Jandarma karakolu diğer köylere de hizmet veren tek kuruluştur.Es el único ärm guardián que puede usar otros arms.
Öğrenciler arası işbirliğine daha çok ağırlık veren ????Periódico escolar El Hilo # ???
Bunlar İngiliz donanmasına çok zarar veren mayınlardı.Los neerlandeses causaron un daño significativo a la flota inglesa.
Estonya Tiyatrosu Tallinn’de opera binası ve konser salonu olarak hizmet veren bir binadır.El Teatro de Estonia está ubicado en dos edificios en Tallin, el teatro de la ópera y la sala de conciertos.
Danny DeVito, Amos Calloway rolünde: Karl ve Edward'a iş veren sirk müdürü.Danny DeVito es Amos Calloway, dueño del circo.
Takımdakı en iyi pas veren kişidir.Es la clasificación que recompensa el mejor equipo.
Şehir 1328'de antipapa V. Nicolas'a destek veren Baveryalı IV. Ludwig tarafından kuşatmaya uğradı.Fue la morada del antipapa Nicolás V en 1328, con el apoyo de Luis IV de Baviera.
Yukarı Basilika Kilisesi'nde ise San Francesko'nun hayatından sahneleri veren fresko tablolar vardır.En la iglesia mayor se hallan frescos de Giotto que representan escenas de la vida de San Francisco.
Yanı sıra, hastalık öncesinde keyif veren etkinliklerden haz alınamamaya başlanmıştır.No se recordarán eventos que hayan ocurrido antes del comienzo de la enfermedad.
Patlak veren bu grev diğer sanayi şehirlerine yayıldı.La huelga se propagó a otras ciudades.
Terim, mobil iletime izin veren herhangi bir ürünün kullanımına atıfta bulunmak için kullanılmıştır.Más genéricamente se utiliza para designar a cualquier aparato que sirva de detonador.
Bu Brezilya tarihinde en büyük zayiat veren yangın olmuştur.Constituye el incendio más mortífero de la historia de Colombia.
Memorial Sağlık Grubu, Türkiye'de özel sağlık hizmeti veren işletme.Los menonitas tienen seguro médico privado y están muy bien organizados en este sector.
Şarkıcılığa ara veren Sia, şarkı yazarı olarak çalışmaya başladı.Antes de terminar el bachillerato, empezó a trabajar como cantante.
Filmde ayrıca Zeki Müren, filme adını veren "Beklenen Şarkı" adlı şarkısını seslendirmiştir.También se promocionó en la radio, con muy buena aceptación, la canción titulada «Tú».
Bakış açısı değişmekle beraber eserleri, gerçeğin hep aynı coşkulu ve acı veren arayışı içerisindedir.Pese a las cambiantes temáticas, sus obras siempre enfatuzaron la realidad y la felicidad de la vida.
Sağlık sorunları nedeniyle eğitimine bir süre ara veren Pura, 1948 yılında okuldan mezun oldu.Debido a su grave estado de salud se retiró de la enseñanza en 1923.
Çikolata kalori değeri yüksek, enerji veren bir yiyecektir.El amaranto era, por lo tanto, un alimento de gran consumo y altamente apreciado.
Telefon rehberinden Diane Selwyn'in numarasını bulup onu ararlar; ancak cevap veren olmaz.Trovano Diane Selwyn nella rubrica e la chiamano, ma lei non risponde.
O’na göre haz veren şey “iyi”, haz vermeyen “kötü”dür.Ciò conduce a quella che egli chiama «distinzione degli ordini»: il vero non è il bene; il bene non è il vero.
1999'da açılan ve Black Country'de hizmet veren Acorns, Walsall'da bulunmaktadır.Acorns in the Black Country, nella città di Walsall e aperto nel 1999.
Herodot açıkça belirtmez ama bu kent muhtemelen Ada'ya adını veren başkenttir.Erodoto non lo dice esplicitamente, ma probabilmente la città era l'eponimo dell'isola stessa.
Dolayısıyla bu haberleri kabul etmeyen veya onları tevil ederek mecâzî mânâlar veren âlimler bulunmaktadır.O apprenderà questi doveri da sé stesso, o ne sarà dispensato.»
Renklendirici Georgi Deluse, karakterlerin rengini sarı yapmaya karar veren kişiydi.Georgie Peluse era il colorista e la persona che decise di colorare di giallo la pelle dei personaggi.
1819 yılında bedava egitim veren Albany Akademisine girdi.Nel 1819 entrò all'Accademia di Albany dove ricevette lezioni gratuite.
Bu Brezilya tarihinde en büyük zayiat veren yangın olmuştur.L'evento è considerato il più grande disastro ambientale nella storia del Brasile.
Emma'ya uyuşturucu hap veren Sebastien onu havuzda yüzmeye davet eder.Paige tenterà addirittura di affogarla in piscina.
Bunun üzerine 1973'te ABD bombardımanlarına son veren bir ateşkes imzalandı.Il complesso è sopravvissuto a un bombardamento statunitense nel 1973.
"All of the Lights", drum 'n' bass aralarına ve üflemelilere yer veren bir parçadır."All of the Lights" incorpora break drum and bass con squilli di ottoni.
Hey dergisi tarafından "Yılın Ümit Veren Kadın Sesi" seçildi.È stata scelta dalla rivista Gente come "La faccia dell'anno".
