Vaaz vermek uygulamaktan daha kolaydır.To preach is easier than to practice.
O bize iyi sağlığın önemi hakkında vaaz verdi.He preached to us about the importance of good health.
Hiçbir günahkar bir vaazın ilk yirmi dakikasından sonra hiç kurtarılmaz.No sinner is ever saved after the first twenty minutes of a sermon.
Papazın vaazları seni sıkabilir fakat onlar ahlaken iyi örnektir.The pastor's sermons may bore you, but they are morally edifying.
Koroya vaaz veriyorsun.You're preaching to the choir.
Tanrı'nın Sözü'nü küçük bir grup imanlıya vaaz ediyor.He was preaching God's Word to a small group of believers.
Vaiz güzel bir vaaz verdi.The preacher gave a beautiful sermon.
O, genç vaizin vaazını dinledi.She listened to the young preacher's sermon.
Sen din değiştirmeyi vaaz ediyorsun.You're preaching to the converted.
Davranış vaazın en yüksek biçimidir.Behaviour is the highest form of preaching.
Tom vaaz verdiğini uygulamıyor.Tom doesn't practice what he preaches.
Ben 3 saat süren vaaz boyunca uyudum.I slept through the 3 hour-long sermon.
Haham Tom cuma gecesi vaaz verdi.Rabbi Tom gave the sermon on Friday night.
Vaaz son derece uzundu.The sermon was awfully long.
Vaaz bugün çok uzundu.The sermon was awfully long today.
Papaz bir vaaz verdi.The pastor gave a sermon.
Yahya, Yahudiye çölü'nde vaaz verdi.John preached in the Desert of Judea.
Sami vaazlarını uyguluyor.Sami practises what he preaches.
Politik doğruculuk konusunda vaaz verecek son kişi sensin.You're the last person who should preach about political correctness.
29 Ekim: Vincent'ın Richmond Methodist Kilisesi'nde ilk vaazını verdi.October 29: Vincent's first sermon at Richmond Methodist Church.
Onun vaazlarını dinlemiş ve öğretilerini kabul etmiş, hayal kırıklığını 16 yaşındayken yaşamıştı.She heard him preach, and accepted his teachings, going through the disappointment at age 16.
Sabah namazını müteakiben vaaz dinlenilir.Shamim is seen on the prayer mat praying for forgiveness.
Amos, Yehuda Krallığı'nda yaşadı fakat vaazlarını kuzeydeki İsrail Krallığı'nda verdi.Amos lived in the kingdom of Judah but preached in the northern kingdom of Israel.
Tiyatro, St. Paul'ün vaazlarına mekân olmuştur.Sermons at St Paul's ...
Bu vaazi icinde kendisini "Saffah (Kan Dökücü)" olarak isimlendirdiği bildirilmektedir.The name is pronounced /ˌniːəˈmaɪə/ or /ˌniːhəˈmaɪə/ in English.
15 yaşındayken klisenin Baptist vaazcısı olmuştur.He became an ordained Baptist minister at the age of 15.
Vaaz verdiği kiliseler dolup taşıyordu."He lived what he preached.
Vaazların metinleri sonradan yayınlanmıştır.The pair's subsequent movements were revealed later.
Öğretimini sürdürürken yaptığı vaazlarla dikkat çekti.What he taught he practised.
Nicholas'ın vaazları o kadar etkiliydi ki onu duyanlar yanından ayrılmak istememekteydiler.Fifty were such hell raisers that he couldn't ignore them.
Ayrıca Papa kendisini vaazlar vermekten men etti.The Pope also granted him the Pallium.
13 Ağustos 1553'de Cenevre'de Calvin tarafından yürütülen bir vaaza katılmıştır.On 13 August, he attended a sermon by Calvin at Geneva.
Playford’un vaazları görüldüğü kadarıyla çok sayıda mühtedi sağladı.Playford’s preaching apparently resulted in a number of converts.
Bunun zararları hakkında sağda solda vaaz verecek değilim.This will not save the front fairing from damage.
Mesrop, Artsah ve Utik'te İncil vaazları verme konusunda çok aktifti.St. Mesrop was very active in preaching Gospel in Artsakh and Utik.
Bu olaydan sonra Utrecht piskoposu rahip olmayanların vaaz vermesini yasakladı.The Bishop of Vigan, meanwhile, prohibited its religious ceremonies.
Son yapıtlarında bu vaazların yarattığı çelişkilerin etkileri görülür.This event will occur through capitalism's own contradictions.
Bizi önce camiye çağırıyor ve vaaz veriyorlar.They first call us to the mosque and preach to us.
"Neden Cuma vaazlarinde cihad kelimesini kullanıyordun?"Why do you keep using the word jihad in your Friday sermons?
Bu kadar kültürlü dinleyicilerle birlikteyken bu, "kilise korosuna vaaz vermek" gibi olacaktır.In an audience as sophisticated as this one, that would be preaching to the choir.
Bu kilise, papazın uzun vaazlarıyla ünlü.That church is knoWn for the pastor's long sermons.
Vaazınız çok uzun.Your sermon is too Iong.
Vaazlarınızı kısaltırsanız...If you make your sermons shorter...
İnanıyorum ki vaazlarınız daha etkili olacaktır.And I believe your sermons will have more impact.
Vaaz çok uzun!The sermon's too Iong!
Vaazımı kısaltacağım.I will make my sermon shorter.
Ama vaazlarınız...But your sermons are...
Katı bir öğretmen gibi... yargılıyor ve vaaz veriyorsun!You're like a schoolmarm, judging and preaching! Do this!
Sonra birer birer diğer binaya gitmeleri ve vaazlarını vermeleri istendi.Then one by one, they were told they had to go to another building and give their sermon.
Şimdi bu vaazlar fikrinden vazgeçtik.Now we've given up with the idea of sermons.
"Bir vaaza ne dersin?" derseniz "Hayır, hayır. Buna ihtiyacım yok."Hey, how about a sermon?" they'd go, "No, no.
Vaazla bizim modern, laik yayma biçimimiz ders arasında ne fark var?What's the difference between a sermon and our modern, secular mode of delivery, the lecture?
Bir vaaz hayatınızı değiştirmek ister, bir ders size biraz bilgi vermek ister.Well a sermon wants to change your life and a lecture wants to give you a bit of information.
Bana kalırsa bu vaaz geleneğine geri dönmeliyiz.And I think we need to get back to that sermon tradition.
Bununla ilgili sadece vaazlar vermezler.They don't just deliver us sermons on this.
Yani, bu insanlar hep "Hayat Şahane" anlayışını vaaz ettiler, değil mi?I mean, surely these were just people who preached, "Life is great," right?
Hakikat karşısında vaazTo preach the Truth to the face of
Daens sana vaazlarýný gösterdi mi?Você vai ver!
Ama Peder Daens'in vaazý aţýrý biçimde saçmalýk.Cale-se!
- Vaazýmý okudunuz mu? - Evet.Às armas!