Ana içeriğe geç
Sözlük

uydur ile cümle

uydur kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Noel Baba'nın uydurulmuş olduğuna inanmıyorum.Ik geloof niet dat de Kerstman verzonnen is.
Sanırım o, bu hikayeyi uydurdu.Ik denk, dat ze dit verhaal heeft verzonnen.
İnsan yeni şartlara ayak uydurmalıdır.Als het getij verloopt, verzet men de bakens.
Kahn’a göre Aeschines'in Aspasia’sındaki her bir bölüm yalnızca uydurma değil aynı zamanda inanılmazdır da.Według Kahna, każdy pojedynczy epizod w Aspazji Ajschinesa jest nie tylko fikcyjny, ale wręcz niewiarygodny.
(Aslında bu özdeyiş herhangi bir yerden alınmamış, yönetmen tarafından uydurulmuştur).7,9-27; 8,13.14; 9,24-27; 4 Mojż.
Asıl sebep ile ilgili ortada sonradan uydurulan birçok dayanaksız görüş bulunmaktadır.Za zasadą jednomyślności przemawiały istotne względy praktyczne.
Bu dans, hemen her tür müziğe uydurulabilir.Tancerka powinna zinterpretować odpowiednio każdą zmianę muzyki.
Günümüzde, Anne ve George Boleyn'e yapılan suçlamaların çoğunun uydurma olduğu kabul ediliyor.Powszechnie uważa się, że wszystkie zarzuty stawiane Annie Boleyn zostały spreparowane.
Oynamak ne uydurmaktır ne de yalan söylemektir.Grasz czy nie grasz?
Hatta İdil, çocukları olduğu yalanını bile uydurur.Julie odparła, że nawet dziecko wie, iż kłamie.
Billy, yeni düzenlerine ayak uyduramamıştır.Nie radzi sobie w nowych warunkach.
Bu bilgi tamamen uydurmadır.Wątek ten jest całkowicie zmyślony.
Kendim bir şey icat edip, bir de isim uydurunca çok iyi tuttu.Rozpoczął tworzyć reklamówki i bardzo szybko wyrobił sobie tym nazwisko.
İmâle: Aruz kalıbına uydurmak için kısa hecenin uzun sayılmasıdır.Zad: Stanowi przedłużenie linii lędźwi.
Fakat çağa ayak uyduran bir yapısı vardır.W powstaniu posiadał stopień chorążego.
Ona acıklı bir hayat hikâyesi uydurur.Hans levnad var en allt igenom sorglig historia.
Fakat onu çekemeyenler onun hakkında bir dedikodu uydurmuşlar.De som inte följde hans lära skulle betraktas som avfällingar från den rätta tron.
Marge ve Homer, çocuklarına "iyi uykular" diler fakat çocuklar, plâna ayak uydurmaz.Homer och Marge vill nu göra av sig med hunden men barnen vill inte.
Uydurma bir masal.En skapelseberättelse.
Kapalı toplum anlayışı, gelişen Dünya’ya ayak uyduramamıştır.Mänsklig tankeverksamhet leder inte till närhet till Gud.
Anlamlı veya tamamen uydurma olabilir.Begreppet kan vara absolut eller relativt.
15 senedir Can'ın zeka geriliğinin nedenlerini ve dış dünyaya ayak uydurmasını sağlamaya çalışmaktadır.Через 15 років інспектор розслідує причини закриття перспективної планети.
Asıl sebep ile ilgili ortada sonradan uydurulan birçok dayanaksız görüş bulunmaktadır.Але було зрозуміло, що попереду ще багато невирішених питань.
Bu ifade aslında John Bunyan tarafından "tüketim"le (tüberküloz) ilişkili olarak uydurulmuştur.Цей вислів належав Джону Баньяну та був використаний у відношенні «сухоти» (туберкульозу).
Zamana ayak uydurmalıyız.Ми маємо йти в ногу з часом.
Şüphesiz Allah'a yalan uyduranlar asla kurtulamazlar.''Věru ti, kdož proti Bohu lži si vymýšlejí, ti nebudou mezi blaženými.
Yahudi Soykırımı konusunda ise şunları belirtti: "Yahudi Soykırımı diye bir şey uydurdular.Říkají: „Buďte židy, nebo křesťany, a tehdy budete správnou cestou vedeni!“ Odpověz: „Nikoliv!
Ona acıklı bir hayat hikâyesi uydurur.Traduje se o ní smutný příběh.
Çevresine ve çevresindeki toplumun kurallarına ayak uyduramamaktadır.Chybí důvěra v sebe i okolí.
Yürüyüşe ayak uyduramayanlar, düştükleri yerde vurularak öldürülüyordu.Ti, kteří nemohli chodit, byli hned ve dvoře zastřeleni.
Mark Arm yıllar sonra "Tabii ki grunge'ı ben uydurmadım.Arm mărturisește câțiva ani mai târziu: „Evident, nu eu am creat termenul grunge.
Asıl sebep ile ilgili ortada sonradan uydurulan birçok dayanaksız görüş bulunmaktadır.În cele ce urmează sunt prezentate principalele cuvinte nehotărâte.
