Kıbrıs Türkleri ise anlaşmaya varma yönündeki kararlılıklarını ifade ettiler.The Turkish Cypriots have expressed their determination to seek a deal.
Hükümet, amacının IMF ile bir standby veya kredi düzenlemesine varmak olduğunu söylüyor.The government says its objective is to reach a stand-by or credit arrangement with the IMF.
Paris Kulübü'nün 730 milyon dolarlık borcu silmesi Fonla anlaşmaya varmasına bağlı. [IMF]A $730m debt write-off by the Paris Club hinges on reaching a deal with the Fund. [IMF]
Diğer taraftan AB Bakanlar Konseyi, üç partinin anlaşmaya varmasını memnuniyetle karşıladı.On the other hand, the EU Council of Ministers applauded the three-party agreement.
Lider, "Buraya varmak için çok çalıştık."We have worked hard to get here.
Ban, ilgili tüm tarafları çözüme varmak için her türlü çabayı sergilemeye çağırdı.He urged all parties involved to make every effort to reach a solution.
Planlarını sunma ve bir çözüm üzerinde fikir birliğine varma işi askeri liderlere bırakıldı.It was up to the military leaders to present their plans and agree on a solution.
Sizce tarafların yakın bir gelecekte anlaşlamaya varmasını beklemek gerçekçi mi?Is it realistic to expect any agreement in the near future?
Şiir bize bazı şeylerin daha derinden farkına varmamızda yardımcı olabilir." dedi.Poetry can help us be conscious of things in a more profound way," he told SETimes.
"Konuşmak zorundayız, konuşmak istiyoruz ve anlaşmaya varmaya hazırız."We've got to talk, we want to talk and we're ready to make a deal.
Şimdilik anlaşmaya varmak için çalışacağız.In the meantime we will work for reaching an agreement ...
Taşınmaz ordu malları konusunda anlaşmaya varmaya yetecek kadar iyi mi?Is it good enough to achieve an agreement on unmovable defence property?
Başkan, "Zirveye ulaştığınızda, etrafa bakıp yaşadığınız şeyin farkına varmak harika bir duygu."When you reach the top, it feels fantastic to look around and realise what you've gone through.
Anlaşmaya varma çabaları iki yıldan uzun süredir çıkmaza girmiş durumda.Efforts to reach a deal have been deadlocked for more than two years.
Rusmaili, "İddialar ne olursa olsun, acele ve asılsız sonuçlara varmak için kullanılmamalıdır."Whatever the allegations are, they should not be used to draw hasty or ill-founded conclusions.
Hastalar, dişeti iltihabı ve kemik yıkımın büyük ölçüde ağrısız olduğunun farkına varmalıdır.Patients should realize gingival inflammation and bone destruction are largely painless.
Bir yerlerde çürümüş bir şeyin belli belirsiz farkına varmadan önce, hapishane bunu netleştirdi.Before I had been vaguely conscious of something rotten somewhere, prison crystallised this.
There Comes Papa, Hint sanatçı Raja Ravi Varma'nın 1893 tarihli tablosudur.There Comes Papa is an 1893 painting by the Indian artist Raja Ravi Varma.
Ancak terimin tanımı üzerinde fikir birliğine varmak kolay değildir.However, it is not easy to reach a consensus on the term's definition.
Japonlar ve Ruslar, Çin direnişiyle karşılaştıkları için kapılara varmakta geciktiler.The Japanese and Russians were delayed at their gates by Chinese resistance.
Konferansın temel amacı, IMF konusunda bir anlaşmaya varmaktı.The main goal of the conference was to achieve an agreement on the IMF.
Duyduğum kadınların hiçbiri onun için sessizlikten daha kötü olmayan bir sonuca varmadı.Not one of the women I have heard from had an outcome that was not worse for her than silence.
(Güvenlinin farkına varmak için: Kayganlar çok kurnazdır.)To take notice of safe: The slippery are very crafty.
O zaman bazıları yaklaşan tehlikenin farkına varmaya başladı ve ben de gözyaşlarımı tutamadım.Then some first began to perceive the imminent danger, and I myself could not refrain from tears.
Oraya zamanında varmak için bir taksiye bindim.Ich nahm ein Taxi, um rechtzeitig dorthin zu kommen.
O kadar yorgunum ki eve varır varmaz yatacağım.Ich bin so müde, dass ich gleich ins Bett gehe, wenn ich nach Hause komme.
O da Mûsâ'yı, onlar farkına varmadan uzaktan gözledi.Da verhüllte Mose sein Gesicht; denn er fürchtete sich, Gott anzuschauen.
