Ailemdeki tek erkeğim. Bu araziyi Léila ve bana devretmeye hep birlikte karar verdiler.Jsem jedním z mála mužů v naší rodině a oni se společně dohodli, že celý pozemek předají Léile a mně.
Ailemdeki tek erkeğim. Bu araziyi Léila ve bana devretmeye hep birlikte karar verdiler.Sono l'unico maschio della famiglia e insieme presero la decisione di trasferire quel terreno a Léila e me.
Ailemdeki tek erkeğim. Bu araziyi Léila ve bana devretmeye hep birlikte karar verdiler.Είμαι το μοναδικό αγόρι στην οικογένεια και αποφάσισαν από κοινού να δώσουν τη γη σε μένα και τη Λέλια.
Ailemdeki tek erkeğim. Bu araziyi Léila ve bana devretmeye hep birlikte karar verdiler.Я був єдиним чоловіком у моїй родині, і рідні прийняли спільне рішення передати цю землю Лейлі та мені.
Ailemdeki tek erkeğim. Bu araziyi Léila ve bana devretmeye hep birlikte karar verdiler.Я единственный сын в семье, так что они решили передать землю мне и Лелии.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerBố mẹ con bé đã suy nghĩ và cuối cùng họ quyết định tin vào con bé.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerHaar ouders dachten erover na en besloten, gelukkig, haar maar te geloven.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerHendes forældre tænkte over det, og til slut, til deres ære, besluttede de sig for at tro på hende.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerIhre Eltern dachten darüber nach, und entschieden sich zu ihrem Glück dafür ihr zu glauben.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerJejí rodiče se nad tím zamysleli a ke svému štěstí jí nakonec uvěřili.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdiler그 아이의 부모는 생각에 빠졌습니다. 그리고서는 결국 딸의 말을 믿기로 했지요.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerMeditarono sulle sue parole, e decisero, onore al merito, di crederle.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerOs pais dela pensaram acerca disto, e decidiram afinal, para seu mérito, acreditar nela.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerPărinții ei s-au gândit și-au decis, spre meritul lor, s-o creadă.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerSes parents ont réfléchi, et, à leur crédit, ont finalement décidé de la croire.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerSus padres lo pensaron, y finalmente, para su bien, decidieron creerle.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerZastanowili się nad tym, i na swoje szczęście jej uwierzyli.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerΟι γονείς της το σκέφτηκαν, και τελικά, προς τιμήν τους, αποφάσισαν να την πιστέψουν.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerЕё родители поразмыслили, и решили, к их счастью, поверить ей.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerРодителите й помислиха и накрая, за тяхно щастие, решиха да й повярват.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerהוריה חשבו על זה, ובסופו של דבר, לזכותם, החליטו להאמין לה.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerوالديها فكروا في ذلك، وأخيراً، لمصلحتهم, قرروا أن يصدقوها.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerそして彼女を信じることにしたのです ライフガードに報告し ホテルに戻りました
Ama anlaşmalarımızın temeline göre, bize bir güven kredisi verdiler.Ale dzięki założeniom mogli wyruszyć w nieznane z rozwagą.
Ama anlaşmalarımızın temeline göre, bize bir güven kredisi verdiler.Az álláspontok alapján, körültekintően, de mégiscsak vakon bizalmat szavazott a megrendelő.
Ama anlaşmalarımızın temeline göre, bize bir güven kredisi verdiler.Dar pe baza poziţiilor, ei au riscat, având toate argumentele.
Ama anlaşmalarımızın temeline göre, bize bir güven kredisi verdiler.하지만 우리가 세운 입장을 토대로 그들은 제대로 검토하고 얻은 믿음으로 그렇게 하기로 했습니다.
Ama anlaşmalarımızın temeline göre, bize bir güven kredisi verdiler.Maar vanuit vertrouwen in de uitgangspunten waagden ze de sprong in het diepe.
Ama anlaşmalarımızın temeline göre, bize bir güven kredisi verdiler.Mais, prenant nos positions comme plateforme, ils ont pris un élan de foi raisonnée pour y arriver.
Ama anlaşmalarımızın temeline göre, bize bir güven kredisi verdiler.Nhưng căn cứ vào những vị trí, họ đưa bước nhảy vọt giáo dục về lòng tin để thực hiện.
Ama anlaşmalarımızın temeline göre, bize bir güven kredisi verdiler.Pero basados en las posturas, dieron un voto de confianza, fundamentado, para hacerlo.
Ama anlaşmalarımızın temeline göre, bize bir güven kredisi verdiler.Αλλά βασισμένοι στις αρχικές μας θέσεις, έκαναν ένα άλμα στο άγνωστο.
Ama anlaşmalarımızın temeline göre, bize bir güven kredisi verdiler.Але він все обдумав і наважився стрибнути в невідоме.
Ama anlaşmalarımızın temeline göre, bize bir güven kredisi verdiler.Но въз основа на позициите те ни оказаха осведомено доверие, за да го сторим.
Ama anlaşmalarımızın temeline göre, bize bir güven kredisi verdiler.Однако основываясь на выработанных позициях, они сделали этот решительный и смелый шаг.
Ama anlaşmalarımızın temeline göre, bize bir güven kredisi verdiler.אך מבוסס על העמדות, הם עשו קפיצת מדרגה מושכלת של אמונה לשם כך.
