Avusturya, genellikle çifte vatandaşlığa izin vermemektedir.Moçambique tillåter inte dubbla medborgarskap.
2008'den beri kimseye pay vermemektedir.Priset har emellertid inte delats ut sedan 2008.
Bu sizi hiçbir şeyin alt etmesine izin vermemekle ilintilidir."Ni måste se det här så att ni kan förstå, så att ni bara kan börja förstå."
Sağlık ocağı olup, hizmet vermemektedir.Öppenvård är en mottagningsvård ej på avdelning.
Çiçek'in savaştaki rolü hakkında Theofanis bilgi vermemiştir.Guthries uppfattning spelar inte längre någon roll inom forskningen.
Birbirine bitişik inşa edilmiş yapılar duvarlardan bir geçit vermemektedir.Konstruktivt skiljer man mellan bärande väggar och icke bärande väggar.
Bu iki tank da savaş alanında hizmet vermemiştir.Ingen stridsvagn hann tjänstgöra under detta namn.
Ama büyükşehir yasası buna izin vermemektedir.Örebro tingsrätt beviljade dock inte detta.
Hükümetin parlamento desteğine güven vermemiştir.Regeringen är underställd parlamentets godkännande.
O dev restoran zinciri, bir bardak suyu vermemiş.Alla gasoljelampor saknade glas.
İddiaya göre 50 Cent, Bang 'Em Smurf'e payını vermemişti.50 Cent нібито не дав Bang'em Smurf його частку.
Fakat çalışmayı yürütenler çalışmayı devam ettirmiş ve katılımcılara penisilin vermemiştir.Однак керівники дослідженнями продовжили досліди і не пропонували піддослідним лікування пеніциліном.
Kadın kimsenin içeri girmesine izin vermemektedir.В середину нікого не впускають.
Ad impossibilia nemo tenetur Hiç kimse yapamayacağı şeyler için söz vermemelidir.Ad impossibilia nemo tenetur – Ніхто не зобов’язаний робити неможливе.
Ev aramaları da pek sonuç vermemişti.Їх пошук також нічого не дав.
2008'den beri kimseye pay vermemektedir.З 2008 року не використовується.
Buğday vermem sana. " demiş.Дайте нам хліба!»
Hızlı karar vermemi sağlamak konusunda başarılıydı.Він переконав негайно прийняти рішення.
Micheal bilgiyi vermemek için direnince Abruzzi'nin adamları O'na vururlar.Майкл сподівається, що без його допомоги Даріуса нарешті вб'ють.
Buğday vermem sana. " demiş.Vždyť je to vaše pšenice."
"Kim bana verse, ben de ona vereyim; kim bana vermezse, ben de ona vermem."Vždyť co já dovedu, lid neschvaluje, a co lid schvaluje, nedovedu já."
Fakat çalışmayı yürütenler çalışmayı devam ettirmiş ve katılımcılara penisilin vermemiştir.Organizátoři však ve studii pokračovali a léčbu penicilinem účastníkům studie nenabídli.
İsrail'e başka hiçbir ulus bu kadar zarar vermemiştir.Ty nezpůsobily v Izraeli žádné škody.
Bununla beraber Selçuklular hemen hemen hiç esir vermemiştir.Nevykazují však znaky trpasličího vzrůstu (nanismu).
Türkiye, bu takviyenin herhangi bir mukavemete sebebiyet vermemesi konusunda ikna oldu.Turecká strana dala najevo, že nehodlá činit žádné ústupky v této oblasti.
Bu hususta cesurane hüküm vermemek için elde kâfi işaretler vardı.Pro vyřešení této hádanky není dosud dostatek věrohodných důkazů.
Dört lokomotif de günümüzde servis vermemektedir.Ostatní lokomotivy slouží v provozu i nadále.
Köylüye herhangi bir zarar vermemişlerdir.Rolníci přece neprovedli nic špatného!
Kadın kimsenin içeri girmesine izin vermemektedir.Nikdo z přátel se nemá k tomu, aby jej navštívil.
Zira Romalılar artık tüm sahilleri kontrol etmekte ve tehdit oluşturacak bir güce izin vermemekteydiler.Nejspíše již nepovažovali Římany za hrozbu a přestali jim věnovat pozornost.
Fakat bu kavramın her iki tanımı da asıl cevabı vermemektedir.Zaměňování obou názvů však nepřináší žádné praktické potíže.
Ama son yıllarda yapılan çalışmalar netice vermemiştir.V posledních dekádách se však projevuje jako neefektivní.
Maalesef ölümcül hastalık bu planların gerçekleşmesine imkân vermemiştir.Náhlá smrt mu však nedovolila tento záměr realizovat.
