Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliye Nâzırlığı vazifesini de üstlendi.Dabei gelobten die Ständevertreter ihm die Treue.
Ve her vatandaş böyle vazgeçilmez bir rol oynar.Et ainsi chaque citoyen joue un rôle indispensable.
Doktor olma umudundan vazgeçti.Elle a abandonné l'espoir d'être médecin.
Su bizim için vazgeçilmezdir.L'eau nous est indispensable.
O vazgeçilmez bir elemandır.C'est un membre indispensable du personnel.
Vazo yere düştü ve kırıldı.Le vase tomba à terre et se brisa.
Su bitkiler için vazgeçilmezdir.L'eau est indispensable aux plantes.
Bugünkü gazetede cumhurbaşkanının Birleşmiş Milletler'e ziyaret etme fikrinden vazgeçtiği yazıyor.Le journal d'aujourd'hui rapporte que le premier ministre a abandonné l'idée de visiter les États-Unis.
Hava ve su yaşam için vazgeçilmezdir.L'air et l'eau sont indispensables à la vie.
Bu fikirden tamamen vazgeçmelisin.Tu devrais renoncer à une idée si radicale.
Gitmekten vazgeçtiler.Ils refusèrent de songer à partir.
Vazo sehpaya devrilince irkildim.Le vase sur mon pupitre se renversa alors que je sursautai.
Ben vazgeçmek istemiyorum.Je ne veux pas abandonner.
İyi olmak için sağlık vazgeçilmezdir.La santé est indispensable au bien-être.
Vazgeçmeyeceğinizi düşünüyordum.Je pensais que vous n'abandonneriez pas.
Neden vazgeçtin?Pourquoi as-tu abandonné ?
Kedim henüz kısa bir süre önce açık arttırmadan almış olduğum çiçek vazomu kırdı.Mon chat a cassé le vase à fleurs que j'ai acheté lors d'une vente aux enchères il y a peu de temps.
Secde vaziyeti insanın Rabbine en yakın olduğu haldir.Et c'est un mois durant lequel les œuvres sont élevées vers le Seigneur de l'Univers.
Biz ne Yavuz'dan ne de İsmail'den vazgeçeriz."Ne doit pas être confondu avec Abû Zakariyâ Yahyâ.
Bu planlar onaylanmış ve Markham, 29 yaşında tüm işlemden vazife başına tayin edilmiştir.Sa proposition est approuvée et Markham, alors âgé de 29 ans, est chargé de l'ensemble de l'opération.
O bize çıktı ve dedi ki: "Ben bu hayattan vazgeçmeye karar verdim.Il vint nous voir et nous dit "J'ai choisi de quitter cette vie.
Tucholsky yurtdışında olduğu için, ona karşı bir dava açılmasından vazgeçildi.Comme Tucholsky vit à l'étranger, il n'est pas l'objet d'une mise en accusation.
Tanrı, onlardan tamamen vazgeçmeyeceğinin sözünü verir.Dieu ne prétend pas y renoncer.
Beyaz Güller Vazoda, Şeftaliler ve Üzümler Beyaz Örtülü bir Masada, 1867.Roses blanches, chrysanthèmes dans un vase, pêches et raisins sur une table avec une nappe blanche, 1867.
Sonunda ikisi de bundan vazgeçer.Finalement, les deux renoncent.
Onun için vazgeçilmez iki şey kaz kızartması ve şaraptır.Il ne jure que par deux choses: ses haches, et le vin.
Ama sevdasından vazgeçmedi Temel.Cependant ils n'ont pas laissé de côté leurs fondamentaux.
Ancak 1783 barışının ardından, Britanya sahilin kontrolünden vazgeçmek zorunda kalmıştır.Toutefois, à la conclusion de la paix en 1783, la Grande-Bretagne dut renoncer au contrôle direct de la côte.
Bu yaklaşımın bir parçası olarak ICR’de Araştırma Direktörü vazifesini üstlendi.Dans le cadre de son approche, il incarne le rôle de Directeur des études à l’ICR.
Esasen karakter, Ronald Reagan'dan ilham alınmıştı fakat sonradan bu konsepten vazgeçildi.À l'origine, ce personnage s'inspire de Ronald Reagan, un concept abandonné par la suite.
