Dolayısıyla, "ki" (vücuttaki) enerjiyi sembolize eder.Hence, "ki" symbolizes energy (in the body).
Ekstraselüler bölüm, vücuttaki toplam suyun üçte birini oluşturur.Its extracellular fluid (ECF) contains about one-third of total body water.
C. perfringens'in ölümden sonra vücutta gaz oluşumuna katkısı vardır.The action of C. perfringens on dead bodies is called tissue gas.
Pb Na Ca ile değiştirilir ve idrarla vücuttan atılır. [1]Pb displaces Ca in Na 2[CaEDTA] to give Na 2[PbEDTA], which is passed out of the body in urine.[58]
Teoride, vücuttaki tüm organ sistemlerine stereotaksik cerrahi uygulanabilir.In theory, any organ system inside the body can be subjected to stereotactic surgery.
Vücutta iki set küçük dairesel gözenek de oluşur.Two sets of small circular pores also occur on the body.
Maymunlarda vücuttaki kalıntı seviyesi hiçbir zaman %1,5'i geçmemiştir.The residue level in the body was never more than 1.5% in monkeys.[citation needed]
Bu nedenle kanarlar, protein sızdırırlar ve vücuttaki kan akışını yavaşlatırlar.Therefore they bleed, leak protein, and slow the flow of blood through the body.
Newman'ın araştırması ayrıca beynin tüm vücuttaki en karmaşık organ olduğunu gösteriyor.Newman's research also shows that the brain is the most complex organ in the entire body.
Deoksiribonükleik asit, DNA, vücutta protein oluşması için talimat verme görevini görür.Deoxyribonucleic acid, DNA, acts as the instructions for making proteins throughout the body.
Bu atıkların vücutta belirli bir seviyenin üzerinde birikmesi vücuda zararlıdır.Accumulation of these wastes beyond a level inside the body is harmful to the body.
Metabolik atıkların vücuttan atılması işlemine atılım denir.This process of removal of metabolic waste from the body is known as excretion.
Metabolik atık daha sonra dışkı maddesi ile birlikte vücuttan atılır.The metabolic waste is then released from the body along with fecal matter.
Ek olarak, vücuttaki inflamatuar yanıtın ana bölgesi olarak hizmet eder.Additionally, it serves as the main site of inflammatory response within the body.
Vücuttaki kükürt çözeltisi 4.Solution of bodily sulphur 4.
Vücutta sürekli serbest radikaller bulunur.Im Körper entstehen ständig freie Radikale.
Bunlardan başka, vücutta binlerce ortak sinir vardır.Zu den Nganasanen (oder Tawgg- und Awam-Samojeden) gehören nur etwa tausend Menschen.
Bacağı bütün vücuttaki kanını çekmektedir.Seine Haut ist auf seinem ganzen Körper rein.
Ve Lucifer, vücuttaki şeytan benim.Uwe Wolff: Der Teufel ist in mir.
Kalp vücuttan çıkarılmazdı.Die Herz-OP überlebt sie nicht.
Bu durumlarda vücuttan soğuk maddelere doğru bir ısı akışı olur.So könne der Körperkern auf diese Art direkt gekühlt worden sein.
Vücuttan kolayca elimine olur.Sie können sehr eng an den Körper angelegt werden.
Üretilen enerji vücuda gönderildikten sonra, vücuttan yansıyan enerji alınarak görüntüleme sağlanır.Statt Energie aus dem Körper anzufordern, wird Energie in Form von Nahrungsaufnahme zugeführt.
O, vücuttaki bir atom yayılımıdır.Elle est une dispersion d’atomes dans le corps.
Bacağı bütün vücuttaki kanını çekmektedir.Sa peau est fine sur tout son corps.
Diyaliz ile vücuttan uzaklaştırılamaz.L'intellect ne peut donc pas être séparé du corps.
İdrar vücutta terk edilene kadar burada bekletilir.Il restera enchainé jusqu'à son départ aux galères.
Ve Lucifer, vücuttaki şeytan benim.C'est un des démons de Lucifer.
Tümör, vücuttaki tüm doku ve organlarda meydana gelebilir.L'artériographie peut concerner n'importe quelle artère du corps ou le corps entier.
Sonunda dileği kabul olur ve ikisi de aynı vücutta can bulurlar.Elle décide de s'en prendre à lui, mais finalement leurs esprits retrouvent leurs corps respectifs.
Vücutta sölom bulunmaz.Sin escamas en el cuerpo.
