Arkadaşımın gelmesini çok uzun süre beklemek zorunda kaldığımda huzursuz hissediyorum.I feel restless when I have to wait too long for my friend to show up.
Yetenekli dedektif trajedinin nedenini araştırmak üzere atanmıştır.The capable detective was assigned to investigate the cause of the tragedy.
Postane kolejden uzak değildir.The post office is not far from your college.
Postane ana caddeden uzak.The post office is just off the main street.
Postane yarım mil uzaklıkta.The post office is half a mile away.
Dün gece uzun bir elektrik kesintisinden dolayı ödevimi yapamadım.Last night I could not do my homework on account of a long blackout.
Alacakaranlık çöl üzerine düştü.Dusk fell over the desert.
Akşam yemeği masanın üzerine konuldu.Supper was laid out on the table.
Akşam yemeği hazır olmak üzeredir.The dinner is almost ready.
Küçük kız ona dilini uzattı.The little girl stuck out her tongue at him.
Kapasiteyi hesaplamak için, uzunluğu genişlikle derinlikle çarpın.To calculate the capacity, multiply the length by the width by the depth.
Dansçı ayak parmaklarının üzerinde döndü.The dancer spun on his toes.
Bir fırtına patlamak üzeredir.A storm is brewing.
Fırtınanın ürünlerin üzerinde kötü bir etkisi vardı.The storm had a bad impact on the crops.
Uzaktan bakıldığında, o bir erkeğe benziyor.Seen from a distance, it looks like a man.
Boşandığını duyduğuma üzüldüm.I'm sorry to hear that you got a divorce.
Ayaklarımın üzerinde güçlükle durabiliyordum.I could scarcely stand on my feet.
Bir adam evden uzakta hiç utanç hissetmeye ihtiyaç duymaz.A man away from home need feel no shame.
Onun gezisi bir hafta boyunca onu ofisten uzak tutacak.His trip will keep him away from the office for a week.
Ailem uzakta bir yolculuğa çıktı ve evde yalnızım.My parents are away on a trip and I'm alone in our house.
Biz uzaktayken komşularımızdan köpeğe bakmalarını rica edelim.Let's ask the neighbors to look after the dog while we're away.
Profesör Suzuki uzman bir tarihçidir.Professor Suzuki is an expert historian.
Trenler arasında uzun bir bekleme var.There is a long wait between trains.
Tren gitmek üzereydi.The train was about to leave.
Çiğ çim yaprakları üzerinde.The dew is on the leaves of grass.
Yaşlanan bir nüfus sağlık üzerinde daha fazla harcama gerektirecektir.An aging population will require more spending on health care.
Bu uzun bir hikaye.It is a long story.
Hikaye çok uzun zaman önce başlar.The story begins far in the past.
Arabayı yarışa sokma.Biz mümkün olduğu kadar onu uzağa götürteceğiz.Don't race the car. We want to make it go as far as possible.
Bu program hâlâ mükemmel olmaktan uzak.That program is still far from perfect.
Pyongyang ve Washington arasında bir tür uzlaşmaya varılması zorunludur.It is essential that some kind of compromise be reached between Pyongyang and Washington.
Çitin üzerinde bacağımı salladım.I swung my leg over the fence.
Kalışımı uzatabilir miyim?Can I extend my stay?
Sen hiç uzun mesafe ilişkisi yaşadın mı?Have you ever been in a long distance relationship?
Şimdi bunun üzerinde düşünüyorum, bu biraz utandırıcı.Now that I think over it, it's somewhat embarrassing.
Öncelikle karar verilmesi gereken şey üzerinde karar veririz sonra iki takıma ayrılırız.First, we decide on that which needs to be decided, then we split into two teams.
Bu noktada, bu sorun üzerine yorum yapamam.At this point, I'm unable to comment on that problem.
Uzun süredir ilk defa geçen hafta onunla karşılaştım.I met him last week for the first time in ages.
NB:Çok uzun süre önce çizildi bu yüzden kalite kötüdür.NB: This was drawn a long time ago so the quality is low.
Bulutlu günlerde, uzaktaki sesleri açık havadakilerden daha iyi duyarsın.On cloudy days, you can hear distant sounds better than in clear weather.
Japonya 135. Doğu meridyeni üzerindedir.Japan is on the 135th meridian East.
Utançla kıkırdayarak, prezervatifi uzattı.Giggling with embarrassment, she held out the condom.
Anneme söylersem, o üzülür, bu yüzden ona söyleyeceğimi sanmıyorum.If I tell my mother, she'll worry, so I don't think I'll tell her.
Bir şey daha var. Eğer Mayu üzerinde bir şey denersen belini kırarım.One more thing. If you try anything on Mayu I'll break your spine.
Meyve bahçesi uzmanı bir elma tomurcuğunu kök gövde üzerine aşıladı.The orchardist grafted an apple bud onto the rootstock.
Üzgünüm, o bir yazım hatası.Sorry, that's a typo.
Bunun konuyla bir alakası yok. Üzgünüm.This is off-topic. Sorry.
Zor ve üzüntülü zamanlarda diğer insanlar için bir şey yapmaya çalışırız.In hard times, in sorrowful times, let's try doing something for other people.
"Babanla iyi geçinmiyor musun?" "Üzgünüm, o beni ilgilendirmezdi.""You don't get on well with your father?" "..." "Sorry, that was none of my business."
"İçecek bir şey ister misin?" "Üzgünüm, hayır teşekkürler.""Would you like something to drink?" "Sorry, no thanks."
Liderliğin değişmesi uluslararası siyasi ekonomi üzerinde büyük bir etkiye sahiptir.Changes of leadership have a great effect on the international political economy.
Habarovsk, Rus Uzak Doğusu'nun en büyük şehirleri arasındadır.Khabarovsk is among the largest cities of the Russian Far East.
Uzun bir dil, kısa bir elin işaretidir.A long tongue is a sign of a short hand.
Üzgünüm, seni seviyorum.I'm sorry, I love you.
Ona neden bu kadar üzgün olduğunu sordum.I asked him why he is so sad.
Üzülmeyin, her şey düzelecek.Don't worry, everything will be OK.
Görüşmek üzere!See you later!
Uzak bilgisayarlarıma erişmek için sık sık SSH'ı kullanırım.I often use SSH to access my computers remotely.
Yol uzun.The road is long.
Hayat uzun, uzun bir yoldur.Life is a long, long road.