Günümüzde bölgede hiçbir Okul hizmet vermemektedir.V dnešní době by v každé třídě neměl chybět počítač.
Bu çatışmada Amerikan tarafı hiçbir kayıp vermemiştir.Na americké straně nebyly žádné ztráty.
Hükümetin parlamento desteğine güven vermemiştir.Vláda musí nyní získat důveru parlamentu.
Herodot tarafların kayıpları hakkında bir rakam vermemektedir.Neúspěch ovšem Vratislav nezaplatil ztrátou údělu.
Eski eşi ne kadar nafaka istese de vermemekte direnir.Kolik ovcí mají dát nejmladšímu, aby to bylo spravedlivé?
Çalışması muhtemelen seçicidir ve dahası herhangi bir tarih vermemektedir.Vycházíme z toho, že naše aktivita je prostě zjevná, a nemusíme ji tedy nijak dál dokazovat.
Ev aramaları da pek sonuç vermemişti.Pátrání nepřineslo žádné užitečné výsledky.
Pilotlar yatlarının diğer araçlara değmesine ve onları engellemesine izin vermemelidir.V mraku pilot pochopitelně nemůže vidět ostatní letadla a vyhnout se jim.
Bunun pek çok anlamı var ve bir dakika için albümüme bu adı vermemin eğlenceli olabileceğini düşündüm.Are o mulțime de sensuri, și pentru un minut, m-am gândit că ar fi un titlu haios pentru albumul meu.
Kadın kimsenin içeri girmesine izin vermemektedir.El nu lăsa pe nimeni să intre acolo.
Bu çatışmada Amerikan tarafı hiçbir kayıp vermemiştir.Pe acest stadion Spania nu a pierdut nici un meci internațional.
Lupus'un oğlu Arnefrit, Friuli'yi talep etse de Grimoald buna izin vermemiştir.Fiul său, Arnefrid a revendicat Friuli la moartea tatălui său, însă Grimoald s-a opus acestuia.
Öte yandan, Jean Calvin gibi diğer yorumcular, kitabın yazılış zamanına önem vermemektedir.Totuși, istorici precum Walter Goffart acordă prea puțină încredere acestei versiuni.
Fakat kimseye haber vermemiştir ve babası birkaç dakika önce oğlunun olduğu yere ateş açacaktır.A anunțat de asemenea că este gravidă, și că vrea să dea naștere copilului al cărui tată este Ateş.
Fakat Yunan hükümetleri bu dili yasal olarak tanımamışlar ve öğretim kurumlarında yer vermemişlerdir.Totuși legile federale și actele oficiale nu trebuie să fie decretate și în această limbă.
Hızlı karar vermemi sağlamak konusunda başarılıydı.Putea lua rapid hotărâri.
Ama son yıllarda yapılan çalışmalar netice vermemiştir.Momentele de cumpănă nu au ocolit-o nici în ultimii ani.
Hükümetin parlamento desteğine güven vermemiştir.Guvernul trebuie să se bucure de încrederea Parlamentului.
Ancak son zamanlardaki ağaç gelişimi artık görüşe izin vermemektedir.Odată cu trecerea timpului, pădurea nu mai poate fi înțeleasă.
ACF fuara her firmanın katılmasına izin vermemiştir.Logo-ul WWF Attitude nu a mai putut fi folosit pe nici unul din produsele firmei .
Kilo vermem lazım, bu yüzden diyet yapacağım.Trebuie să slăbesc de aceea voi ţine o dietă.
Ebeveynlerine karşılık vermemelisin.Nu trebuie să le răspunzi urât părinților tăi.
Romanya ilk kez Moldova'ya 12 puan vermemiştir.Érdekesség, hogy Románia először nem adott 12 pontot Moldovának, csak 10-et.
Çünkü buraya gelirse ve eğer otoritemin bir değeri varsa, onun buradan canlı ayrılmasına asla izin vermem."Ha idejön, ha az én befolyásom nyom valamit a latba, élve innen el nem engedem.”
Uluslararası Çalışma Örgütü ILO grevi bir hak olarak kabul ederken lokavta yer vermemiştir.A Nemzetközi Munkaügyi Szervezet (ILO) nem ismeri el a sztrájkjogot politikai érdekek érvényesítésére.
Bu durumu duyan annesi Frigg herkesi Balder'e karşı zarar vermemeleri konusunda baskı yaptı ve yemin ettirdi.Frigg, Baldr anyja megesketett mindent és mindenkit: nem fogja bántani Baldrt.
2008'den beri kimseye pay vermemektedir.2008. novembere óta nem kapott meghívót.