Beverly Hills gibi zengin kasabada Joneses ailesine ayak uydurmak zordur.Keeping up with the Joneses is expensive in rich town like Beverly Hills.
Sık sık söylenildiği gibi kendini yeni bir çevreye uydurmak zordur.As is often said, it is difficult to adjust yourself to a new environment.
En son modalara ayak uydurmak çok pahalı.It is very expensive to keep up with the latest fashions.
Zamana ayak uydurmak için kitaplar ve dergiler okurum.I read books and magazines to keep up with the times.
Zamana ayak uydurmak için gazeteler okurum.I read newspapers in order to keep up with the times.
Zamana ayak uydurmak için gazeteler okumalısın.You should read the newspapers in order to keep up with the times.
Zamana ayak uydurmak için yeni bir bilgisayar aldım.I bought a new computer to keep up with the times.
Zamana ayak uydurmak kolay değil.It's not easy to keep up with the times.
Tom Joneses'lara ayak uydurmaktan bıktığını söylüyor.Tom says he's tired of trying to keep up with the Joneses.
O, sınıf arkadaşların ayak uydurmak için mücadele etti.He struggled to keep up with his classmates.
Tom Mary'ye ayak uydurmak için acele etti.Tom hurried to keep up with Mary.
Tom sınıfın geriye kalanına ayak uydurmak için sorun yaşıyor.Tom is having trouble keeping up with the rest of the class.
Sana ayak uydurmak zor.It's hard to keep up with you.
Onlara ayak uydurmak zor.It's hard to keep up with them.
Ona ayak uydurmak zor.It's hard to keep up with him.
O, konuşmanın bir bölümünü unuttu ve bir süre uydurmak zorunda kaldı.He forgot a section of the speech and had to improvise for a while.
Hastalık uydurmak anlamsızdır.It's futile to feign illness.
Tom'a ayak uydurmakta zorlanıyorum.I have trouble keeping up with Tom.
Öğrenciler de kısa sürede bu sisteme ayak uydurmaktadır.Students went through the system at their own pace.
Kalanlı problemleri uydurmak, kalansız problemleri uydurmaktan çok daha kolaydır. -It's much easier to make problems that have remainders than the ones that don't have remainders.
Birçok insanın yediği yemekler...Her insanın damak tadına göre yemeği uydurmak zordur.The dishes that are eaten by a lot of people, it's hard to accommodate each person's tastes.
Ben de bir şeyler uydurmak zorunda kalırdım.I used to make stuff up.
Buna ayak uydurmak için eğitim giderlerini yarıya düşürürsünüz.Well in order to accommodate that, you would have to cut education spending in half.
Böylelikle Musa da asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, uydurmakta olduklarını yutuveriyor.Then Moses threw down his staff, and lo, it swallowed up their conjurations.
O gün Allah'a teslim (bayrağını) çekerler ve uydurmakta oldukları şeyler onlardan kaybolup gider.On that Day they will offer their submission to God, and what they had invented will abandon them.
Bu hadis uydurmak için güçlü bir teşvikti. [1]This gave strong incentive to fabricate hadith.[9]
Oynamak ne uydurmaktır ne de yalan söylemektir.Sei deshalb nicht ungläubig und lügnerisch.
Dünya sizi değiştirecektir, siz ya buna ayak uydurmak zorunda kalacak ya da ölmeyi tercih edeceksiniz.El mundo te cambiará, tienes que adaptarte o morir.
Dünya sizi değiştirecektir, siz ya buna ayak uydurmak zorunda kalacak ya da ölmeyi tercih edeceksiniz.O mundo vai mudar você - você tem que se adaptar ou morrer.
Oynamak ne uydurmaktır ne de yalan söylemektir.De speler heeft ook de mogelijkheid om niet te antwoorden of te liegen.
Oynamak ne uydurmaktır ne de yalan söylemektir.Grasz czy nie grasz?
İmâle: Aruz kalıbına uydurmak için kısa hecenin uzun sayılmasıdır.Zad: Stanowi przedłużenie linii lędźwi.
