Kendisine zarar veren, vermeye kalkan kişileri kesinlikle affetmez.妹想いであり椋に危害を加える者には容赦をしない。
Oyunda Pekka ve ejderhadan sonra en fazla hasarı veren 3.üncü birliktir.作中で最も三橋と伊藤を苦しめた内の1人。
Antinatalizm ya da doğum karşıtlığı, doğuma negatif değer veren felsefi bir görüştür.反出生主義(はんしゅっしょうしゅぎ、英: Antinatalism)とは、子供を持つ事に対して否定的な意見を持つ哲学的な立場である。
Tam bu sırada karşısına umut veren bir fırsat çıkmıştır.それは歩むこの先に希望があることを信じているから。
Bugün hizmet veren binalar, o dönemde inşa edilmiştir.この時建てられた建物が現在の姿である。
Ellet'a göre Virginia, Osgood'un mektubundaki "korku veren paragraflar"a dikkat çekti.根据埃利特的说法,弗吉尼亚指出奥斯古德信中有些“让人担忧的言辞”。
Belgrad'da birçoğu bütün seviyelerde sporculara hizmet veren yaklaşık bin spor tesisi vardır.贝尔格莱德有约1,000处体育设施,其中多数有能力承办各级别体育赛事。
1954 yılında başarısız bir teşebbüsten sonra Narayan 1956 yılında solo konserler veren bir sanatçı oldu.在经历1954年的一次失败的尝试后,那拉扬1956年成为一名独奏音乐会艺术家,并随后结束了伴奏生涯。
Silezya’daki ilham veren köy gibi, Kopernik’in soyadı farklı şekillerde okunurdu.就如西里西亚村庄激发的灵感,哥白尼的姓氏的有多个不同的拼写。
Bunun tam tersi olan süreç olan yoğuşma ısı veren bir süreçtir.對於一個可逆的過程,這與絕熱過程一樣。
(Alıkışlar) Esbabı ise lisanım, bana şeref veren lisanım okur yazar olmaklığımdır.若 (A, l) 是一個標記,則稱 A 重合於 l 或 l 重合於 A(此一關係具對稱性),且寫作 A I l。
Bana destek veren herkese ve tüm teknik ekibe teşekkür ediyorum.感谢每一位帮助过我的人,我的律师。
Daha erken ve daha çok doğru yanıt veren daha çok puan alır.也許您有更多、更好、更妙的回答。
Onları ayakta tutan ve bu hayali sürdürmelerine imkan verense ufak bir ışık kaynağıdır.其權力增漲的過程,實得力於權詐的多,得於資望功勳的少。
Serinin ikinci albümüne ismini veren ''Heroes'' teklisi, Bowie'nin popülerliğini iyice arttırmıştır.小说的第三个“玩笑”让路德维克陷入更深的痛苦之中。
Metropol bölgede hizmet veren banliyö treni, şehrin idari bölümlerinin dışına da çıkar.布爾諾路面電車除了市中心外也服務市郊地區。
Fahişe, para karşılığı seks hizmetleri veren kişi.매춘부(賣春婦)는 성적 서비스를 제공함으로써 돈을 버는 여성을 가리킨다.
Herodot, Pers Ordusu'na asker veren 46 etnik grubun adını belirtmektedir.헤로도토스는 군대가 징병된 46개 나라의 이름을 제시하고 있다.
Ancak 1947'de Frank Tipler’in analizine kadar kapalı zaman eğrilerine izin veren bir şekilde tanınmadı.하지만, 1974년 프랭크 티플러가 이 원통을 자세히 분석하기 전까지는 닫힌 시간 곡선을 만들 수 있는 물체임을 알지 못했다.
"Dünya lezzeti" anlamını veren bu söz, "Mond" (dünya) ve "delēz" (lezzet) sözlerinden oluşturuldu.‘인생은 공(空), 파멸’이라고 쓰인 유서를 남겼다고 한다.
Hemen ailesine telefon eder ama cevap veren olmaz.가족에게 알린다, 알리지 않는다.
Özel Ege Lisesi , okul öncesinden üniversiteye kadar eğitim veren bir K-12 okuldur.K-12는 유치원에서부터 고등학교를 졸업할 때까지의 교육기간을 말한다.
Terim, mobil iletime izin veren herhangi bir ürünün kullanımına atıfta bulunmak için kullanılmıştır.이 용어는 모바일 통신을 허용하는 모든 제품의 사용을 가리키는데 사용되고 있다.
Köyün ekonomisi yaz aylarında ürün veren fındık ağaçlarına dayanır.Золоті балки уособлюють навколишні пшеничні лани.
Beyaz Rusya, Avrupa'da idam cezası veren tek ülkedir.Білорусь є єдиною країною, яку боїться Росія.
Ne mutlu bana ki, oyunlarına gerçek adını veren akıllı bir oyuncu ile karşılaştım.Став відомим завдяки доведенню теореми, яка отримала його ім'я.
Caracas metrosu (İspanyolca: Metro de Caracas), Venezuela'nın başkenti Caracas'ta hizmet veren metro ağı.Metro de Caracas) — система ліній метрополітену в місті Каракас, Венесуела.
Daha sonra Christine kendisine zarar veren bu gençleri öldürmüştür.Пізніше Альтаїр убив тих, хто винен у її смерті.
Acil durum sinyali veren ekip uçağı başarıyla indirmeyi başardı.Posádka letounu vyslala nouzový signál, ale dokázala s letounem bezpečně přistát.
Firma uydu telekomünikasyon alanında hizmet veren bir şirkettir.Telefónica je akciová společnost s celosvětovou působností podnikající v oboru telekomunikačních služeb.