Ancak tam olarak belirlediği noktaya nadiren varmaktadır .An ihm zusagenden Standorten ist er nicht selten anzutreffen.
Bulanık mantıkta temel olan bir sonuca varmaktır.Objektiv ist das, was der Vernunft entspringt.
Gece gündüz bu kamplara varmaktaydılar.Tag und Nacht sollen sich dort begegnen.
Temsilci olma prensibine rastgele örnekleme biraz dolaylı olarak varmaktadır.Die Vorherbestimmung betreffend habe der Autor wohl doch ein klein wenig übertrieben.
Temel amacı en kısa zamanda sonuca varmaktır.Ziel ist es, so schnell wie möglich hinauf zu kommen.
Bu toplantının amacı her iki taraf içinde tatminkar olabilecek bir uzlaşmaya varmaktı.Damit war eine für beide Seiten befriedigende Vereinbarung erzielt.
Oyuncu Niko'nun Dimitri'den intikam almasıyla ya da onunla anlaşmaya varmasıyla bitmektedir.An dieser Stelle hat der Spieler die Möglichkeit, sich für oder gegen den Deal mit Dimitri zu entscheiden.
Soruların amacı soruları ortadan kaldıracak cevaplara varmaktır.Seine Hauptaufgabe ist die Beantwortung von Anfragen zur Namensauflösung.
Tutsak yaşayan bireyler 25 yaşına kadar varmakta.In Gefangenschaft gehaltene Tiere können ein Lebensalter bis zu 25 Jahren erreichen.
Niye farkına varmamışım şiirinin peki?Wozu noch Gedichte?
Bunu geç de olsa anlamak bize hayatın tadına varmamızı sağlayacaktır.Wir haben es euch gesagt und dabei unser Leben riskiert.
Tren Osaka'ya 10 saatte varmalı.Le train devrait atteindre Osaka à 10 heures.
Tren Paris'e 8 saatte varmalı.Le train devait atteindre Paris à 8 heures.
Zamanında varmak için koşmalıyız.Il faut que l'on coure pour arriver à temps.
Oraya varmak için 5 dakika yürümek zorundasınız.Vous devriez l'atteindre à pied en moins de cinq minutes.
Havaalanına varır varmaz arayacağım.J'appellerai dès que je serai à l'aéroport.
Tokyo'ya varmamız iki saat aldı.Cela nous prit deux heures d'atteindre Tokyo.
Sanırım bir anlaşmaya varmamızın zamanıdır.Je pense qu'il est temps que nous parvenions à un accord.
Georgios Mouzalon, kardeşleri ve maiyeti varır varmaz, tören başladı.Dès que Georges Muzalon et ses frères arrivent, le service funéraire débute.
Ekim 1972’de taraflar anlaşmaya varmaya yaklaşmışlardı.Été 1977, les deux associés se séparent.
Bu toplantının amacı her iki taraf içinde tatminkar olabilecek bir uzlaşmaya varmaktı.Ces réunions de travail en équipe visent à permettre de parvenir à un accord mutuellement satisfaisant.
Şehzade Bayezid, İstanbul'a varır varmaz devlet idaresini eline aldı.Dès son séjour à Strasbourg, l'assistance publique le préoccupa.
Phrixus ise Colchis'e varmayı başarır.Enfin l’Argo parvient en Colchide.
Bu hedef varmak için oğlunun hayatını feda etmeye hazırdı.Il est prêt à sacrifier sa propre vie pour y parvenir.
O kadar yorgunum ki eve varır varmaz yatacağım.Estoy tan cansado que me iré a la cama apenas llegue a la casa.
Ben istasyona varmadan tren kalkmıştı.Antes de que yo llegara a la estación, el tren ya había partido.
Öğleden sonra erken saatlerde Kennedy Havaalanına varmak istiyorum.Quiero llegar al aeropuerto Kennedy a primera hora de la tarde.
Tren henüz varmadı.El tren todavía no ha llegado.
Oraya zamanında varmak için bir taksiye bindim.Tomé un taxi para llegar allá a tiempo.
Tokyo istasyonuna varmanın en kolay yolu hangisi?¿Cuál es la forma más sencilla de llegar a la estación de Tokio?
Sekizden önce okula varmalısın.Deberías llegar al colegio antes de las ocho.
Buradan oraya varmak ne kadar sürer?¿Cuánto se tarda en ir de aquí hasta allí?
Tom bu zamana kadar varmalıydı.Tom a estas horas ya debería haber llegado.