uzlaşma ile cümle
uzlaşma kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
ÖRNEK CÜMLE
7
HARF
3
HECE
5
ORT. KELİME
Uzlaşmaktan başka seçeneğimiz yok.We have no choice but to compromise.
Onlarla uzlaşmaya çalıştık.We sought to come to terms with them.
Sonunda bir uzlaşma noktası bulduk.Finally, we found a point of compromise.
Sulandırılmış bir uzlaşma önergesi hiç yoktan daha iyidir.A watered down compromise resolution is better than none at all.
Bu hususta uzlaşmaya varmak zorunda kaldım.I had to compromise on this point.
Sonunda bir uzlaşmaya vardıkIn the end we reached a compromise.
Her iki taraf birbirleriyle uzlaşmak zorundaydı.Both sides had to compromise with each other.
Uzlaşmak benim kurallarıma aykırıdır.It's against my rules to compromise.
Uzlaşma ihtimali yok gibi görünüyor.There seems to be no possibility of compromise.
O, çok uzlaşmacı bir insandır.He is a very agreeable person.
Onlar tatmin edici bir uzlaşmaya varmak için müzakere ediyorlar.They are negotiating to reach a satisfactory compromise.
Pyongyang ve Washington arasında bir tür uzlaşmaya varılması zorunludur.It is essential that some kind of compromise be reached between Pyongyang and Washington.
Uzlaşmamız gerekiyor.We need to come to an agreement.
Görüşmelerden sonra iki taraf, anlaşmazlık konusunda bir uzlaşmaya vardılar.After much negotiation, the two sides in the dispute reached a compromise.
1997 yılında bir uzlaşmaya vardılar.In 1997 they reached a compromise.
O, hiçbir uzlaşmayı kabul etmedi.He would accept no compromise.
Konuyla ilgili uzlaşmayı reddetmişti.He had refused to compromise on the issue.
Başkan Cleveland uzlaşmaya varmak zorunda kaldı.President Cleveland had to compromise.
Birçok lider uzlaşmayı destekledi.Many leaders supported the compromise.
Bir uzlaşmaya varıldı.A compromise was reached.
Uzlaşma kabul edildi.The compromise was accepted.
Kongre uzlaşmayı kabul etti.The Congress accepted the compromise.
Lord Ashburton uzlaşmayı kabul etti.Lord Ashburton accepted the compromise.
Federal arabulucular uzlaşmaya vardılar.Federal negotiators reached a compromise.
İki taraf nihayet bir uzlaşma üzerinde anlaştılar.The two sides finally agreed on a compromise.
Delegeler günlerce uzlaşmayı tartıştılar.Delegates debated the compromise for many days.
Bir tür uzlaşma olmalı.There must be some sort of give-and-take.
Tom uzlaşmak için isteksiz görünüyor.Tom seems to be unwilling to compromise.
Tom Mary ile bir uzlaşmaya varmanın imkansız olduğunu söyleyebiliyordu.Tom could tell that it would be impossible to reach a compromise with Mary.
İlişkiler uzlaşma gerektirir.Relationships involve compromise.
Tom ve Mary uzlaşmacı sex yaptı.Tom and Mary had consensual sex.
Sonunda bir uzlaşmaya vardık.Finally we reached a compromise.
Bu uzlaşmaya açık.It's open to negotiation.
Tüm yönetim uzlaşma ve takas üzerine kurulmuştur.All government is founded on compromise and barter.
Tom uzlaşmak istemiyor.Tom doesn't want to compromise.
Sanırım uzlaşmalıyız.I think we should make a deal.
Biz uzlaşmak zorundaydık.We had to compromise.
Bizim bir uzlaşma yapmamız gerekir.We should make a compromise.
Bu konuda hepimiz uzlaşma içindeyiz.We're all in agreement about that.
Onlara bir uzlaşma düşünüp düşünmeyeceklerini sordum.I've asked them if they would consider a compromise.
Sen uzlaşmacı mısın?Are you agreeable?
Biz bir uzlaşma önerecektik.We were going to suggest a compromise.
Dinler arasındaki uzlaşma dünya barışının temelidir.Reconciliation among religions is the foundation of world peace.
Bir tür uzlaşmaya varabileceğimizi umuyorum.I hope we can reach some kind of compromise.
Bir tür uzlaşmaya varabileceğimizden eminim.I'm sure we can reach some kind of compromise.
Sanırım bir tür uzlaşmaya varabiliriz.I think we can reach some kind of compromise.
Tom uzlaşmasını göstermek için başını salladı.Tom nodded his head to show his agreement.
Müvekkilim uzlaşma yapmak için istekli.My client is willing to make a deal.
Makul bir uzlaşma bulunması gerekiyor.A reasonable compromise must be found.
Bu iyi bir uzlaşma.Hiç kimseyi hoşnutsuz bırakmaz.It's a good compromise. It won't leave anyone dissatisfied.
Makul bir uzlaşma gibi görünüyordu.It seemed like a reasonable compromise.
Vicdanınla uzlaşmana gerek yok.You shouldn't need to compromise with your conscience.
Uzlaşmamız gerektiğini sanmıyorum.I don't think we should compromise.
Onlar bizimle uzlaşmayacaklar.They won't compromise with us.
Her iki tarafın da uzlaşması gerekir.Both sides should compromise.
Ben şiddetle bir uzlaşmaya karşıyım.I am strongly opposed to a compromise.
Bir uzlaşma gerekebilir.A compromise may be required.
Uzlaşma olmayacak.There will be no compromise.
Bir uzlaşma vardı.There has been a compromise.
Hiçbir uzlaşma olamaz.There can be no compromise.