bưu kiện." Ông biết gì về sự tồn tại của Marvel.
"Bırak onu bu parsel izin vermeyin." Marvel varlığının hiçbir şey bilmiyordum."Jangan biarkan dia menjatuhkan bungkusan itu." Tahu bahwa Dia apa-apa tentang keberadaan Marvel.
"Bırak onu bu parsel izin vermeyin." Marvel varlığının hiçbir şey bilmiyordum."그가 그 소포를 포기하지 마십시오."그는 마블의 존재 아무것도 알지 못했다.
"Bırak onu bu parsel izin vermeyin." Marvel varlığının hiçbir şey bilmiyordum.'Laat hem niet vallen dat perceel. "Hij wist niets van het bestaan van Marvel.
"Bırak onu bu parsel izin vermeyin." Marvel varlığının hiçbir şey bilmiyordum."Lassen Sie ihn nicht fallen, dass Paket." Er wusste nichts von der Existenz von Marvel.
"Bırak onu bu parsel izin vermeyin." Marvel varlığının hiçbir şey bilmiyordum."Låt honom inte falla som paket." Han visste ingenting om förekomsten av Marvel.
"Bırak onu bu parsel izin vermeyin." Marvel varlığının hiçbir şey bilmiyordum."Não deixe que ele gota que parcela." Ele não sabia nada sobre a existência de Marvel.
"Bırak onu bu parsel izin vermeyin." Marvel varlığının hiçbir şey bilmiyordum."Ne dovolite, da ga spusti parcel." Vedel ničesar o obstoju Marvel.
"Bırak onu bu parsel izin vermeyin." Marvel varlığının hiçbir şey bilmiyordum."Nedovolte mu kapky, které pozemek." Věděl, že nic o existenci Marvel.
"Bırak onu bu parsel izin vermeyin." Marvel varlığının hiçbir şey bilmiyordum."Nedovoľte mu kvapky, ktoré pozemok." Vedel, že nič o existencii Marvel.
"Bırak onu bu parsel izin vermeyin." Marvel varlığının hiçbir şey bilmiyordum."Ne hagyd, hogy csepp a csomagot." Ő semmit sem tudott a létezését Marvel.
"Bırak onu bu parsel izin vermeyin." Marvel varlığının hiçbir şey bilmiyordum."Ne laissez pas le laisser tomber cette parcelle." Il ne savait rien de l'existence de Marvel.
"Bırak onu bu parsel izin vermeyin." Marvel varlığının hiçbir şey bilmiyordum."Nie pozwól mu spadek tej działki." On nic nie wiedział o istnieniu Marvel.
"Bırak onu bu parsel izin vermeyin." Marvel varlığının hiçbir şey bilmiyordum."No lo deje caer esa parcela." Sabía que nada de la existencia de Marvel.
"Bırak onu bu parsel izin vermeyin." Marvel varlığının hiçbir şey bilmiyordum."Non lasciare che gli goccia che pacco." Lui non sapeva nulla dell'esistenza di Marvel.
"Bırak onu bu parsel izin vermeyin." Marvel varlığının hiçbir şey bilmiyordum."Nu-l lăsa meniurile care parcelă." El nu ştia nimic de existenţa Marvel.
"Bırak onu bu parsel izin vermeyin." Marvel varlığının hiçbir şey bilmiyordum."Μην αφήστε τον πέσει το εν λόγω αγροτεμάχιο." Εκείνος δεν ήξερε τίποτα για την ύπαρξη της Marvel.
"Bırak onu bu parsel izin vermeyin." Marvel varlığının hiçbir şey bilmiyordum."Не дозволяйте йому падіння, що посилки." Він нічого не знав про існування Marvel.
"Bırak onu bu parsel izin vermeyin." Marvel varlığının hiçbir şey bilmiyordum."Не позволявайте на него капка въпросния парцел." Той не знаеше нищо за съществуването на Marvel.
"Bırak onu bu parsel izin vermeyin." Marvel varlığının hiçbir şey bilmiyordum."Не позволяйте ему падение, что посылки." Он ничего не знал о существовании Marvel.
"Bırak onu bu parsel izin vermeyin." Marvel varlığının hiçbir şey bilmiyordum."لا تسمح له بأن قطرة لا يتجزأ". وكان يعلم شيئا عن وجود الأعجوبة.
"Bırak onu bu parsel izin vermeyin." Marvel varlığının hiçbir şey bilmiyordum.透明人間のために庭に書籍やバンドル引き渡したていた。
Bu atomlar da elektron vermeyi çok severler.A te - kochają je oddawać.
Bu atomlar da elektron vermeyi çok severler.Diese Jungs lieben, sie Weg zu geben.
Bu atomlar da elektron vermeyi çok severler.Disse fyrene elsker at give dem væk.