Bacağı bütün vücuttaki kanını çekmektedir.Su piel es lisa en todo el cuerpo.
Metiyoninin vücutta yanlış dönüşümü ateroskleroza yol açabilir.Fallos en la conversión de metionina pueden desembocar en ateroesclerosis.
Nötrofiller ve makrofajlar da vücutta saldırgan patojenleri takip eden fagositlerdir.I neutrofili e i macrofagi sono fagociti che viaggiano in tutto il corpo alla ricerca di agenti patogeni.
(Quintilian) Mens sana in corpore sano Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.Mens sana in corpore sano.
Metiyoninin vücutta yanlış dönüşümü ateroskleroza yol açabilir.Un improprio metabolismo della metionina può condurre all'aterosclerosi.
Karbonhidratlar vücutta en çok bulunan üçüncü besin maddesidir.Il carbonio è il tredicesimo elemento più abbondante sulla Terra.
Vücutta depolanmaz, kanserojen değildir.Non è considerato cancerogeno.
Vücuttaki toplam albüminin %30-40'ı kandadır.La pubblicità occupa dal 30 al 40% dello spazio nelle colonne.
Ve Lucifer, vücuttaki şeytan benim.А я Люцифер, дьявол во плоти!
Vücuttaki elektriği boşaltır, yorgunluğu önler.Она быстро усваивается организмом и снимает усталость.
Vücuttaki en büyük toplardamardır.Это самые большие сопроводительные захоронения.
Tümör, vücuttaki tüm doku ve organlarda meydana gelebilir.Может вызывать у человека гнойные воспалительные процессы почти во всех органах и тканях.
Bacağı bütün vücuttaki kanını çekmektedir.Его левая рука была вся в крови.
Kısacası tüm vücutta etkisine gösterir.В редких случаях оно охватывает всё тело.
Ve Lucifer, vücuttaki şeytan benim.لوسيفر ابن للشيطان ذاته.
Vücuttaki küçük ve büyük farklılıkların kombinasyonu yapısal olarak sergilenir.تتسم الحالة بوجود تغييرات كبيرة أو صغيرة في بنية الجسم.
Mine, vücuttaki en sert ve en yüksek derecede mineralize maddedir.المينا أقسى و أكثر المواد تمعدُنَاً في الجسم.
HIV vücuda girdiğinden itibaren, vücutta bununla savaşmak için özel antikorlar oluşur.ففي اللحظة التي تصل بها الفيروسات إلى داخل الجسم تبدأ بصنع نسخ عن نفسها بهدف الانتشار داخل الجسم.
Damar ile farklı şeyler kastediliyor olabilir: Kan damarı, vücutta kanı taşıyan kanallar.لقد أكدت هذه الاكتشافات سوية بأن للدم (دوراناً) داخل الجسم.
Ve Lucifer, vücuttaki şeytan benim.Madame Satã: com o diabo no corpo.
Diğer karotenoidlerin aksine vücutta A vitamini olarak depolanmaz.Ao contrário de outros carotenóides, não se converte em Vitamina A no corpo humano.
Böylece içinde oksijen bağlı hemoglobin taşıyan alyuvarlar vücuttaki dokulara oksijeni ulaştırabilirler.Desta forma as células sanguíneas que ainda estão no corpo podem oxigenar o tecido corporal.
Nötrofiller ve makrofajlar da vücutta saldırgan patojenleri takip eden fagositlerdir.Os neutrófilos e macrófagos são fagócitos que percorrem o corpo à procura de patógenos invasores.
Sonunda dileği kabul olur ve ikisi de aynı vücutta can bulurlar.O seu desejo acaba por tornar-se realidade e os dois trocam de corpo.
Bu şüphenin temeli vücutta irin görülmesi ya da daha önce MRSA enfeksiyonları geçirilmiş olmasıdır.A preocupação está relacionada com a presença de pus ou infecções anteriores por MRSA.
Epanşman, vücuttaki herhangi bir bölgede sıvı birikimidir.Urticárias Angioedema (inchaço) em qualquer parte do corpo.
Vücutta bulunan en büyük foramendir.O corpo é a primeira coisa possuída.
Ve Lucifer, vücuttaki şeytan benim.Lucifer - De Duivel.
Bunlardan başka, vücutta binlerce ortak sinir vardır.En al die miljoenen schepselen zullen gelukkig zijn, behalve de honderdduizenden die over hen zullen heersen.