Matematik yapmaktan vazgeçen insanları "ölmüş", ölen insanları ise "gitmiş" olarak anardı.Les personnes ayant cessé de faire des mathématiques étaient des « morts ».
Şimdi ise tamamen vazgeçilmiştir.Aujourd'hui il est totalement abandonné.
Fakat onun, Allah düşmanı olduğu kendisince iyice anlaşıldığı zaman ondan vazgeçti.Quand Allah commanda à Mahomet de l'épouser (dans le Coran), Zaynab en tira orgueil.
Fakat,daha sonra bu fikrinden vazgeçer.Il abandonnera par la suite cette idée.
Bununla beraber İslâm vergi sistemi, birdenbire ve topyekûn vaz' edilip uygulama sahasına konmamıştır.Châtiment et rétribution n'incombent qu'à la nefesh et au ruah.
1891'de Theodor Boveri kromozomların yaşamın vazgeçilmez unsurları olduğunu gösterdi.En 1891, Theodor Boveri démontre et affirme que les chromosomes sont indispensables à la vie.
Siyah onlar için vazgeçilmezdir.Mais ils ne profitent pas aux Noirs.
Vazgeçmeye çabalamak yerine bu halde kalmayı tercih edebilir.Autrement dit, mieux vaut essayer que de renoncer.
Kolay vazgeçmem".Mais il n'abandonne pas ».
Artık vazgeçiyor musunuz?” denilmektedir.Qu'avez-vous à dire aujourd'hui !".
Ancak Sylvester Stallone bu karardan vazgeçmiş ve bu sahnenin son bölümünde kendi oynamak istemiştir.Mais Sylvester Stallone eut le dernier mot et refusa de changer le scénario.
1472, João Vaz Corte-Real ve Álvaro Martins Homem Newfoundland’e ulaşır.En 1474, João Vaz Corte-Real et Alvaro Martins Homem découvrent le Groenland et Terre-Neuve.
Bürokrasiden Vazgeçilir mi?Les bureaucrates sont-ils congédiés ?
İnfazı, ayağı kırık olduğu için sandalye üzerinde oturur vaziyette gerçekleştirildi.Elle se retrouve en chaise roulante car sa jambe est cassée.
Yeni yetenekler keşfetme tutkusundan ise hiç vazgeçmedi.Il a aidé à la découvertes de nouveaux talents.
İtirazdan vazgeçilemez. (...)Plus personne n'émit d'objections (…).
Ermenilerin çoğu direnmekten vazgeçti ve Roma tarafından atanacak bir prensi kabul etme kararı aldı.À ce moment, la majorité des Arméniens a cessé de résister et accepté le prince candidat de Rome.
Raif bunu hayra yormaz ve Maria'nın kendisinden sıkıldığını, vazgeçtiğini düşünür.Il réagit bizarrement et tente de convaincre Maria d'abandonner.
Akrabaları ve yakınları tarafından vazgeçirildi.Elle fut confiée à des amis ou des proches.
1986 yılında İtalya yarışmaktan vazgeçti.Il a remporté le Tour d'Italie 1986.
Onları sözlerinden vaz geçirmenin en kolay ve güvenilir yolu, tuzağa düşürmektir.La prise la plus simple, aisée et sûre, est la prise en « pince ».
İtirazdan vazgeçilemez.Il ne peut être révoqué.
Bu oluşumda eğitim birinci ve vazgeçilemez şarttır. (...)Le Maitre indispensable à la formation élémentaire, ne l'est plus au niveau universitaire.(...)
1797 yılında William Robert Broughton, Tatar boğazının bir koy olduğunu düşünerek vazgeçti.De même, en 1797, William Robert Broughton décida que c'était une baie et fit demi-tour.
Ama sonra bu tutumdan vazgeçer ve onunla evlenir.Par la suite, il renonce à ses vœux et se marie.
Yoruluyor ama hayatla savaşmaktan vazgeçmiyor.Il dépérit et ne résista pas aux aléas de la vie.
Babası vazgeçirmeye çalışsa da, sonunda bir şartla buna izin verir.Celui-ci refuse, puis finalement accepte sous certaines conditions.
Bunun üzerine mübaheleden vazgeçilerek anlaşma yoluna gidilmiştir.Et c'est alors qu'Il s'est détourné.
Ceset tanınmaz bir vaziyettedir.À noter le corps disproportionné.
Role vazifesi görür.La reconnaissance de visage.