Ben, iman eden bir topluluk için, bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim."I am only a bearer of warnings and bringer of happy news for those who believe."
De ki: "Ben, yalnızca bana Rabbimden vahyolunana uyarım.Say: "I follow only what my Lord reveals to me."
Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım.I follow (only) what is revealed to me.
Uyarılanların nasıl bir sonuca uğratıldıklarına bir bak.So think of the fate of those who were warned (and took no heed).
İman etmeyen bir topluluğa apaçık ayetler ve uyarmalar bir şey sağlamaz.But signs or warnings will be of no avail to those who do not believe.
Gerçekten Ben, sizi O’nun tarafından uyaran ve müjdeleyenim;Verily I bring to you from Him a message of warning and rejoicing,
Sen yalnızca bir uyarıcısın. Allah herşeye vekildir.Yet you have been sent to warn alone, for God takes care of everything.
Bunda sana hak ve mü'minlere bir öğüt ve uyarı gelmiştir.Through them has the truth come to you, and guidance, and reminder to those who believe.
Sen, yalnızca bir uyarıcısın ve her topluluk için bir hidayet önderisin.But you are only a bearer of warnings, and a guide for every nation.
Ve de ki: "Şüphe yok, ben apaçık bir uyarıcıyım."And say: "I am a distinct warner,"
(Bu Kur'an) "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarıp-korkutur.And that it may warn those who say: "God has begotten a son."
Biz elçileri, müjde vericiler ve uyarıcılar olmak dışında (başka bir amaçla) göndermeyiz.We never send apostles but to convey happy tidings, and to warn.
Onlar Benim ayetlerimi ve uyarıldıklarını (azabı) alay konusu edindiler.They make a mockery of My revelations and of what they had been warned.
De ki: "Ben sizi yalnızca vahy ile uyarıp-korkutuyorum.Say: "I am warning you by God's command."
Ancak sağır olanlar, uyarıldıklarında çağrıyı işitmezler."But the deaf do not hear the call when they are warned.
De ki: "Ey insanlar, gerçekten ben sizin için yalnızca bir uyarıcıyım."Tell them: "O men, it's my duty to warn you clearly."
Ona, kendisiyle birlikte uyarıcı olacak bir melek indirilmesi gerekmez miydi?"Why was no angel sent to him to act as admonisher with him?
Eğer dilemiş olsaydık, her kasabaya bir uyarıcı gönderirdik.Had We pleased We could have raised a warner in every town.
Biz seni yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik.Yet We have not sent you but to give good tidings and to warn.
Onlara Rahman (olan Allah) dan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler.Never does a new reminder come to them from Ar-Rahman but they turn away from it.
"Umarız ki, eğer galip gelirse biz de büyücülere uyarız."(They said): "We may haply follow the magicians if they are victorious."
"Ben, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım."I am only a plain admonisher."
Uyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir).To (communicate) to your heart that you may be a warner
Kendisi için bir uyarıcı olmaksızın, Biz hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz.Never have We destroyed a habitation till We had sent admonishers to them
(Öncelikle) En yakın hısımlarını (aşiretini) uyar.And warn your near relations,
Şairler ise; gerçekten onlara azgın-sapıklar uyar.As for the poets, only those who go astray follow them.
Uyarılanların yağmuru ne kötüdür.How ruinous was the rain that fell on those who had been warned (but warned in vain)!
Ben ise, ancak apaçık bir uyarıcıyım."I am only a warner, plain and simple."
O, yalnızca sizi, şiddetli bir azabın öncesinde uyarandır."He is a warner against the dreadful affliction (that awaits).
Sen, yalnızca bir uyarıcısın.You are only a bearer of warnings.
Şüphesiz Biz seni, hak ile bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.We have sent you with the truth, to give glad tidings and to warn.
Hiçbir ümmet yoktur ki, içinde bir uyarıcı gelip-geçmiş olmasın.Never has there been a community to which an admonisher was not sent.
Size uyaran da gelmişti.And did not the warner come to you?
Ancak onlara bir uyarıcı-korkutucu geldiğinde (bu,) nefretlerinden başkasını artırmadı.But when the admonisher came to them their aversion for the truth increased,
Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin).That you may warn a people whose ancestors had never been warned, who are therefore heedless.
Kendilerini uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir; inanmazlar.Whether you warn them or do not warn, it is all the same; they will not believe.
Andolsun, Biz onlara uyarıcılar göndermiştik.And We had sent admonishers to them.
Uyarılanların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak.Look, then how was the end of those who had been warned,
Fakat (azap) onların sahasına indiği zaman uyarılıp-korkutulanların sabahı ne kötü olur.When it comes down on their plains, it will be an evil dawn for those who had been warned.
De ki: "Ben, yalnızca bir uyarıcıyım. Bir olan, kahreden Allah'tan başka bir İlah yoktur."Say: "I am only a warner, and there is no other god but God, the one, the omnipotent,
"Bana ancak, yalnızca apaçık bir uyarıcı olduğum vahyolunmaktadır."Only this has been revealed to me that I am a distinct warner.
Bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak.Announcing happy news and warnings.
Gerçekten Biz onu mübarek bir gecede indirdik, gerçekten Biz uyaranlarız.(That) We sent it down one night of blessing -- so that We could warn --
İnkar edenler ise, uyarıldıkları şeyden yüz çeviren(kimseler)dir.Yet the unbelievers turn away from the warning.
Ben, yalnızca bana vahyedilmekte olana uyuyorum ve ben, apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim."I only follow what is revealed to me. My duty is only to warn you clearly."
Şüphesiz, Biz seni bir şahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.We have sent you as witness (of the truth) and harbinger of good news and a warner,
Ben size daha önce 'kesin bir uyarı' göndermiştim."I had announced the promise of doom in advance.
Gerçekten Ben sizi, O'ndan yana açıkça uyarıyorum.I give you a clear warning from Him.
Gerçekten sizi, O'ndan yana açıkça uyarıyorum.I give you a clear warning from Him.
Bu önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır.He who warns you is one of the warners of old.
(Ki her biri) Doruğunda-olgunlaşmış hikmettir. Fakat uyarmalar bir yarar sağlamıyor.Containing consummate wisdom; yet warnings were of no avail.
Şu halde Benim azabım ve uyarıp-korkutmam nasılmış?How was then My punishment and My commination!
Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış?How was then My punishment and My commination!
Semud (kavmi) de uyarıları yalanladı.The Thamud rejected the warnings,
Lut kavmi de uyarıları yalanladı.The people of Lot rejected the warnings.
Şimdi azabımı ve uyarmamı tadın.So now taste My punishment and My commination!
Andolsun Firavun ailesi (ve çevresi ile kavmi)ne de uyarılar geldi.The warnings came to the people of Pharaoh.
Her bir grup içine atıldığında, bekçileri onlara sorar: "Size bir uyarıcı gelmedi mi?"Every time a crowd is thrown into it, its wardens will ask: "Did no warner come to you?"
Siz o takdirde Benim uyarmam nasılmış bilip-öğreneceksiniz.Then you will know the import of My commination!
Kalk (ve) bundan böyle uyar.Arise and warn,