Bazı ülkelerde engelliler arasında işsizlik oranı %80’lere varmakta.Tỷ lệ thất nghiệp của người khuyết tật ở một số quốc gia lên đến hơn 80%.
Trenin Haydarpaşa'dan Gebze'ye varması ortalama 65 dakika sürer.Thời gian từ ga đi tới ga đến chỉ mất 15 phút.
Ayda bir kere bile medreseye varmayan müderrisler türemiştir.Mỗi tháng sẽ tiến hành đổi phiên một lần.
Tutsak yaşayan bireyler 25 yaşına kadar varmakta.Tục truyền Lão tử thọ đến 250 tuổi.
Ayrıca teleskopu belirten bir düz yola varmak zorundadır.信号機つき交差点を持つ路線も存在する。
Michael, “Yaptığım şey için pişman değilim ama olaylar bu noktaya varmamalıydı“der.ケイブは「我々は攻撃したくはないが、貴殿が伝えた通りに行動しなければ攻撃することになろう」と返した。
Sizi mutlu eden eşyalarınızı farkına varmak, düzenleme bence budur."どうしてあげれば喜ばれるかを心得ていて、楽しそうに進んでお世話していました」と述懐している。
Ancak oraya varmak için sadece bir günleri vardır.ここであげるのはほんの一例である。
Fakat Bilo biraz saf olduğu için bunun farkına varmaz.しかし本人は鈍感なため、全くそのことに気がついていない。
İason karaya varır varmaz, kralın kızıyla evlenmeye razı olur.オイラトが帰順した際には、その一首長に娘を娶わせている。
Bu arada Suat Yalaz farkına varmadan Paris'e yerleşmiş oldu.そう、ピートが気付かないうちに引っ越すことにしたのだ。
Sultan Mahmut 1 Temmuz 1839’da mağlubiyet haberinin İstanbul’a varmasından birkaç gün önce öldü.マフムト2世はこの知らせが届くより前の1839年7月1日に死去した。
O da Mûsâ'yı, onlar farkına varmadan uzaktan gözledi.“因着信,”摩西繼續保持堅定,“如同看見那不能看見的主”。
Üstinsan’ın var olma sebebi ise; insanın kendisini aşmasının, farkına varmasının gereğidir.道教認為,人如輪值該星,白虎入宅,當損不明知壬。
Bir uçuruma geldiğinin farkına varmadan aşağıya Ak Irmağa (veya Ak Göle) düşer.湘莲后悔莫及,随一跏腿道士而去,不知何往。
Haram hükmüne varmada kullanılan dini kaynaklar nelerdir?依於法不依人者,法謂經教也。
Ağırlıkları 50 tona kadar varmasına rağmen uçabilmektedirler.牠們在換羽前最少能夠飛行50碼。
( Kişi durumunun mükemmel olduğunun ve hatta daha da ilerleyeceğinin ayrımına varmalıdır. )(不同的人分辨能力並不相同,這只是最大值)。
Soruların amacı soruları ortadan kaldıracak cevaplara varmaktır.) 疑问句的作用是提出问题,请求解答。
Trenin Sirkeci'den kalkıp Halkalı'ya varması 47 dakika sürmekteydi.신익희가 졸도한 후 45분만에 열차는 이리역에 도착했다.
"Time", zamanın biz farkına varmadan ne kadar hızlı geçtiğini anlatmaktadır.가사는 "방금 무엇이 벌어졌는지 기억하는데 너무 오래걸렸어.
Sekreter ona, Rus Gizli Servisi"nin oteline varmak üzere olduğunu ve ona tuzak kurulduğunu söyler.נועה מספרת לרווית שהיא מעבירה את המלון לבעלות ריץ' ושהיא (רווית) תנהל אותו.
"Hiçbir şeyi olmayana, pisliğin tadına varmamak yasaktır." der.הציבור לא יכול לדמיין טעם שאינו קיים".
O gök açıldı ve ruhum Tanrıya varmaya özendi".איני חי אלא בהווה שאלוהים מכריח אותי לפענחו".
Ekim 1972’de taraflar anlaşmaya varmaya yaklaşmışlardı.באותו האביב הצדדים הגיעו להסכם.
Oyuncu şayet Anlaşma'ya varmak isterse, Niko, Phil Bell ile takas yapmak için limanda buluşur.אם השחקן בוחר באפשרות העסקה, בל ישתתף במשימה יחד עם ניקו.
Zamanında oraya varmazsın.לא תגיע לשם בזמן.
Sezar vakit kazanmak için bu heyetten karara varmak için mehil istedi.За Цезар е време за вземане на съдбоносно решение.
Farkına bile varmadı.Даже не забелязаха.
Oyuncu Niko'nun Dimitri'den intikam almasıyla ya da onunla anlaşmaya varmasıyla bitmektedir.Играчът има възможност да отмъсти на Димитри или да сключи сделка с него.
"Time", zamanın biz farkına varmadan ne kadar hızlı geçtiğini anlatmaktadır.DSJ: Ами ... не знам заради скоростта, с която се движи.