Karısı ile ilgili acı veren bir sırrı vardır.Nasconde un segreto che riguarda la figlia.
Ancak emri verenin kim olduğu belli değildir.Non si sa ancora chi abbia dato l'autorizzazione.
Antinatalizm ya da doğum karşıtlığı, doğuma negatif değer veren felsefi bir görüştür.L'antinatalismo è una posizione filosofica che assegna un valore negativo alla nascita.
1984 - Umut Veren Oyuncu (Gılgamış).1983 – Voulez vous danser: arrangiatore dei brani.
Birlikte İspanya'ya gitmeye karar veren çift, İspanya İç Savaşı'na gönüllü olarak gitmeye karar verirler.Ma la coppia, annoiata, decide di trasferirsi a New York.
Örneğin isyana destek veren Macar askerler vurulmamış, hepsi asılmıştır.I capi militari che non avevano sostenuto il colpo di Stato vennero giustiziati, molti tramite impiccagione.
Sektörlere önem veren bir mantığa dayalı kültür ekonomisinden farklıdır.Si differenzia dall'economia della cultura, che è fondata invece su una logica settoriale.
Türkiye’de ise bu alanda ilk kez eğitim veren üniversite Hacettepe Üniversitesi olmuştur.Inizia con lui per la prima volta in questa università l'insegnamento della lingua turca.
Beyaz Rusya, Avrupa'da idam cezası veren tek ülkedir.La Bielorussia è l'unico paese europeo a non aver abbandonato la pena di morte.
İsyana destek veren Hristiyan ahaliden birçok kişi vatana ihanet suçundan idam edildi.Molti dei criminali arrestati hanno giurato vendetta contro di loro.
Şarkıcılığa ara veren Sia, şarkı yazarı olarak çalışmaya başladı.Quando uscì, cominciò immediatamente a lavorare come compositrice di canzoni.
Amerikan yetkililer Guzman'ın yakalanması için gerekli bilgileri verene 5 milyon dolarlık ödül vadetmiştir.L'FBI offrì una ricompensa di 5 milioni di dollari per informazioni utili alla sua cattura.
Şâhit, müşâhadenin lezzetini veren şeydir.Si tratta di dettagli che alludono al gusto raffinato del committente.
Chayyah ruhun ilahî yaşam gücünün idrak edilmesine imkân veren parçasıdır.Chayyah (חיה): la parte dell'anima che permette di acquisire consapevolezza della forza vitale divina.
Okul Mahkemesi, okul kurallarına uymayan öğrenciler ve personelle ilgili karar veren topluluktur.Il tribunale è l'incontro scolastico che si occupa dei bambini che infrangono le regole.
Bu kitaplar, Aztek kültürü hakkında bilgi veren en iyi kaynaklar olarak kabul edilirler.Questi codici sono una delle principali fonti primarie per la conoscenza della cultura azteca.
Princeton Üniversitesi Fizik Bölümünde ders veren ilk kadın oldu.È stata la prima professoressa di fisica presso l'Università di Princeton.
2. Matematikte "iki tabanında" anlamını veren ifade.Quale significato dobbiamo dare all'espressione 2 2 {\textstyle {2 \over 2}} .
1892'de eyaletin ilk dört yıllık karma eğitim veren okulu oldu.Nel 1892 il college divenne il primo dello stato a proporre un programma di studi quadriennale.
Viola Davis, Amanda Waller: Takım'ın emir veren hükümet yetkilisi.Amanda Waller, interpretata da Viola Davis: l'agente governativo che ha creato e dirige la Suicide Squad.
Ana madde: Aşırı duyarlılık Aşırı duyarlılık, vücudun kendi dokularına zarar veren bir bağışıklık yanıtıdır.Le reazioni di ipersensibilità sono una risposta immunitaria che danneggia i tessuti del corpo.
Ayrıca kendisine tavsiye veren bir kurul vardı.Si rivolse a me per avere un consiglio.
Adam, yeğenleri olan ressama poz veren ailesini izler gibi betimlenmişti.L'uomo infatti considera il nipote come colui che ha ucciso l'amata sorella.
Kutadgu Bilig: mutluluk veren bilgi, saadet veren bilgi gibi anlamlara gelmektedir.Divinazione: incantesimi che rivelano informazioni.
Babylon ve Nu Pera Beyoğlu'daki yaz ve kış hizmet veren gece kulüplerindendir.Il "Babilonia" e "Nu Pera" a Beyoglu sono i locali notturni più in voga sia in estate sia in inverno.
Heron'un diğer bir icadı da, gök gürlemesi efekti veren bir makineydi.Ciò che veramente Howe fece, fu il miglioramento della macchina per cucire.
Mahallede 5 yıllık eğitim veren ılkokulumuz bulunmaktadır.Ha 50 anni di lavoro educativo alle spalle.
Mime'nin üç sorusuna doğru cevap veren Votan şimdi Mime'ye kendi soruları olacağını söyler.Ora tocca a quest'ultimo proporre tre quesiti, e Mime dovrà rispondere pena la vita.
Posof, dışarıya göç veren bir ilçedir.È una prima punta capace di adattarsi ad esterno.
Bir müzik grubuyla konserler veren Günsür, dört yıl boyunca restoran işletmiştir.Il suo lavoro è suonare i piatti in un'orchestra, per quattro volte in tutto.