ve ile cümle
ve kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
2
HARF
1
HECE
7
ORT. KELİME
Sen ve ben iyi arkadaşlarız.You and I are good friends.
Sen ve ben aynı yaştayız.You and I are the same age.
Senin ve benim dövüşmemiz gerektiği doğru mu?Is it right that you and I should fight?
Sen ve ben çok iyi arkadaşlarız.You and I are very good friends.
Dinle, um, merak ediyordum, sen ve Molly bu gece ne yapıyorsunuz?Listen, um, I was wondering, what are you and Molly doing tonight?
Sen ve ben iyi arkadaşlarız fakat çok az ortak yönümüz var.You and I are good friends, but we have little in common.
Çok çalışmalısın ve çok şey öğrenmelisin.You must study hard and learn many things.
Sanırım sana katılabilirim ama henüz karar vermedim.I think I might join you, but I haven't decided yet.
Bana verdiğin bilgi az kullanılır.The information you gave me is of little use.
İhtiyacın olan her kitabı sana ödünç vereceğim.I will lend you whatever book you need.
Bana verdiğin nasihattan dolayı başarabildim.Your advice led me to success.
Çabucak karar vermezsen, fırsat kaybedilecek.Unless you make a decision quickly, the opportunity will be lost.
Geçit töreninde bize katılacağınızı ve cadde boyunca yürüyüş yapacağınızı umuyoruz.I hope you will join us in the parade and march along the street.
Harcadığın tüm paranın hesabını verebilir misin?Can you account for all the money you spent?
Onlara vereceğin para değerlendirilecek.The money you give them will be put to good use.
Onu yapmana izin veremem.I can't allow you to do that.
Açlıktan ve yorgunluktan dolayı, köpek sonunda öldü.With hunger and fatigue, the dog died at last.
Otel ve havaalanı arasında çalışan bir mekik-otobüs var mı?Is there a shuttle bus between the hotel and airport?
Hava yumuşak ve toprak nemli.The air is soft, the soil moist.
Eğer hava ve su olmasaydı, yaşayamazdık.If it were not for air and water, we could not live.
Hava ve su olmasa, hiçbir şey yaşayamazdı.Without air and water, nothing could live.
Gökyüzü gittikçe karardı ve rüzgar gittikçe daha sert esti.The sky grew darker and darker, and the wind blew harder and harder.
Evler ve arabalar gökyüzünden küçücük görünüyorlardı.The houses and cars looked tiny from the sky.
Bütün gökyüzü aydınlandı ve bir patlama vardı.The whole sky lit up and there was an explosion.
Aptal ve parası çabuk ayrılırlarA fool and his money are soon parted.
Endişeler ve üzüntüler onun aklında yaygındı.Cares and worries were pervasive in her mind.
Endişeler ve üzüntüler onun aklında yaygındılar.Cares and worries were pervasive in her mind.
Çok çalışmak ve endişe onun sağlığının bozulmasına neden oldu.Toil and worry caused his health to break down.
Otobüs servisi dokuz ve on arasında iyi değil.The bus service is not good between nine and ten.
Bir banka bize faizle ödünç para verir.A bank lends us money at interest.
Banka ona 500 dolar ödünç verdi.The bank loaned him 500 dollars.
Bankalar endüstriyel boçlulara kredi vermeyi kesiyor.Banks are cutting lending to industrial borrowers.
Banka şirkete bir milyon dolar kredi verdi.The bank loaned the company $1 million.
Banka paramızla ilgili guvence verdi.The bank reassured us that our money was safe.
Bankada paçayı yırtmak ve A52 yi almak zorundasın.You'll have to get off at the bank and take the A52.
Bir banka ve okul arasında dükkanı bulacaksın.You'll find the shop between a bank and a school.
Cuma akşamı, üç adam Bay White'ın oteline geldi ve üç oda istedi.On Friday night, three men came into Mr White's hotel and asked for rooms.
Cuma geldiğinde benim rahatlama ve hafta sonunun keyfini çıkarma zamanım.When Friday comes around, it's time for me to let my hair down and enjoy the weekend.
Paraya çok fazla önem vermemeliyiz.We should not place too much emphasis on money.
Bana paranı ver.Give me your money.
Zengin tüccar çocuğu evlatlık aldı ve onu mirasçısı yaptı.The rich merchant adopted the boy and made him his heir.
O zengin ve bir dilenci gibi yaşıyor.He is rich yet he lives like a beggar.
Paranı borç ver ve senin arkadaşını kaybet.Lend your money and lose your friend.
Parayı veren düdüğünü çalar.He who pays the piper calls the tune.
Ödünç vermek ya da ödünç almak istemiyorum.I don't want to lend or borrow.
Eğer sende varsa bana biraz ödünç para ver.Lend me some money, if you have any.
Ben sana parayı yarın vereceğim.I will give you the money tomorrow.
Para gelir ve gider.Money comes and goes.
Para ve ben birbirimize yabancıyız, yani, ben fakirim.Money and I are strangers; in other words, I am poor.
Güç ve para ayrılmaz.Power and money are inseparable.
Yakında bir yangın patlak verdi.A fire broke out nearby.
Yakın gelecekte, AIDS'e son verebileceğiz.In the near future, we will be able to put an end to AIDS.
Çalışırken sigara içmeye izin verilmez.Smoking on duty is not allowed.
O sıkı çalışma ve iyi iş duygusundan dolayı zengin oldu.She became rich by virtue of hard work and good business sense.
Sahip olduğum az miktarda parayı ona verdim.I gave him what little money I had.
Sana lokal anestetik vereceğim.I'll give you a local anaesthetic.
İlginç bir kişi olmak için aklınızı beslemek ve egzersiz yaptırmak zorundasınız.To be an interesting person you have to feed and exercise your mind.
Bir tehdit altında verilen bir söz değersizdir.A promise given under a threat is worthless.
köprü inşaatı için fiyat verilmişti.Bids were invited for building the bridge.
Profesör Orta Doğu hakkında ders verdi.The professor gave a lecture on the Middle East.