2. Verimliliği arttırmak.2. Erős progresszív adó.
2005 yılında, yakıt hücrelerinin metanolü etanolden çok daha verimli tüketebildiği gözlemlenmiştir.2005-ig ez a legnagyobb objektum, aminek a kvantummechanikai hullámtulajadonságait közvetlenül megfigyelték.
Geri kazanım verimliliği %70-80 civarındadır.Hatásfokuk eléri a 70-80%-ot.
Dünya'ya canlı televizyon yayınını da içeren bu çalışmalar verimli geçti.A Hír TV földindulásszerű tulajdonosváltása őt is érintette.
Klasik yöntemlere göre çok çok verimlidir.Mint azt már Önök is tudják: klasszikus értékeket.
Köyün arazisi verimlidir ve çoğunlukla kara toprağın hakim olduğu bir arazidir.A terület talaja termékeny, többnyire fekete föld.
En verimli gaz yakıtlı santrallerde %50 verim elde edilir.Parhaimmillaan pakokaasuista voidaan kierrättää jopa 50%.
Mac OS 8.1 HFS Plus gibi bilinen yeni, daha verimli dosya sistemini tanıttı.Mac OS 8.1 toi mukanaan uuden HFS+-tiedostojärjestelmän.
Ancak bunlardan çok daha verimlidirler.Se on kuitenkin näitä yksinkertaisempi.
Verimlilik düşüktür.Kannattavuus heikkeni.
Ülkenin batı ve kuzeybatı bölgeleri en verimli topraklara sahiptir.Maan länsi- ja pohjoisosat saavat eniten sadetta.
Bu arazilerin Avrupa'nın en verimli tarım arazileri olduğu kabul edilmektedir.Systeemin ansiosta nämä alueet kuuluvat maapallon hedelmällisimpiin viljelymaihin.
Tarım alanları çok verimli ve geniştir.Seudun maatilat olivat suurehkoja ja menestyviä.
Özelleştirilmiş olan tarım daha verimli hale getirilmiş, tarım alanları da son zamanlarda artırılmıştır.Maanviljely muuttui yhä tärkeämmäksi ja viimeistään nyt ilmestyvät maatalot.
Ballıbabalar verimli topraklarda yetişir ve soğuğa oldukça dayanıklıdır.Valepeltoetana kykenee talvehtimaan missä tahansa elämänvaiheessa ja se kestää hyvin kylmää.
Verimlilik buzula bağlı olarak tehlike altındadır.Uhanalaisuudeltaan laji on luokiteltu vaarantuneeksi.
Taylor endüstriyel verimliliği arttırmayı hedefleyen bir makine mühendisiydi.Taylor kehitti koneenrakennuksen alalla teorioita tuottavuuden parantamiseksi.
Çok verimli bir bölgedir.Alue on hyvin hedelmällistä.
Bu nedenle sadece mutlak değerlerde verimli olmaktadır.Tämän vuoksi se on tehokas vain suhteellisen suurilla annostuksilla.
Reform süresince ücret artışı sanayi verimliliğindeki artışlarla telafi edildi.Verotusuudistuksen nähtiin maksavan itsensä joiltain osin takaisin työllisyyden paranemisen myötä.
Nemli ve verimli orman topraklarını tercih ederler.Laji suosii tiheälatvuksisia ja suuripuisia metsiä.
Çünkü Mars'ta muhtemelen hiçbir zaman verimli bir kabuk geri dönüşüm süreci olmamıştır.Kuitenkaan ei ole olemassa mitään merkkejä siitä, että Marsissa olisi koskaan ollut älyllistä elämää.
Ana amacı ekonomik verimliliği, özellikle de işçi verimliliğini arttırmaktır.Ο κύριος στόχος του είναι η βελτίωση της οικονομικής αποδοτικότητας, ιδίως της παραγωγικότητας της εργασίας.
Migren ağrısı ile çalışmaya devam edenlerde ise yaklaşık üçte bir oranında iş verimliliği azalmaktadır.Όσοι τελικά πηγαίνουν στην εργασία τους με ημικρανία, έχουν μειωμένη αποδοτικότητα κατά περίπου ένα τρίτο.
Novi Sad Voyvodina'nın ekonomik merkezidir ve Sırbistan'ın en verimli tarım bölgesidir.Το Νόβι Σαντ είναι το οικονομικό κέντρο της Βοϊβοντίνας και η πιο εύφορη γεωργική περιοχή της Σερβίας.
Kalan %13 ise gayet verimli arazilerden oluşmaktadır.Το υπόλοιπο 11% προέρχεται από άλλες χώρες.
Ancak bunlardan çok daha verimlidirler.Αλλά είναι πιο πολυσύνθετη από αυτές.
Güç uykusunun temel amacı zamana karşı uyku verimliliğini artırmaktır.Ο power nap ύπνος θεωρείται ότι μεγιστοποιεί την απόδοσή του σε σχέση με το χρόνο.
Verimli bir yerde bulunur.Η θέση του είναι σε εύφορη περιοχή.
Japonya'nın sanayileşmesi sırasında Iizuka Japonya'daki en verimli kömür sahalarının merkezi haline geldi.Κατά την ιαπωνική κατοχή, το ζαχαροκάλαμο έγινε η κύρια βιομηχανία των νησιών.