Ancak tam olarak belirlediği noktaya nadiren varmaktadır .To rijetko zahtijeva određeno mjesto.
Tutsak yaşayan bireyler 25 yaşına kadar varmakta.V zajatí sa vtáci dožívajú až 25 rokov.
Ebeveynler, eğitimciler ve öğrenciler şiddetin erken uyarı işaretlerini ayırdına varmayı öğrenebilirler.Rodičia sa môžu naučiť vnímať zvyky a signály vylučovania dieťaťa.
( Kişi durumunun mükemmel olduğunun ve hatta daha da ilerleyeceğinin ayrımına varmalıdır. )(Je to taký druh otázok, ako či je dobro viacej, či menej identické než krásno.)
Temel amacı en kısa zamanda sonuca varmaktır.Projekt je koncipovaný tak, aby čo najskôr prinášal konkrétne výsledky.
İlk yerleşim dalgasının sona ermesiyle, sömürgeciler kendi masraflarına varmaya devam edeceklerdi.Ob koncu prvega vala naselitve so kolonisti prihajali za lastne stroške.
Uzay aracı Ağustos 2011'de fırlatıldı ve 2016 yılının sonlarına doğru Jupiter'e varması beklenmektedir..Razvoj letala so potrdili avgusta 2012,, v uporabo bo vstopil okrog leta 2020.
Acele edip, gitmek zorundasın.<br /> Havaalanına varman vakit alacak.Deve sbrigarsi e andare.<br />Ci vorrà un po' di tempo per arrivare all'aeroporto.
Acele edip, gitmek zorundasın.<br /> Havaalanına varman vakit alacak.Du musst dich beeilen und gehen.<br />Es wird einige Zeit dauern, um zum Flughafen zu kommen.
Acele edip, gitmek zorundasın.<br /> Havaalanına varman vakit alacak.Kamu harus cepat dan pergi. Perlu beberapa saat untuk sampai di bandara.
Acele edip, gitmek zorundasın.<br /> Havaalanına varman vakit alacak.Pośpieszcie się i idźcie. <br />Minie trochę czasu, zanim dostaniemy się na lotnisko.
Acele edip, gitmek zorundasın.<br /> Havaalanına varman vakit alacak.Trebuie sa te grabesti. Va dura ceva pana ajungi la aeroport.
Acele edip, gitmek zorundasın.<br /> Havaalanına varman vakit alacak.Tu dois te dépêcher et partir. Ca va prendre du temps d'aller à l'aéroport.
Acele edip, gitmek zorundasın.<br /> Havaalanına varman vakit alacak.Πρέπει να βιαστείτε να φύγετε. Θα πάρει ώρα για να φτάσετε στο αεροδρόμιο.
Acele edip, gitmek zorundasın.<br /> Havaalanına varman vakit alacak.Возвращайся скорее. Мне нужно пораньше приехать в аэропорт.
Acele edip, gitmek zorundasın.<br /> Havaalanına varman vakit alacak.يجب ان تسرع بالدهاب , سياخد الامر وقتا للوصول للمطار
Ağabey, Dublith'e varmak üzereyiz.Bracie, prawie jesteśmy w Dublith.
Ağabey, Dublith'e varmak üzereyiz.Fratellone, siamo quasi a Dublith.
Ağabey, Dublith'e varmak üzereyiz.Hermano, estamos a punto de llegar a Dublith.
Ağabey, Dublith'e varmak üzereyiz.Irmão, estamos quase em Dublith.
Ağabey, Dublith'e varmak üzereyiz.Veli, olemme pian Dubtlithissa.
Ağabey, Dublith'e varmak üzereyiz.Vi är snart i Dublith, Broder.
Ağabey, Dublith'e varmak üzereyiz.Vi er snart i Dublith, brormand.
Ağabey, Dublith'e varmak üzereyiz.Αδερφέ, σχεδόν φτάσαμε στο Ντούμπλιθ.
Ağabey, Dublith'e varmak üzereyiz.Брат, мы уже почти в Дублите.
Ahmyo - Kendine TAMAMEN ve SAF bir şekilde güvenmek, kendinin farkına varmak. 2.Ahmyo Pełna wiara w siebie, świadomość samego siebie.
Ama bazı insanlar kendi önyargılarının, kendi aşırı güvenlerinin farkına varma yeteneğine sahiptir.Ale někteří lidé mají schopnost vnímat vlastní předpojatost a přílišné sebevědomí.
Ama bazı insanlar kendi önyargılarının, kendi aşırı güvenlerinin farkına varma yeteneğine sahiptir.Ale niektorí ľudia dokážu vnímať svoje vlastné predsudky, vlastnú prehnanú sebaistotu.
Ama bazı insanlar kendi önyargılarının, kendi aşırı güvenlerinin farkına varma yeteneğine sahiptir.Dar unii oameni au abilitatea şi conştienţa propriilor lor prejudecăţi, a propriei supra-siguranţe de sine.