Ama anlaşmalarımızın temeline göre, bize bir güven kredisi verdiler.لكنهم بناءا على المواقف, قاموا بالقفزة الإيمانية اللازمة لفعل ذلك.
Ama anlaşmalarımızın temeline göre, bize bir güven kredisi verdiler.清水の舞台から飛び降りてくれました その甲斐あって完成したのが
Ama -- bunu yapmama izin vermediler -- iste, baska seyler yapmama izin verdiler.Aber wissen Sie, sie ließen es mich nicht machen, sie ließen mich nur andere Dinge machen.
Ama -- bunu yapmama izin vermediler -- iste, baska seyler yapmama izin verdiler.De aztán -- nem engedték, úgyhogy -- tudják, csak más dolgokat csinálhattam.
Ama -- bunu yapmama izin vermediler -- iste, baska seyler yapmama izin verdiler.Însă eu...ei nu m-au lăsat să fac asta, aşa că am...știti, mă lăsau să fac doar alte lucruri.
Ama -- bunu yapmama izin vermediler -- iste, baska seyler yapmama izin verdiler.하지만 -- 사람들은 이것을 허락하지 않았습니다, 그래서 -- 오직 다른 일만 하게 하였죠.
Ama -- bunu yapmama izin vermediler -- iste, baska seyler yapmama izin verdiler.Maar dat lieten ze me niet doen, weet je, alleen andere dingen.
Ama -- bunu yapmama izin vermediler -- iste, baska seyler yapmama izin verdiler.Nhưng -- họ không cho phép tôi, vì vậy tôi chỉ -- họ chỉ cho phép tôi thực hiện những ý tưởng khác.
Ama -- bunu yapmama izin vermediler -- iste, baska seyler yapmama izin verdiler.Pero yo -- no me dejaron hacerlo, así que yo sólo, ya saben, sólo me permitían hacer otras cosas.
Ama -- bunu yapmama izin vermediler -- iste, baska seyler yapmama izin verdiler.(Risos) Mas não me deixaram fazer isso, só me deixavam fazer outras coisas.
Ama -- bunu yapmama izin vermediler -- iste, baska seyler yapmama izin verdiler.Але мені не дозволили, мені дозволяли тільки інше.
Ama -- bunu yapmama izin vermediler -- iste, baska seyler yapmama izin verdiler.Но мне не позволили этого сделать, знаете, мне могли позволить делать только другие вещи.
Ama -- bunu yapmama izin vermediler -- iste, baska seyler yapmama izin verdiler.Но... не ми позволиха да го правя, така че аз просто... разбирате ли, позволяваха ми само да правя други неща.
Ama -- bunu yapmama izin vermediler -- iste, baska seyler yapmama izin verdiler.אבל - לא נתנו לי לעשות זאת, אז אני רק -- אתם יודעים, הם נתנו לי לעשות דברים אחרים.
Ama -- bunu yapmama izin vermediler -- iste, baska seyler yapmama izin verdiler.لكن -- لم يسمحوا لي بذلك ، لذلك أنا فقط -- أنتم تعرفون، فإنهم سمحوا لي فقط أن أفعل أشياء أخرى.
Ama -- bunu yapmama izin vermediler -- iste, baska seyler yapmama izin verdiler.他のことしかやらせてもらえませんでした 私はウィスキーではなく 氷を売ろうとしていたのです
Ama daha da önemlisi, bana inanma yeteneğini, başarabileceğime tamamen inanma yeteneğini verdiler.Aber wichtiger war, dass sie mir erlaubten, zu glauben, ganz fest zu glauben, ich könnte (sehen).
Ama daha da önemlisi, bana inanma yeteneğini, başarabileceğime tamamen inanma yeteneğini verdiler.Ale čo je podstatnejšie, dali mi schopnosť veriť, úplne veriť, že to dokážem.
Ama daha da önemlisi, bana inanma yeteneğini, başarabileceğime tamamen inanma yeteneğini verdiler.Co je ale důležitější, dali mi schopnost věřit. naplno uvěřit, že to dokážu.
Ama daha da önemlisi, bana inanma yeteneğini, başarabileceğime tamamen inanma yeteneğini verdiler.Dar, mai important, mi-au dat abilitatea de a crede, de a crede în totalitate că pot.
Ama daha da önemlisi, bana inanma yeteneğini, başarabileceğime tamamen inanma yeteneğini verdiler.De még lényegesebb, hogy megadták nekem a képességet hogy higgyek, teljesen, hogy higgyem, hogy tudok.
Ama daha da önemlisi, bana inanma yeteneğini, başarabileceğime tamamen inanma yeteneğini verdiler.하지만 더 중요한 것은, 부모님들은 제게 아무런 제약없이 살 수 있다는 믿음을
Ama daha da önemlisi, bana inanma yeteneğini, başarabileceğime tamamen inanma yeteneğini verdiler.Maar, nog belangrijker, Ze gaven me de mogelijkheid te geloven, echt helemaal te geloven dat ik dat kon.
Ama daha da önemlisi, bana inanma yeteneğini, başarabileceğime tamamen inanma yeteneğini verdiler.Mais plus important encore, ils m'ont donné la possibilité de croire, de croire totalement que je pouvais.