Tom için bir akşam yemeği veriyoruz.We're giving a dinner for Tom.
Yarın benim yerimde küçük bir parti veriyorum. Gelmek ister misin?I'm having a little get-together tomorrow at my place. Would you like to come?
Tom şu anda bir sınıfa ders veriyor.Tom is teaching a class right now.
"Söz veriyor musun?" "Evet.""Do you promise?" "Yes."
Okul hakkında neye önem veriyorsun? Yarın oraya gidebilirsin.What do you care about school? You can go there tomorrow.
Tom yarın burada olmayacak. Sana bu kadar çok garanti veriyorum.Tom won't be here tomorrow. I guarantee you that much.
Gerçek, acı veriyor, değil mi?The truth hurts, doesn't it?
Bronz çan güzel ses veriyor.The bronze bell sounds nice.
Sanırım ağladın. Nedenini bana söyleyebilir misin? Bir şey acı veriyor mu?I think you cried. Could you tell me why? Does something hurt?
Doktor Tom'a söz veriyorum.I give the floor to Dr. Tom.
Bu büyük kitap beynime zarar veriyor.This big book makes my brain hurt.
Kararları kim veriyor?Who's making the decisions?
Sana kalbimi veriyorum.I give you my heart.
Hayal gücümüz uzayda seyahat etmemize izin veriyor.Our imagination lets us travel around space.
Jeofizikçi okulda ders veriyor.The geophysicist teaches in the school.
Söz veriyorum, seni asla terk etmeyeceğim.I promise I'll never leave you.
Gelecek sefer daha fazla uğraşacağıma söz veriyorum.I promise I'll try harder next time.
Giderlerden sonra kazancın üçte birini sana söz veriyorum.I promise you a third of the profits after expenses.
Denemen için izin veriyorum.You have my permission to try.
Bütün buna ne anlam veriyorsun?What do you make of all this?
Tom sana kötü tavsiye veriyor.Tom has been giving you bad advice.
Aşkımın bir sembolü olarak bu yüzüğü sana veriyorum.I give you this ring as a symbol of my love.
Söz veriyorum seni Instagram'dan takip edeceğim.I promise I'll follow you on Instagram.
Tom'u bir daha hiç görmeyeceğiz, sana garanti veriyorum.I'll make sure we never see Tom again.
Sana ikinci bir şans veriyorum.I'm giving you a second chance.
Yarın yapacağım. Söz veriyorum.I'll do it tomorrow. I promise.
Sana son bir şans veriyorum.I'm giving you one last chance.
Sana son bir fırsat veriyorum.I'm giving you one last chance.
Tom Mary’nin bisikletini kullanmasına izin veriyor.Tom has been letting Mary use his bicycle.
Sana bir emir veriyorum.I am giving you an order.
Ben bu gece bir parti veriyorum ve herkes davetli.I'm having a party tonight and everyone's invited.
Daha sonra her şeyi açıklayacağıma söz veriyorum.I promise I'll explain everything later.
Bu asla tekrar olmayacak. Sana söz veriyorum.This will never happen again. You have my word.
Bunu satın aldığım mağaza aynı fiyata satıyor ancak daha iyi hizmet veriyor.The store I bought this at sells it for the same price, but has better service.
Bütün bu mesele bana bir baş ağrısı veriyor.This whole affair is giving me a headache.
Neden onu bana veriyorsun?Why give it to me?
Neden şimdi onu bana veriyorsun?Why give it to me now?
Onu yapma hakkını sana ne veriyor?What gives you the right to do that?
Onun doğum günü için Tom'a ne hediye veriyorsun?What are you giving Tom for his birthday?
Sana bir seçme hakkı veriyoruz.We're giving you a choice.
Tom, Mary'ye başka bir şans veriyor.Tom is giving Mary another chance.
Bu bana bir fikir veriyor.This gives me an idea.
Onu sana veriyorum.I'm giving it to you.
Bunu Tom'a veriyor musun?Are you giving this to Tom?
Bana bir seçenek veriyor musun?Are you giving me a choice?
Neden bunu bana veriyorsun?Why are you giving this to me?
Bunu bana neden veriyorsun?Why are you giving it to me?
Onlar Tom'a ilaç veriyor.They're giving Tom medication.
Neden sen bana bunun tümünü veriyorsun?Why are you giving me all this?
Onlar sana hangi ilaçları veriyorlar?What drugs are they giving you?
O bana aşırı sıkıntı veriyor.That gives me the heebie jeebies.
O bana bir fikir veriyor.That gives me an idea.
Bana çok fazla kredi veriyorsun.You're giving me too much credit.
Bana başka bir şans veriyor musunuz?Are you giving me another chance?
Tom sana ikinci bir şans veriyor.Tom is giving you a second chance.
Tom onun teklifini düşünmek için bize zaman veriyor.Tom is giving us time to consider his offer.
O eski araba sana daha fazla sorun veriyor mu?Is that old car giving you any more trouble?
Tom'a karşılık olarak ne veriyorsun?What are you giving Tom in return?
Ben hak ettiğimden daha fazla kredi veriyorsun.You're giving me more credit than I deserve.
Ben hak ettiğimden daha fazla saygınlık veriyorsun.You're giving me more credit than I deserve.