Yani bu, potansiyel yerli bir insanın bebek bakımını yapmaya karar verip vermemesidir.Esta es una persona local que analiza incursionar en el mercado del cuidado de niños.
Yani bu, potansiyel yerli bir insanın bebek bakımını yapmaya karar verip vermemesidir.Isto é uma pessoa local que pode estar a decidir entrar no mercado do "babysitting".
Yani bu, potansiyel yerli bir insanın bebek bakımını yapmaya karar verip vermemesidir.보모 일을 시작할지 고민 중인 한 지역 주민이 있습니다.
Yani bu, potansiyel yerli bir insanın bebek bakımını yapmaya karar verip vermemesidir.Quindi una persona del posto magari sta decidendo se fare la baby-sitter o no.
Yani bu, potansiyel yerli bir insanın bebek bakımını yapmaya karar verip vermemesidir.Tak więc ktoś miejscowy zastanawia się czy wkroczyć na rynek opieki nad dziećmi.
Yani bu, potansiyel yerli bir insanın bebek bakımını yapmaya karar verip vermemesidir.Voici une personne locale qui doit potentiellement décider d'entrer ou pas dans le marché du babysitting.
Yani bu, potansiyel yerli bir insanın bebek bakımını yapmaya karar verip vermemesidir.Κι έτσι είναι ένας ντόπιος που ενδεχομένως αποφασίζει εάν θα εισέλθει στην αγορά της φύλαξης μωρών.
Yani bu, potansiyel yerli bir insanın bebek bakımını yapmaya karar verip vermemesidir.Итак, это местный житель, потенциально решающий, стоит ли выходить на рынок услуг по уходу за детьми.
Yani bu, potansiyel yerli bir insanın bebek bakımını yapmaya karar verip vermemesidir.Това е местен човек, който решава дали да влезе в пазара за гледане на бебета.
Yani bu, potansiyel yerli bir insanın bebek bakımını yapmaya karar verip vermemesidir.הרי לכם אדם מקומי שאולי יחליט להיכנס לשוק השמרטפות.
Yani bu, potansiyel yerli bir insanın bebek bakımını yapmaya karar verip vermemesidir.فلنفترض أن هناك شخص محلي يحتمل أن يُقَرِّر ما إذا كان سيلج سوق مجالسه الأطفال.
Yani bu, potansiyel yerli bir insanın bebek bakımını yapmaya karar verip vermemesidir.始めようか迷っています 市場に参入するなら 市場調査と人材育成に お金が必要だと気付いているかもしれません
Yani gerçekten, dağılmıştık, ama sonuçta ona bakmaya başladık, ve tepki vermemiz gerektiğini fark ettik.Complétement touché le fond. Puis finalement, en le regardant et nous nous sommes dit : il faut réagir.
Yani gerçekten, dağılmıştık, ama sonuçta ona bakmaya başladık, ve tepki vermemiz gerektiğini fark ettik.Eravamo veramente giù, ma alla fine, abbiamo iniziato a guardarlo, e ci siamo detti che dovevamo reagire.
Yani gerçekten, dağılmıştık, ama sonuçta ona bakmaya başladık, ve tepki vermemiz gerektiğini fark ettik.Fakt hrozne, ale nakoniec sme sa naňho pozreli a povedali sme si, že musíme niečo urobiť.
Yani gerçekten, dağılmıştık, ama sonuçta ona bakmaya başladık, ve tepki vermemiz gerektiğini fark ettik.Fomos mesmo abaixo, mas depois, começámos a olhar para ele, e dissemos, temos de reagir.
Yani gerçekten, dağılmıştık, ama sonuçta ona bakmaya başladık, ve tepki vermemiz gerektiğini fark ettik.Jag menar att vi verkligen bröt ihop, men till slut började vi se på honom och sade att vi måste reagera.
Yani gerçekten, dağılmıştık, ama sonuçta ona bakmaya başladık, ve tepki vermemiz gerektiğini fark ettik.Jeg mener vi gik virkelig ned, men i sidste ende, begyndte vi at kigge på ham, og vi sagde, vi skal reagere.
Yani gerçekten, dağılmıştık, ama sonuçta ona bakmaya başladık, ve tepki vermemiz gerektiğini fark ettik.Kami benar-benar hancur, namun pada akhirnya kami mulai melihatnya, dan berkata, kami harus bertindak.
Yani gerçekten, dağılmıştık, ama sonuçta ona bakmaya başladık, ve tepki vermemiz gerektiğini fark ettik.정말 많이 좌절했지만 끝내는 그 아이를 보기 시작했고 우리가 대응해야 한다고 말했어요.
Yani gerçekten, dağılmıştık, ama sonuçta ona bakmaya başladık, ve tepki vermemiz gerektiğini fark ettik.Naprawdę się załamaliśmy, ale ostatecznie zaczęliśmy na niego patrzeć i stwierdziliśmy, że trzeba zareagować.