Uzun süre yaşadığı hapishane hayatına alışmış, dışarıdaki düzene ayak uydurmak zorunda kalmak ona zor gelir.Δυσκολεύεται να προσαρμοστεί στη ζωή έξω από τη φυλακή και φοβάται πως ποτέ δε θα τα καταφέρει.
Hepsinin ötesinde, finansal kiralama şirketleri yeni bir mevzuata ayak uydurmak zorunda kalmaktadır.I tillegg instruerte den alle skatteinnkrevere for å få en mer ordnet form på innkrevingen.
Türkçe, kendi ses düzenine yabancı asıllı sözcükleri uydurmaktadır.彼らは異口同音にインディアンのことを話した。
Öğrenciler de kısa sürede bu sisteme ayak uydurmaktadır.与此同时他的学生在逐步接管这些工作。
Oynamak ne uydurmaktır ne de yalan söylemektir.질문이나 하면 그때 가서 거짓말을 하든지 말든지(웃음소리).
Aynı sistemde, buna zıt düşen bir fikir daha var: Cevapları uydurmak yerine bulmaya çalışan bilim.Στο ίδιο σύστημα έχουμε μια αντιφατική ιδέα, ονομάζεται επιστήμη, η οποία προσπαθεί να βρει απαντήσεις
Ayrıca, eksi 6x artı 6y, sayıları uydurmak için biraz düşünmeliyim, eşittir 6. --6x + 6y 는 1이라고 하자. 잠시 답이 잘 나오게 암산을 해볼게.
Ayrıca, eksi 6x artı 6y, sayıları uydurmak için biraz düşünmeliyim, eşittir 6. -A pak byste měli -6x plus 6y rovná se...
Ayrıca, eksi 6x artı 6y, sayıları uydurmak için biraz düşünmeliyim, eşittir 6. -ثم لديكم، 6x + 6y- = احتاج لفعل ذلك في رأسي حتى اتأكد من انني احصل
Ben de bir şeyler uydurmak zorunda kalırdım. Derdim ki;Ik verzon altijd maar wat.
Ben de bir şeyler uydurmak zorunda kalırdım. Derdim ki;Inventam ceva.
Ben de bir şeyler uydurmak zorunda kalırdım. Derdim ki;J'avais l'habitude d'inventer un truc.
Ben de bir şeyler uydurmak zorunda kalırdım. Derdim ki;Korábban kitaláltam dolgokat.
Ben de bir şeyler uydurmak zorunda kalırdım. Derdim ki;Yo tenía que hacer esas cosas.
Ben de bir şeyler uydurmak zorunda kalırdım.Di solito mi inventavo una storia.
Ben de bir şeyler uydurmak zorunda kalırdım.Ich dachte mir Sachen aus.
Ben de bir şeyler uydurmak zorunda kalırdım.Jag brukade hitta på bra svar.
Ben de bir şeyler uydurmak zorunda kalırdım.Jeg plejede at finde på ting. Okay?
Ben de bir şeyler uydurmak zorunda kalırdım.Kiedyś zmyślałem.
Ben de bir şeyler uydurmak zorunda kalırdım.사실은 구색을 맞추려고 한건데요.
Ben de bir şeyler uydurmak zorunda kalırdım.Tôi từng tạo ra những thứ này.
Ben de bir şeyler uydurmak zorunda kalırdım.Zvykol som si vymýšľať.
Ben de bir şeyler uydurmak zorunda kalırdım.Έβγαζα πράγματα από το κεφάλι μου. Έτσι;
Ben de bir şeyler uydurmak zorunda kalırdım."Понимаете, ребёнок с кариесом, он не сможет, например, хорошо учиться.
Ben de bir şeyler uydurmak zorunda kalırdım.Тогава си измислях нещо. Нали така?
Ben de bir şeyler uydurmak zorunda kalırdım.Я мусив щось вигадувати. Я говорив:
Ben de bir şeyler uydurmak zorunda kalırdım.והייתי ממציא דברים. נכון?
Ben de bir şeyler uydurmak zorunda kalırdım.كنت أختلق الأمور. أليس كذلك؟