Doğal olarak bu özelliği ile verimsiz bir toprağı verimli hale getirebilir.Έτσι η συσσώρευση αυτή θα έδινε στη Γη μια μορφή ελλειψοειδούς.
İlçenin genelinde yeşillik ve verimli topraklar hakimdir.Στερεάς Ελλάδος Αττικής και Βοιωτίας Βάλτου Αιτωλοακαρνανίας Δυτ.
Bu rol onun verimli oyunculuk hayatının başlangıcı oldu.Αυτή ήταν η πραγματική αρχή της καριέρας του στην ηθοποιία.
Bu da verimlilik kaybına dönüşebilir.Αυτό μπορεί να μεταφραστεί σε απώλεια παραγωγικότητας.
Migren, önemli derecede hem tıbbi masraflara hem de verimlilik kaybına neden olmaktadır.Οι ημικρανίες αποτελούν σημαντική αιτία για αυξημένα ιατρικά έξοδα και απώλεια παραγωγικότητας.
Bu işlemciler, hem performans hem verimlilik açısından rakip Intel işlemcilerin ilerisindedirler.Αγορά: οικονομικά και ποιοτικά σε σκεπτόμενους ταξιδιώτες.
1826 yılında Benoit Fourneyron yüksek verimli (80%) dış akışlı su türbinini geliştirdi.I 1826 udviklede Benoit Fourneyron en høj-effektiv (80%) udvendig-flow vandturbine.
Bir enzimin verimliliği kcat/Km olarak ifade edilebilir.Et enzyms effektivitet kan udtrykkes som kcat/Km.
Tanrı sana göklerin çiyinden ve yerin verimli topraklarından bol buğday ve şarap versin."Gud give dig himlens dug og jordens frugtbarhed, korn og vin i overflod.
1848 yılında James B. Francis türbin verimliliğinin 90% olması için bu tasarımları geliştirdi.I 1848 forbedrede James B. Francis disse designs og skabte en turbine med 90% effektivitet.
Ülkenin batı ve kuzeybatı bölgeleri en verimli topraklara sahiptir.I sør- og vestlandsk har man det enkleste system.
İkinci mürettebatı Soyuz 11 ile istasyona ulaştı ve 23 gün kalarak verimli çalışmalarda bulundu.En anden besætning blev opsendt med Sojuz 11 og blev om bord på rumstationen i 23 dage.
Önündeki 11 yıl boyunca muhteşem matematikçi olarak hayatının en verimli dönemini geçirdi.De næste 11 år som kejserlig matematiker blev de mest produktive år i hans liv.
Bu açık ara kullanılan en verimli yöntemdir.Dette er den klart mest brugte måde.
Bilgi merkezleri kullanıcılarına verimli hizmeti verebilmesi için bazı özelliklere sahip olmalıdır.Hvorledes sikrer data center at kunden har adgang til passende services.
Daha verimli üreme.Mere strukturfoder.
Seçici ve yüksek verimli bir ağdır.Det er et både hårdt og stærkt træ.
List, Adam Smith'in işgücü verimliğinin ulusal refahın temeli olduğu görüşünü doğru buluyordu.Det var en betydelig ændring af Adam Smith's tanker om at bestemme udbudsprisen.
En verimli dönemi 70'li yıllardır.Dette blev det sidste distancestævne i over 70 år.
Bağlantı yüksek verimlilik için sıkı olmalıdır.Træningen skal have en forholdsvis høj intensitet.
Ancak bu yöntemin verimlilik ve güvenlik açısından bazı sakıncaları da vardır.Denne skikken (å be og ofre for de avdøde) blir her betegnet som en from og gudfryktig handling.
Hithlum soğuk ve yağmurlu, buna karşın çok verimli bir araziydi.Hithlum var svært kaldt og regnfylt, men ganske fruktbart.
Gelmiş geçmiş en verimli öğretmendir.Høyem er utdannet lærer.
Osmanlılar ile Safevîler, 150 yıldan daha uzun bir süre Irak'ın verimli toprakları uğruna savaştılar.De osmanske tyrkerne og safavidene kjempet om de fruktbare slettene i Irak i mer enn 150 år.
İşletmenin üretim kapasitesinin verimli biçimde kullanılmasını sağlayacak talebi yaratmak.Vil det være mulig å utvikle ideen slik at produktet kan produseres lønnsomt?
1890’lar Debussy’nin kariyerindeki en verimli dönemdir.Årene 1893–1894 var kanskje de mest produktive i Beardsleys liv og karriere.
1979 yılı onun için verimli bir yıl oldu.1979 ble siste sesong for en stund.
Her yıl dünyada en verimli üst kısmından olmak üzere 24 milyar ton toprak erozyon ile taşınmaktadır.Det er anslått at det hvert år eroderes bort 30—40 milliarder tonn jord fra verdens jordbruksområder.
En verimli gaz yakıtlı santrallerde %50 verim elde edilir.Man kan vente opptil 5% høyere bensinforbruk.
Kalan %13 ise gayet verimli arazilerden oluşmaktadır.De resterende 30 % er i IT Fornebus eie.