Yani gerçekten, dağılmıştık, ama sonuçta ona bakmaya başladık, ve tepki vermemiz gerektiğini fark ettik.Nos deprimimos profundamente, hasta que finalmente comenzamos a mirarlo y nos dijimos: debemos reaccionar.
Yani gerçekten, dağılmıştık, ama sonuçta ona bakmaya başladık, ve tepki vermemiz gerektiğini fark ettik.Schließlich sahen wir ihn an, und sagten uns: Wir müssen handeln.
Yani gerçekten, dağılmıştık, ama sonuçta ona bakmaya başladık, ve tepki vermemiz gerektiğini fark ettik.Skutečně hrozně, ale nakonec jsme se na něj podívali a řekli jsme si, že musíme něco udělat.
Yani gerçekten, dağılmıştık, ama sonuçta ona bakmaya başladık, ve tepki vermemiz gerektiğini fark ettik.Todella alas, mutta sitten aloimme kiinnittää huomiota häneen. Tajusimme, että meidän on toimittava.
Yani gerçekten, dağılmıştık, ama sonuçta ona bakmaya başladık, ve tepki vermemiz gerektiğini fark ettik.Úgy értem, igazán elkeseredtünk, de végül, ránéztünk, és azt mondtuk: valamit kell tennünk.
Yani gerçekten, dağılmıştık, ama sonuçta ona bakmaya başladık, ve tepki vermemiz gerektiğini fark ettik.We waren echt down, maar uiteindelijk begonnen we naar hem te kijken. We zeiden: "We moeten iets doen."
Yani gerçekten, dağılmıştık, ama sonuçta ona bakmaya başladık, ve tepki vermemiz gerektiğini fark ettik.Ý tôi là thực sự thất vọng, nhưng cuối cùng, chúng tôi nhìn lại bé, và cùng nói, chúng ta phải hành động.
Yani gerçekten, dağılmıştık, ama sonuçta ona bakmaya başladık, ve tepki vermemiz gerektiğini fark ettik.Ми дійсно здалися, але насамкінець, ми подивилися на нього, і сказали, що маємо якось реагувати.
Yani gerçekten, dağılmıştık, ama sonuçta ona bakmaya başladık, ve tepki vermemiz gerektiğini fark ettik.Наистина бяхме сломени, но накрая започнахме да го поглеждаме и да мислим, трявба да реагираме.
Yani gerçekten, dağılmıştık, ama sonuçta ona bakmaya başladık, ve tepki vermemiz gerektiğini fark ettik.ממש התמוטטנו, אבל בסוף, התחלנו להביט בו, ואמרנו שאנו חייבים להגיב.
Yani gerçekten, dağılmıştık, ama sonuçta ona bakmaya başladık, ve tepki vermemiz gerektiğini fark ettik.أعني ، كنا محبطين حقاً، لكن في النهاية، بدأنا ننظر اليه، وقلنا، ينبغي أن نفعل شيئاً.
Yani gerçekten, dağılmıştık, ama sonuçta ona bakmaya başladık, ve tepki vermemiz gerektiğini fark ettik.息子の顔を見て 何かしなくちゃと思いました 妻が言ったように 私たちはすぐ生活を変えました
Yani ötenaziye karşıyım, fakat kontrolü insanlara geri vermemiz gerektiğini düşünüyorum.Ich bin also gegen Sterbehilfe, aber die Menschen müssen entscheiden dürfen.
Yani ötenaziye karşıyım, fakat kontrolü insanlara geri vermemiz gerektiğini düşünüyorum.Ik ben dus tegen euthanasie, maar we moeten mensen er wel wat controle voor teruggeven.
Yani ötenaziye karşıyım, fakat kontrolü insanlara geri vermemiz gerektiğini düşünüyorum.Jestem przeciwnikiem eutanazji, ale myślę, że musimy przywrócić ludziom pewną kontrolę.
Yani ötenaziye karşıyım, fakat kontrolü insanlara geri vermemiz gerektiğini düşünüyorum.Je suis donc un opposant à l'euthanasie, mais je pense que nous devons redonner aux gens une part de contrôle.
Yani ötenaziye karşıyım, fakat kontrolü insanlara geri vermemiz gerektiğini düşünüyorum.그래서 저는 안락사에 반대하지만, 사람들에게 선택의 권한을 주고 싶어요.
Yani ötenaziye karşıyım, fakat kontrolü insanlara geri vermemiz gerektiğini düşünüyorum.Mă opun eutanasierii, dar cred că trebuie să redăm oamenilor controlul.
Yani ötenaziye karşıyım, fakat kontrolü insanlara geri vermemiz gerektiğini düşünüyorum.Por eso me opongo a la eutanasia. Pero creo que tenemos que devolverle a la gente algo de control.
