Hem Tom hem de Mary'nin hapiste vakit geçirdiklerini biliyorum.I know that both Tom and Mary have spent time in prison.
Tom ve Mary'nin her ikisinin de hapiste vakit geçirdiklerini biliyorum.I know that Tom and Mary have both spent time in prison.
Tom, Boston'da daha fazla vakit geçirmek istemediğini söyledi.Tom said he didn't want to spend any more time in Boston.
Tom'un Boston'da daha fazla vakit geçirmek istediğini sanmıyorum.I don't think Tom wants to spend any more time in Boston.
Tom Mary'yi yatağa yatırdı ve ona bir uyku vakti hikayesi okudu.Tom tucked Mary into bed and read her a bedtime story.
Tom, yarına kadar bunu yapacak vaktinin olmayacağını söylüyor.Tom says he won't have time to do that until tomorrow.
Şu an bununla uğraşacak vaktim yok.I really don't have time to deal with this right now.
Sanırım Tom'un yarın bunu yapacak vakti olacak.Tom will have the time to do that tomorrow, I think.
Tom, Boston'da daha fazla vakit geçirmek istemiyor.Tom doesn't want to spend any more time in Boston.
Tom, Boston'da daha fazla vakit geçirmek istemedi.Tom didn't want to spend any more time in Boston.
Ne Tom ne de Mary Avustralya'da vakit geçirmedi.Neither Tom nor Mary has spent time in Australia.
Tom, yardım etmek için vaktiniz olup olmadığını bilmek istedi.Tom wanted to know if you have any time to help.
Tom bugün bunu yapacak vaktinin olmayacağını söylüyor.Tom says he won't have time to do that today.
Tom Mary ile hiç vakit geçirmek istemedi.Tom didn't want to spend any time with Mary.
Tom çocuklarıyla vakit geçirmek istiyordu.Tom wanted to spend time with his children.
Tom gerçekten iyi vakit geçiriyor gibi görünüyor.Tom seems to be having a really good time.
Tom, romantizm için vaktinin olmadığını söyledi.Tom said he didn't have time for romance.
Tom şu an yemek yemek yemek için vaktinin olmadığını söyledi.Tom said he didn't have time to eat now.
Tom bunu yapacak vaktinin olmayacağını söylüyor.Tom says he won't have time to do that.
Umarım Boston'da harika vakit geçirirsiniz.I hope you have a great time in Boston.
Tom hapishanede vakit geçirmek zorunda değildi.Tom didn't have to spend time in jail.
Bunu yaparken biraz vakit harcamalıyım.I need to spend some time doing that.
Tom, Boston'da güzel vakit geçiriyor.Tom is having a nice time in Boston.
Tom çok iyi vakit geçirmiyordu.Tom wasn't having a very good time.
Tom çok iyi vakit geçirmiyor.Tom isn't having a very good time.
Tom sadece iyi vakit geçiriyor.Tom is just having a good time.
Umarım bunu yapacak vaktim olur.I hope I have time to do that.
Egzersiz yapacak vaktim yok.I don't have time to exercise.
Tom her zaman buraya vaktinde gelir.Tom always gets here on time.
Tom vaktinin çoğunu yolda geçiriyor.Tom spends most of his time on the road.
Tom'un ana-babası onunla hiç vakit geçirmedi.Tom's parents never spent time with him.
Tom bugün bize yardım edecek vakti olmadığını söyledi.Tom said that he didn't have time to help us today.
Onu yapmadım çünkü vakit kaybı olacağını düşünmüştüm.I didn't do that because I thought it would be a waste of time.
Bunu yapabilecek kadar vaktimiz olduğunu sanmıyorum.I don't think we have enough time to do that.
Boston'dayken iyi vakit geçirdim.I had a good time when I was in Boston.
Tom'a geceleri geç vakitte dışarıda kalmamasını tavsiye ettim.I advised Tom not to stay out late at night.
Tom her pazartesi büyükanne ve büyükbabasıyla vakit geçirir.Tom spends time with his grandparents every Monday.
Tom ve Mary birlikte vakit geçirdiler.Tom and Mary spent time together.
Öğle yemeği vaktinde çok acıkmıştım.I was very hungry by lunchtime.
Tom son zamanlarda o kadar meşguldü ki bizimle takılmaya vakti olmadı.Tom has been so busy lately that he hasn't had time to hang out with us.
Öğle yemeği yiyecek vaktim yok.I don't have time to eat lunch.
Öğle yemeği yemek için vaktim yok.I don't have time to eat lunch.
Buraya bu sabah erken vakitte geldim.I got here early this morning.
Onu yaparken iyi vakit geçirdim.I had a good time doing that.
Tom, Boston'da iyi vakit geçiriyor gibi görünüyordu.Tom seemed to have a good time in Boston.
Tom iyi vakit geçiriyor gibi davranmaya çalıştı.Tom tried to pretend like he was having a good time.
Boston'da iyi vakit geçirdim.I had a nice time in Boston.
Ben iyi bir vakit geçirmiyorum.I'm not having a good time.
Kamp yaparken iyi vakit geçirdim.I had a good time camping.
Tom iyi vakit geçiriyormuş gibi görünmediğimi söyledi.Tom said I didn't look like I was having a good time.
Şimdi başlama vakti.It's time to start now.
Sami'nin cevap verecek vakti bile yoktu.Sami didn't even have time to respond.
Dün sahilde iyi vakit geçirdim.I had a good time at the beach yesterday.
Sence Tom iyi bir vakit geçirdi mi?Do you think Tom had a good time?
Sami yerel bir kilisede vakit geçirdi.Sami spent time at a local church.
Sami de Leyla ile kilisenin dışında vakit geçirdi.Sami also spent time with Layla outside of the church.
Sami'nin biraz vakti vardı.Sami had some time.
Günün bu vaktinde neden içiyorsun?Why are you drinking at this time of the day?
Sami daha önce burada vakit geçirdi.Sami has spent time here before.
Sami, Leyla'nın evinde giderek daha fazla vakit geçiriyordu.Sami was spending more and more time at Layla's house.