Duygularımın kararımı gölgelemesine izin vermemeye çalışıyorum.I try not to let my emotions cloud my judgment.
Tom'un bunu yapmasına izin vermemelisin.You shouldn't let Tom do that.
Tom'un onu yapmasına izin vermemeye ne zaman karar verdin?When did you decide not to let Tom do that?
Sanırım Tom'un onu bir daha yapmasına izin vermemeliyiz.I think we should never let Tom do that again.
Sanırım Tom'un onu yapmasına izin vermememiz gerekir.I think we shouldn't allow Tom to do that.
Leyla, Sami'nin bir uyuşturucu bağımlısı olmasına izin vermeme kararı aldı.Layla was determined not to let Sami become a drug addict.
Tom'a bunu vermemem mi gerekiyordu?Was I not supposed to give Tom that?
Onu yapmana izin vermememiz gerekirdi.We shouldn't have let you do that.
Tom'un bunu yapmasına izin vermemeye ne zaman karar verdin?When did you decide not to permit Tom to do that?
Tom bunu yapmana izin vermemeliydi.Tom shouldn't have permitted you to do that.
Tom'un bunu yapmasına izin vermemeliydin.You shouldn't have let Tom do that.
Tom Mary'nin bunu yapmasına izin vermemelidir.Tom shouldn't permit Mary to do that.
Sen ne zaman Tom'un onu yapmasına izin vermemeye karar verdin?When did you decide to not to let Tom do that?
Sanırım Tom'un bunu tek başına yapmasına izin vermemeliyiz.I think we shouldn't let Tom do that by himself.
Sanırım artık Tom'un araba kullanmasına izin vermemekliyiz.I think we shouldn't let Tom drive anymore.
Tom Mary'nin araba sürmesine asla izin vermemeliydi.Tom should never have let Mary drive.
Bence Tom'un bunu yapmasına izin vermemeliyiz.I think we shouldn't let Tom do that.
Tom'u araba kullanmasına asla izin vermemeliydin.You should never have let Tom drive.
Tom'un araba kullanmasına izin vermemeliydin.You shouldn't have let Tom drive.
Tom araba kullanmana izin vermemeliydi.Tom shouldn't have let you drive.
Tom kendi kararımı vermeme izin verdi.Tom let me make my own decision.
Araba kullanmana izin vermemeliydim.I shouldn't have let you drive.
Tom Mary'nin araba sürmesine izin vermemeli.Tom shouldn't let Mary drive.
Tom'un araba sürmesine izin vermemelisin.You shouldn't let Tom drive.
Aldatmamıza izin vermemeliyiz.We must not allow ourselves to be deceived.
Aptal yerine konulmamıza izin vermemeliyiz.We must not allow ourselves to be fooled.
Tom'a para vermemeliydin.You shouldn't have lent money to Tom.
Belki de Tom'a bunu vermemeliydin.Perhaps you shouldn't have given Tom that.
Belki de bunu Tom'a vermemeliydin.Perhaps you shouldn't have given that to Tom.
Hangisini satın alacağıma karar vermeme yardım eder misin?Will you help me decide which one to buy?
Bazı sözlükler ve akademik disiplinler sözcüklere farklı tanımlar verirken bazıları vermemektedir.Some dictionaries and academic disciplines give them different definitions while others do not.
Dört lokomotif de günümüzde servis vermemektedir.Currently four locomotives are operational.
Kadın kimsenin içeri girmesine izin vermemektedir.She orders him not to let anyone in.
Ayrıca, konsol sürümü, PC sürümünde mümkün olan üstten görünüşe izin vermemektedir.Also, the console version does not allow the top-down view possible in the PC version.
Sağlık evi var, fakat çalışan olmadığından hizmet vermemektedir.They're sick, so they don't have jobs.
Sivil havayolu şirketlerine hizmet vermemektedir.It does not serve commercial airlines.
Bunlara göre Ruhi Su, sesine zarar vermemek için kuruyemiş ve çamaşır suyundan uzak dururmuş.He hates lugging water, and caused the lighter to break leaving the group with no source of fire.
Bu sizi hiçbir şeyin alt etmesine izin vermemekle ilintilidir."It can try your patience a bit but it will not leave you untouched."
Öte yandan, Jean Calvin gibi diğer yorumcular, kitabın yazılış zamanına önem vermemektedir.Some commentators, such as John Calvin, attach no great importance to the precise dating.
2008'den beri kimseye pay vermemektedir.There have been no interviews since 2008.
Bu nedenle ilçede bulunan minibüs kooperatifleri köye toplu taşıma hizmeti vermemektedir.Otherwise, no provincial highways serve the township.
Avusturya, genellikle çifte vatandaşlığa izin vermemektedir.Malaysia does not allow dual citizenship.
Çalışmalar sonuç vermemeye başlayınca grup paniklemeye başladı.As the sessions proved increasingly fruitless, the group began to panic.
Hiçbir zaman ekranın tamamen kapanmasına bir anda izin vermemeyi geliştirdi.She would never live to see the house completed.
Zira erkek ağaçlar kötü kokulu meyveler vermemektedir.Neera is not the juice made from palm fruit.
Kalite müşteriye, çevreye, topluma ve diğer insanlara zarar vermemektedir.The event did not affect employees, the nearby population or the environment .
Sağlık ocağı ve sağlık evi vardır fakat sağlık memuru sürekli hizmet vermemektedir.The public retains full ownership and the health region will continue to provide care services.
Babasının bu karara destek vermemesine rağmen, sonunda babası ressam olmasına izin verdi.His father, however, didn't need much help; on the contrary, he helped his son to become a painter.
Kimseye sırrını vermemesi fakat herkesin sırrını öğrenmesini söyler.She begs him not to let anyone discover their secret.
Fakat Moğolistan arazisi ulaşıma imkan vermemektedir.The Crown Estate cannot borrow money.
Eşcinsel ilişkiler yasaldır fakat yasalar eşcinsel çiftlerin evliliğine izin vermemektedir.Same gender relationships are legal, but the legislation does not support same-gender marriages.
Jüri bu yıl ödül vermeme kararı almıştır.The following year, the jury decided to award no first prize.
Hayatımla ne yapacağıma karar vermeme izin verin.Let me choose what I want to do with my life.
Belkide sınava girmelerine izin vermemek en iyisidir..Might as well not allow them to take the test!
Şimdi size bu parayı vermemenin yolunu söyleyeceğim.I'm going to tell you how to avoid that now.
Asla insanlara kendi fikirlerine sahip olma hakkını vermemelisin.Never give people a right to their own opinion
Başka bir örnek vermeme izin verin.Now, let me set another example.
Bir örnek vermeme izin verin.Let me give you an example.
Dolayısıyla karar vermemelisin, karara varmalısın.So you have to not make decisions, you have to arrive at them
Dilini dışarı çıkarır kurtçukları temizlemek için, yani onlara zarar vermemek için.He puts out his tongue in order to remove the maggots, so as not to harm them.