En yakın akrabanı uyar.And warn your near relations,
Şa'irlere gelince onlara da azgınlar uyar.As for the poets, only those who go astray follow them.
Uyarıl(ıp da aldırmay)anların yağmuru gerçekten ne kötü oldu!How ruinous was the rain that fell on those who had been warned (but warned in vain)!
Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."I am only a warner, plain and simple."
Ey peygamber, biz seni şahid, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.O Prophet, We have sent you as a witness and a bearer of happy tidings and an admonisher,
O, çetin bir azabın arefesinde sizin için bir uyarıcıdır."He is a warner against the dreadful affliction (that awaits).
Sen ancak görmeden Rablerinden korkanları ve namazı kılanları uyarırsın.You can only warn those who fear their Lord in secret and fulfil their devotional obligations.
Sen sadece bir uyarıcısın.You are only a bearer of warnings.
Biz seni gerçek ile birlikte müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.We have sent you with the truth, to give glad tidings and to warn.
Her millet içinde mutlaka bir uyarıcı (peygamber gelip) geçmiştir.Never has there been a community to which an admonisher was not sent.
Size uyarıcı da geldi (fakat inanmadınız).And did not the warner come to you?
Fakat kendilerine uyarıcı gelince, onlara Hak'tan uzaklaşmaktan başka bir katkı sağlamadı.But when the admonisher came to them their aversion for the truth increased,
Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.Whether you warn them or do not warn, it is all the same; they will not believe.
Sen ancak Zikre uyan ve görmeden Rahman'dan korkan kimseyi uyarabilirsin.You can only warn him who listens to the warning and fears Ar-Rahman secretly.
Biz onların içine de uyarıcılar göndermiştik.And We had sent admonishers to them.
Bak, o uyarılanların sonu nice oldu.Look, then how was the end of those who had been warned,
Eğer yanımızda öncekiler(e gelen Kitap'lar)dan bir uyarı olsaydı.If we had the account of earlier people with us,
Ama o uyarıyı inkar ettiler, yakında (inkar etmelerinin sonunun nasıl olacağını) bileceklerdir.Yet now (that it has come) they refuse to believe in it; but they will come to know soon.
Fakat o azab yurtlarına indiği zaman uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!When it comes down on their plains, it will be an evil dawn for those who had been warned.
Ben ancak apaçık bir uyarıcı olduğum için (bu bilgi) bana vahyediliyor.Only this has been revealed to me that I am a distinct warner.
Müjdeleyici ve uyarıcı olarak (gönderilmiştir).Announcing happy news and warnings.
Siz, aşırı giden bir kavim oldunuz diye, sizi uyarmaktan vaz mı geçelim?Should We have withdrawn the Reminder from you as you are a people who exceed the bounds?
Biz onu mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz, uyarıcıyız.(That) We sent it down one night of blessing -- so that We could warn --
İnkar edenler, uyarıldıkları şeyden yüz çevirmektedirler.Yet the unbelievers turn away from the warning.
Ben sadece bana vahyedilene uyuyorum ve ben apaçık bir uyarıcıdan başka bir şey değilim."I only follow what is revealed to me. My duty is only to warn you clearly."
Ad'ın kardeşini (Hud'u) an: AhÆaf'taki kavmini uyarmıştı.Remember (Hud) the brother of 'Ad.
(Okuma) Bitirilince de uyarıcılar olarak kavimlerine döndüler:When it was over they came back to their people, warning them:
O uyarıldıkları sa'at kendilerine geldikten sonra artık öğüt almaları nereden mümkün olsun?How then will they be warned when it has come upon them?
Biz seni, şahid, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.We have sent you as witness (of the truth) and harbinger of good news and a warner,
Bunların hepsi elçileri yalanlayıp, uyardığım(azab)ı hak ettiler.Each of them denied the apostles. So My threat became a reality.
Sur'a üflendi. İşte bu, kendisine karşı uyarılan gündür.And the trumpet blast will sound: It would be the Day of Doom.
Ben size daha önce uyarı göndermiştim."I had announced the promise of doom in advance.
Gökte rızkınız da var, uyarıldığınız (azab)da var!There is in the heavens your sustenance, and whatever has been promised you.
O halde Allah'a kaçın, ben size O'nun tarafından görevlendirilmiş apaçık bir uyarıcıyım.So turn to God. I give you a clear warning from Him.
Ben size O'nun tarafından görevlendirilmiş apaçık bir uyarıcıyım.I give you a clear warning from Him.
Uyarıldıkları günlerinden dolayı vay o kafirlerin haline!Alas the woe for those who refuse to believe in the Day which has been promised them.
Bu (Kur'an veya peygamber) de ilk uyarıcılar gibi bir uyarıcıdır.He who warns you is one of the warners of old.
Bunlar üstün hikmettir! Ama uyarılar fayda vermiyor.Containing consummate wisdom; yet warnings were of no avail.
Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (görsünler diye).How was then My punishment and My commination!
Ad da yalanladı, ama azabım ve uyarılarım nasıl oldu?The 'Ad had also disavowed. How was then My punishment and My commination!
Benim azabım ve uyarılarım nasıl oldu?How was then My punishment and My commination!
Semud da uyarıları yalandı:The Thamud rejected the warnings,
Ama azabım ve uyarılarım nasıl oldu?How was then My punishment of which they had been warned?
Lut'un kavmi de uyarıları yalanladı.The people of Lot rejected the warnings.
Lut, onları bizim yakalamamıza karşı uyarmıştı, fakat uyarılara karşı kuşku duydular.He had warned them of Our might, but they passed over the warnings.
Azabımı ve uyarılarımı(n akıbetini) tadın!So now taste My punishment and My commination!
Fir'avn'ın kavmine de uyarılar gelmiştir.The warnings came to the people of Pharaoh.
Halbuki o, alemler için uyarıdan başka bir şey değildir!Whilst it is no more than reminder for the people of the world.
Biz Nuh'u kavmine gönderdik: "Onlara acı bir azab gelmezden önce kavmini uyar," diye.SENT NOAH to his people to warn them before the painful punishment came upon them.
Ey kavmim, dedi, ben sizin için açık bir uyarıcıyım.He said: "O my people, I warn you clearly
Kalk, uyar.Arise and warn,
Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir. Bu, insanlara bir uyarıdır.This is no more than reminder for mankind.
İnsanlar için uyarıcıdır;A warning for people --
Özür yahut uyarmak için.To end all argument or to warn.
Sen ancak, ondan korkacak olanları uyarıcısın.Your duty is only to warn him who fears it.
Ben sizi alev saçan bir ateşe karşı uyardım.So, I warn you of the blazing Fire.
Şüphesiz, inkar edenleri uyarsan da, uyarmasan da, onlar için fark etmez; inanmazlar.As for those who deny, it is all the same if you warn them or not, they will not believe.
Şüphesiz Biz seni bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak, hak (Kur'an) ile gönderdik.And We have sent you with the truth to give glad tidings and to warn.
Biz elçileri müjde vericiler ve uyarıp-korkutucular olmaktan başka (bir nedenle) göndermiyoruz.We do not send apostles but to give good tidings and to warn.
O, apaçık bir uyarıcıdan başkası değildir.He is only a plain admonisher.