Çağa ayak uyduracak şekilde İslamda reforma gidilmesini ve modernleştirilmesini isterler.Dar înseamnă aceasta că islamul trebuie să urmeze aceeași cale pentru a se moderniza?
Bu uydurma bir senaryoyla monte ediyorlar.Se adaugă detalii pentru a completa scenariul.
Bu ifade aslında John Bunyan tarafından "tüketim"le (tüberküloz) ilişkili olarak uydurulmuştur.Această expresie a fost consacrată de John Bunyan, atunci când se referea la „cașexie” (tuberculoză).
İkisi Jack'in yanına gider ve bir bahane uydurarak ilk yardım seti isterler.Jack trebuie să ghicească, având voie să pună o singură întrebare.
Ama sadece bir animedeki konunun bir başka animeye uydurulmasından ibaret değil sanırım."Referitor la cei singuri, nu am alt sfat decât interzicerea pornografiei...”
Kuark terimi 1929'da Murray Gell-Mann tarafından uydurulmuştur.Ipoteza existentei quarcului a fost propusă de teoreticianul Murray Gell-Mann în 1964.
Ona acıklı bir hayat hikâyesi uydurur.Újra elmeséli szomorú életét.
Zamanla soğuğa ayak uydurmuşlardır.Hideg időben gubát vettek.
Bu ifade aslında John Bunyan tarafından "tüketim"le (tüberküloz) ilişkili olarak uydurulmuştur.Ezt a kifejezést egyébként John Bunyan használta elsőként a „tüdővész” (tuberkulózis) vonatkozásában.
Hatta İdil, çocukları olduğu yalanını bile uydurur.Fel is teszi fiának a kérdést, hogy őrült-e, vagy csak hazudik.
Bu hızlı gelişmeye sosyal yaşam da ayak uydurmuştur.A szociális intézkedéseknek gyorsan kell működniük.
Devlet sektörü gelişen teknolojiye ayak uyduramayabilir.Nem hitte, hogy Németországnak fejlett radartechnológiája lehet.
Teknolojiye ayak uydurmaya gayret etmektedirler.Teoksessa Näkökulmia teknologiaan.
Kendim bir şey icat edip, bir de isim uydurunca çok iyi tuttu.Hän aloittaa kirjan kirjoittamisen keksimällä sille sopivan nimen.
Ancak uzun ünlüsü olmayan Türkçenin aruz veznine uydurulması güçlükler yaratıyordu.Turkkilaissukuisen väestön etujen suojaaminen oli kuitenkin liian vaikea tehtävä.
Hatta İdil, çocukları olduğu yalanını bile uydurur.Toivakka myös syytti Harakkaa suoraan valehtelusta.
Zamana ayak uydurabileyim diye her gün gazete okurum.Luen joka päivä sanomalehtiä pysyäkseni ajan tasalla.
Hatalarla dolu uyduruk biçimde yazılmış bir raporu karalama.Älä kyhää mitään virheitä pursuavaa ja sekavasti kirjoitettua raporttia.
Bu ifade aslında John Bunyan tarafından "tüketim"le (tüberküloz) ilişkili olarak uydurulmuştur.Αυτή η φράση επινοήθηκε αρχικά από τον John Bunyan για να περιγράψει τη «φθίση» (φυματίωση).
Şarkı Uydurma dil dilinde seslendirilmiştir.Τραγουδά συνήθως σε δικής του επινόησης γλώσσα.
Uzun süre yaşadığı hapishane hayatına alışmış, dışarıdaki düzene ayak uydurmak zorunda kalmak ona zor gelir.Δυσκολεύεται να προσαρμοστεί στη ζωή έξω από τη φυλακή και φοβάται πως ποτέ δε θα τα καταφέρει.
Vıcık kelimesi sonradan uydurma bir kelimedir.Μετά-φρασις ουσιαστικά σημαίνει μετα-φορά της ομιλίας.
Saray içindeki nakillerde, Cosimo Vasari'nin yapıyı kendi zevkine göre uydurmasına sahipti.Ved indflytningen i slottet fik Cosimo Vasari til at udvide bygningen til at passe i hans smag.
Yürüyüşe ayak uyduramayanlar, düştükleri yerde vurularak öldürülüyordu.De som ikke brændte ihjel, blev skudt da de prøvde at komme ud.
Bir şey deneyle ters düşüyor ve buna hemen başka bir açıklama uyduruyorlar.Dette er banebrydende eksperimenter og forklaring følger.
Kahn’a göre Aeschines'in Aspasia’sındaki her bir bölüm yalnızca uydurma değil aynı zamanda inanılmazdır da.Ifølge Kahn er hver enkelt episode i Aiskhenes' Aspasia ikke bare fiktiv, men utrolig.
Tacitus senatör arkadaşları için hikâye yazmış ve her imparatoru kendi seçtiği bir modele uydurmuştu.Tacitus skrev fortellinger for sine medsenatorer, og satte hver av keiserne i en ramme som passet ham.
Ama sadece bir animedeki konunun bir başka animeye uydurulmasından ibaret değil sanırım."Tror han at vi aksepterer noen annen seksuell omgang enn den for å lage barn?»
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod
uydur ile cümle - Sayfa 14 - uydur kelimesiyle örnek cümleler | KKTC App