Yani ötenaziye karşıyım, fakat kontrolü insanlara geri vermemiz gerektiğini düşünüyorum.Portanto, sou um opositor da eutanásia mas acho que temos de devolver às pessoas algum controlo.
Yani ötenaziye karşıyım, fakat kontrolü insanlara geri vermemiz gerektiğini düşünüyorum.Quindi, io sono contrario all'eutanasia, ma penso che dobbiamo ridare alle persone qualche tipo di controllo.
Yani ötenaziye karşıyım, fakat kontrolü insanlara geri vermemiz gerektiğini düşünüyorum.Så jeg er modstander af aktiv dødshjælp, men jeg mener vi skal give folk noget kontrol tilbage.
Yani ötenaziye karşıyım, fakat kontrolü insanlara geri vermemiz gerektiğini düşünüyorum.Som proti eutanázii, ale ľuďom by sme mali vrátiť určitú kontrolu.
Yani ötenaziye karşıyım, fakat kontrolü insanlara geri vermemiz gerektiğini düşünüyorum.Takže jsem odpůrce eutanazie, ale jsem přesvědčen, že musíme lidem vrátit kontrolu.
Yani ötenaziye karşıyım, fakat kontrolü insanlara geri vermemiz gerektiğini düşünüyorum.Tehát az eutanázia ellen vagyok, de úgy vélem, az embereknek jár némi önrendelkezés.
Yani ötenaziye karşıyım, fakat kontrolü insanlara geri vermemiz gerektiğini düşünüyorum.Οπότε είμαι αντίπαλος της ευθανασίας, αλλά νομίζω πρέπει να δώσουμε πίσω λίγο έλεγχο στους ανθρώπους.
Yani ötenaziye karşıyım, fakat kontrolü insanlara geri vermemiz gerektiğini düşünüyorum.Итак, я против эвтаназии, но я думаю, мы должны позволить людям хоть немного контролировать.
Yani ötenaziye karşıyım, fakat kontrolü insanlara geri vermemiz gerektiğini düşünüyorum.І так, я противник евтаназії, але я таки думаю, що ми повинні давати людям хоч трохи контролю.
Yani ötenaziye karşıyım, fakat kontrolü insanlara geri vermemiz gerektiğini düşünüyorum.כך שאני מתנגד להמתת-חסד, אך לדעתי עלינו להחזיר לאנשים מידה מסוימת של שליטה.
Yani ötenaziye karşıyım, fakat kontrolü insanlara geri vermemiz gerektiğini düşünüyorum.لذا أنا ضد القتل الرحيم، لكن أعتقد أنه يجب ان نعطي الأشخاص بعض من السيطرة.
Yani ötenaziye karşıyım, fakat kontrolü insanlara geri vermemiz gerektiğini düşünüyorum.本人に決定権を戻すべきです そうすることで 安楽死を廃止するのです
Yaşam bir kararlar dizisidir, sırada ne yapmamız gerektiğine karar vermemiz için sürekli baskı uygular.A vida é uma corrente de escolhas criando uma pressão constante para decidir o que fazer a seguir.
Yaşam bir kararlar dizisidir, sırada ne yapmamız gerektiğine karar vermemiz için sürekli baskı uygular.Het leven is een aaneenrijging van keuzes met een constante druk om te beslissen wat de volgende stap is.
Yaşam bir kararlar dizisidir, sırada ne yapmamız gerektiğine karar vermemiz için sürekli baskı uygular.Hidup adalah sekumpulan dari pilihan menciptakan tekanan konstan untuk memutuskan apa yang harus dilakukan.
Yaşam bir kararlar dizisidir, sırada ne yapmamız gerektiğine karar vermemiz için sürekli baskı uygular.삶이란 다음에 무엇을 할 것인지 정해야 하는 끊임없는 압력이 생기는 선택의 연속이라는 거죠.
Yaşam bir kararlar dizisidir, sırada ne yapmamız gerektiğine karar vermemiz için sürekli baskı uygular.La vida es una serie de opciones que crean una presión constante para decidir qué hacer a continuación.
Yaşam bir kararlar dizisidir, sırada ne yapmamız gerektiğine karar vermemiz için sürekli baskı uygular.La vie est une série de choix créant une pression constante pour décider de que faire ensuite.
Yaşam bir kararlar dizisidir, sırada ne yapmamız gerektiğine karar vermemiz için sürekli baskı uygular.La vita e' una serie di scelte che creano una pressione costante per decidere cosa fare.
Yaşam bir kararlar dizisidir, sırada ne yapmamız gerektiğine karar vermemiz için sürekli baskı uygular.Livet består av en rad val vilket skapar en konstant press att bestämma vad man ska göra härnäst.