Ağır kayıp veren İngiliz güçleri, geri çekildi.Zklamaní Angličané odtáhnou pryč.
Öldüğünde en uzun süreli hizmet veren üyeydi.V době úmrtí byl jejím nejstarším členem.
Surface Pro 3, cihazın arkasına gri mat bir bitiş veren magnezyum alaşımından yapılmış bir gövdeye sahiptir.Surface Pro 3 má tělo vyrobeno z magnézia, které mu dodává šedý matný povrch.
Çalışmaya adını veren 'Söke Söke'ye klip de çekilmiştir.Jak křižovatka U Práce k názvu přišla.
Kulübe isimini veren kurucuları değildi.Pro fronty pojmenované server nepotřebujete.
Ayrıca şehirde hizmet veren çok sayıda taksi şirketleri bulunmaktadır.În plus, există numeroase companii de taxi care deservesc orașul.
Sektörlere önem veren bir mantığa dayalı kültür ekonomisinden farklıdır.Ea diferă de economia culturii, care se sprijină pe o logică sectorială.
Ext4 desteği veren 2.6.28 çekirdeği 25 Aralık 2008 tarihinde yayınlandı.Nucleul 2.6.28, care conține sistemul de fișiere ext4, a fost lansat în 25 decembrie 2008.
1946 - Üniversitelere özerklik veren 4936 sayılı kanun kabul edildi.În 1949, Universitatea Liberă avea 4.946 de studenți înmatriculați.
Mahallenin yaşlıları da köye kesinlik veren tarihi bilmiyorlardır.Locuitorii din sat nu pot preciza exact asupra momentului constituirii satului.
Ücretsiz eğitim veren bir kuruluştu.Absolută gratuitate a învățăturilor.
Haziran 2007'de rapçı Lil Mama'ya özellik veren bir remix ortaya çıktı.2007 júliusában megjelent a remixe, amiben közreműködött Lil Mama.
Fahişe, para karşılığı seks hizmetleri veren kişi.A szexmunkás olyan személy, aki azzal keres pénzt, hogy szexuális szolgáltatásokat nyújt, szexmunkát végez.
Şarkıcılığa ara veren Sia, şarkı yazarı olarak çalışmaya başladı.Kivált az együttesből, és szólóelőadóként kezdett énekelni.
Havale ise çifte yetki veren hukuki bir işlemdir.A törvényhozás kétkamarás hasonló hatáskörrel.
Weber testi hızlı sonuç veren bir duyma testidir.A Weber-teszt a hallás egyik gyors szűrőtesztje.
Ülkeye ve ülke vatandaşlarına adını veren bu grup nüfusun %16,9'unu teşkil etmektedir.Felekezeten kívülinek a város lakosságának 16,9%-a vallotta magát.
Öyle ki oy verenler sadece erkek nüfusunun küçük bir kısmıydı.Äänioikeus oli usein rajattu vain pienelle osalle väestöstä.
19. yüzyılın ikinci yarısında Slovence eğitim veren bir üniversitenin kurulması ihtiyacı duymuştur.1800-luvulla kehittyi maalaustaiteen slovakialainen koulukunta.
Ayrıca, il genelinde yayımlanıp basılan birçok gazete ve radyo hizmeti veren istasyonlar bulunmaktadır.Tätä varten useilla radioasemilla on uutis- ja ajankohtaistoimitus.
Konferansa oy veren 16 delege katılmıştır.Kokouksessa 16 läsnäolijaa ilmoittautuivat jäseniksi.
26 Ekim - Türk kadınlarına muhtar seçme ve seçilme hakkı veren kanun kabul edildi.16. toukokuuta – Kuwaitin parlamentti myönsi naisille äänioikeuden ja vaalikelpoisuuden.
Ateş, yüksek sıcaklık ve çoğunlukla alev veren hızlı yanma olayıdır.Palovamma on yleensä äkillisen kuumuuden aiheuttama kudosvaurio.
Patlak veren bu grev diğer sanayi şehirlerine yayıldı.Svanljung laajensi liiketoimiaan muillekin aloille.
Buna göre Marduk bütün ışık veren gök cisimleriyle simgelenmiş olur.Sitten Jamie näytetään kohoamassa kirkkaana valona taivaalle.
Bu hastalık ilk olarak 1909 yılında hastalığa adını veren Carlos Chagas tarafından tanımlanmıştır.Η ασθένεια περιγράφηκε για πρώτη φορά το 1909 από τον Carlos Chagas από τον οποίο πήρε το όνομά της.
Bu kitaplar, Aztek kültürü hakkında bilgi veren en iyi kaynaklar olarak kabul edilirler.Αυτοί οι κώδικες παρέχουν μερικές από τις καλύτερες πρωτογενείς πηγές για τον πολιτισμό των Αζτέκων.
Google Earth'ın uzayı izlemeye olanak veren yeni hizmetidir.Google Earth ονομάζεται το πρόγραμμα γραφικής απεικόνισης της Γης το οποίο είναι διαθέσιμο στο Διαδίκτυο.
Kentte Fransızca eğitim veren Moncton Üniversitesi (Université de Moncton) bulunmaktadır.Université de Moncton — Πανεπιστήμιο του Μόνκτον (γαλλικά).
Okul Mahkemesi, okul kurallarına uymayan öğrenciler ve personelle ilgili karar veren topluluktur.Το δικαστήριο είναι η σχολική συνέλευση που ασχολείται με άτομα που παραβιάζουν τους κανονισμούς του σχολείου.