Tom bu vakitte çok meşguldür.Tom is very busy at this time.
Tom'la biraz vakit geçirmeniz incitemez.It can't hurt for you to spend a little time with Tom.
Tom'un vaktinde geleceğinden şüphem yok.I don't doubt that Tom will arrive on time.
Tom bütün vaktini Mary'yi düşünerek geçiriyor.Tom spends all his time thinking about Mary.
Tom Mary ile vakit geçirmeyi seviyor.Tom likes spending time with Mary.
Tom Mary ile konuşarak iyi vakit geçirdi.Tom had a good time talking with Mary.
Tom her zaman vaktinde gelmez fakat Mary genellikle gelir.Tom doesn't always arrive on time, but Mary usually does.
Tom ve Mary birlikte iyi vakit geçirdiler.Tom and Mary had a good time together.
Tom ve Mary iyi vakit geçiriyor.Tom and Mary are having a good time.
Sanırım daha küçük bir daireye taşınmamın vakti geldi.I think it's time I moved to a smaller apartment.
Biz gerçekten çok iyi vakit geçirdik.We had a really good time.
Dünyadaki birçok insan okumak için vakitleri olmadığından şikayet eder.Many people in the world complain that they don't have time to read.
Vaktin bitti.Your time is over.
Tom birazcık hız limitinin üzerinde sürerse vaktinde havaalanına yetişebileceğini düşündü.Tom thought he could reach the airport on time if he drove a little over the speed limit.
Tom şafak vaktinde okula gitti.Tom left for school at the break of dawn.
Tom her sabah aynı vakitte kalkar.Tom gets up at the same time every morning.
Tom'un size yardım etmek için vakti yok.Tom doesn't have time to help you.
Tom'un şu anda birisiyle konuşmak için vakti yok.Tom doesn't have time right now to talk to anyone.
Tom nihayet uyandığında kuşluk vaktiydi.It was midmorning when Tom finally woke up.
Ürün onu taze tutmak için vakumla kapatılır.The product is vacuum-sealed to keep it fresh.
Buraya seninle biraz vakit geçirmek için geldim.I came here to spend some time with you.
Vakit azalıyor.Time is getting short.
Gitme vakti.Time to go.
Henüz yemek vakti değil.It's not dinnertime yet.
Yemek yapacak vaktim yok.I don't have time to cook.
Kaybedecek vaktim yok.I don't have time to lose.
En sevdiği hobi için vakti vardı.She had time for her favorite hobby.
Yeterli vaktim yok, acele et!I don't have enough time, hurry up!
Yemek vakti kutsaldır.Meal time is sacred.
Tom şimdi Mary ile evli ama o vaktiyle Alice ile evliydi.Tom is married to Mary now, but at one time he was married to Alice.
Hoş bir vakit geçiriyor musun?Are you having a nice time?
Biz şafak vakti buharlı lokomotif düdüğü ile uyandırıldık.We were wakened by the whistle of the steam locomotive at dawn.
Birincisi, hiç param yok. İkincisi, vaktim yok.First, I don't have any money. Second, I don't have the time.
Uyumak için vaktim yok.I don't have time to sleep.
Bugün bunun için vaktim yok.Today, I do not have time for this.
Mary'nin çamaşır yıkamak için vakti yok.Mary doesn't have time to do the laundry.
Keşke seninle konuşmak için daha çok vaktim olsa.I wish I had more time to talk to you.
Yarından sonra boş vaktin var mı?Do you have any free time after tomorrow?
Ölme vakti.Time to die.
Çok güzel vakit geçireceğiz.We'll have loads of fun.
Yazmak için vaktim yok.I don't have time to write.
Şafak vakti geliyor.Dawn is coming.
Boş vaktimi akıllıca geçirmek istiyorum.I want to spend my free time wisely.
O filmi izleyerek vaktimi boşa harcamamalıydım.I shouldn't have wasted my time watching that movie.
Fransızcamı ilerletmek istiyorum ama gerçekten hiç vaktim yok.I would like to improve my French but I really have no time.
Bu mektupla ilgilenecek vaktim yok. Onunla ilgilenebilir misiniz?I don't have time to deal with this letter. Could you deal with it?
Oyun için vaktim yok.I have no time for games.
Tiyatro şafak vakti açardı.The theater used to open up at dawn.
Tom saatine baktı ve öğle yemeği vaktine sadece beş dakikası kaldığını gördü.Tom looked at his watch and saw that he only had five minutes left until lunchtime.
Onu yapmak için vaktim olup olmayacağını bilmiyorum.I don't know if I will have time to do it.
Buna vaktim yok.I don't have time for this.
Yarın hiç vaktim yok.I have no time tomorrow.
Çok fazla insan değerli vaktini boşa harcar.So many people spend their valuable time in vain.
Ne yazık ki bugün vaktim yok.Unfortunately, I don't have time today.
Vakit geldi.The time has come.
O kitabı okumak için vaktim yok.I don't have the time to read that book.
Kendi payına düşeni yapma vakti geldi.It's about time you did your share of work.
Kahvaltı vaktiydi.It was time for breakfast.
Açıklamaya vakit yok.There is no time for explanation.
Vegas'ta iyi vakit geçirdin mi?Did you have a good time in Vegas?