Ana içeriğe geç
Sözlük

uyar ile cümle

uyar kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Uyarıcılardan olasın diye senin kalbin üzerine;To (communicate) to your heart that you may be a warner
Bununla birlikte, biz hangi memleketi helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri) olmuştur.Never have We destroyed a habitation till We had sent admonishers to them
(Önce) en yakın hısımlarını uyar.And warn your near relations,
Şairler(e gelince), onlara da sapıklar uyar.As for the poets, only those who go astray follow them.
Ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım."I am only a warner, plain and simple."
Muhakkak ki biz seni hak ile hem bir müjdeci, hem bir uyarıcı olarak gönderdik.We have sent you with the truth, to give glad tidings and to warn.
Hiçbir ümmet de yoktur ki, içlerinde bir uyarıcı geçmiş olmasın.Never has there been a community to which an admonisher was not sent.
Hem size uyarıcı da gelmişti.And did not the warner come to you?
Fakat kendilerine uyarıcı bir peygamber geldiği zaman bu, onların sırf ürküntüleriniartırdı.But when the admonisher came to them their aversion for the truth increased,
Gerçekten biz onlara içlerinden uyarıcı peygamberler de gönderdik.And We had sent admonishers to them.
Sonra da bak o uyarılanların sonu nasıl oldu?Look, then how was the end of those who had been warned,
Fakat (azabımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı ne kötüdür!When it comes down on their plains, it will be an evil dawn for those who had been warned.
O, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir.Announcing happy news and warnings.
İnkâr edenler uyarıldıkları şeyden yüz çeviriyorlar.Yet the unbelievers turn away from the warning.
Ben ancak bana vahyedilene tabi oluyorum. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.My duty is only to warn you clearly."
Kur'ân'ın okunması bitince de birer uyarıcı olarak kavimlerine döndüler.When it was over they came back to their people, warning them:
Şüphesiz biz seni, şâhit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.We have sent you as witness (of the truth) and harbinger of good news and a warner,
Ben size daha önce uyarıcı göndermiştim."I had announced the promise of doom in advance.
Gerçekten ben size O'nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım."I give you a clear warning from Him.
Bu da ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır.He who warns you is one of the warners of old.
Bunlar üstün bir hikmettir fakat uyarılar fayda vermiyor.Containing consummate wisdom; yet warnings were of no avail.
Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (görsünler)How was then My punishment and My commination!
Âd (kavmi) da yalanladı, azabım ve uyarılarım nasıl oldu?The 'Ad had also disavowed. How was then My punishment and My commination!
Nasılmış benim azabım ve uyarım?How was then My punishment and My commination!
Semûd da o uyarıları yalanladılar.The Thamud rejected the warnings,
Ama azabım ve uyarılarım nasıl oldu.How was then My punishment of which they had been warned?
(Lût), onları bizim yakalamamıza karşı uyarmıştı. Fakat ikazlara karşı kuşku duydular,He had warned them of Our might, but they passed over the warnings.
"Azabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik).So now taste My punishment and My commination!
Şüphesiz Firavun ailesine de uyarıcı peygamberler geldi.The warnings came to the people of Pharaoh.
O, gâlib olan, her şeyi hikmeti uyarınca yapandır.He is all-mighty and all-wise.
Allah'tan korkun, Allah size bir uyarıcı gönderdi.God has indeed sent down a Reminder for you,
Gerçekten biz Nûh'u kavmine gönderdik, "kavmine acı bir azap gelmezden önce onları uyar" diye.SENT NOAH to his people to warn them before the painful punishment came upon them.
Dedi ki, "ey kavmim! Gerçekten ben size açık bir uyarıcıyım".He said: "O my people, I warn you clearly
Kalk artık uyar.Arise and warn,
Rabbinin ordularını ancak Rabbin bilir. Bu, insanlar için uyarıdan başka bir şey değildir.This is no more than reminder for mankind.
Gerek özür için olsun, gerek uyarı için,To end all argument or to warn.
Sen ancak ondan korkacak olanları uyarıcısın.Your duty is only to warn him who fears it.
Ben sizi köpürdükçe köpüren bir ateşe karşı uyardım.So, I warn you of the blazing Fire.
İnkâra saplananları ise ister uyar ister uyarma onlar için birdir, imana gelmezler. [10,96]As for those who deny, it is all the same if you warn them or not, they will not believe.
Biz seni sırf Kur'ân’la müjdelemen ve uyarman için gerçeğin ta kendisi olarak gönderdik.And We have sent you with the truth to give glad tidings and to warn.
Biz peygamberleri sadece müjdeci ve uyarıcı olarak gönderiyoruz.We do not send apostles but to give good tidings and to warn.
Onlardan kim sana uyarsa, iyi bilin ki cehennemi sizlerle dolduracağım.” [17,63-65]As for those who follow you, I shall fill up Hell with all of you.
Ben sizin iyiliğinize çalışan, sizi uyaran güveneceğiniz bir insanım.”I am your sincere friend.
Fakat bunca işaretler ve uyarılar iman etmeyecek kimselere ne fayda verir ki?But signs or warnings will be of no avail to those who do not believe.
İşte bu, huzuruma çıkmaktan ve uyardığım azaptan çekinenler içindir.” [7,88; 27,56; 17,76; 8,30]Their Lord then communicated to them: "We shall annihilate these wicked people,
Ve de ki: “Sizleri bekleyen felakete karşı sizi açıkça uyarıyorum.”And say: "I am a distinct warner,"
Onlar bütün âyetlerimizi, bütün uyarmalarımızı hep alay konusu yaparlar.They make a mockery of My revelations and of what they had been warned.
De ki: “Ben Sizi sadece vahiyle uyarıyorum.Say: "I am warning you by God's command."
De ki: “Ey insanlar! Benim görevim sırf bir uyarıcı olmaktan ibarettir.Tell them: "O men, it's my duty to warn you clearly."
Eğer isteseydik her şehre bir uyarıcı peygamber gönderirdik. [6,19-92; 11,17; 7,158]Had We pleased We could have raised a warner in every town.
Biz seni sadece müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.Yet We have not sent you but to give good tidings and to warn.
Ben iman edenleri asla kovamam. Ben sadece açıkça uyaran bir elçiyim.”I am certainly not one to drive away the believers.
Uyarılanların başına yağan musîbet ne fena idi!How terrible was the rain (that fell) on those who had been warned!
Biz hiç bir ülkeyi, uyarıcıları gelmeden imha etmedik. [17,15; 28,59]Never have We destroyed a habitation till We had sent admonishers to them
Önce en yakın akrabalarını uyar!And warn your near relations,
Uyarılıp da aldırmayanların mâruz kaldıkları o yağmur ne fena bir yağmurdu!How ruinous was the rain that fell on those who had been warned (but warned in vain)!
Sen sadece uyarıcı bir peygambersin.You are only a bearer of warnings.
Zaten uyaran bir peygamber gelmiş olmayan hiçbir millet yoktur. [16,36; 13,7]Never has there been a community to which an admonisher was not sent.
Kendilerine müsavidir: ha uyardın onları, ha uyarmadın, artık iman etmezler onlar...Whether you warn them or do not warn, it is all the same; they will not believe.
Kendilerine nasihat edildiğinde uyarmaları dikkate almazlar.And when they are warned they pay no heed.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod