un ile cümle
un kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
2
HARF
1
HECE
7
ORT. KELİME
Tom'un gerçekten yapmak istediği evde kalmak ve televizyon izlemekti.What Tom really wanted to do was stay at home and watch TV.
Sana Tom'un beni dinleyeceğini düşündüren şey nedir?What makes you think that Tom will listen to me?
Olanlar Tom'un hatası değildi.What had happened wasn't Tom's fault.
Harvard'a girmede Tom'un şansının ne olduğunu düşünüyorsun?What do you think Tom's chances of getting into Harvard are?
Tom'un sorusu Mary'yi tamamen hazırlıksız yakaladı.Tom's question caught Mary completely off-guard.
Tom'un notları düşüyordu, bu yüzden o, kitapları ineklemeliydi.Tom's grades have been slipping, so he really needs to hit the books.
Tom'un kamerası tam bıraktığı yerdeydi.Tom's camera was just where he'd left it.
Tom'un bazı meraklı komşuları var.Tom has some nosy neighbors.
Tom'un başını belaya sokmakla ilgili uzun bir geçmişi var.Tom has a long history of getting into trouble.
Tom'un omuzunda bir çatlak var.Tom has a chip on his shoulder.
Tom'un sağlam bir midesi var. İstediği şeyi yiyebiliyor.Tom has a cast iron stomach. He can eat just about anything.
Tom'un ilgilenmesi gereken bitmemiş bir işi vardı.Tom had some unfinished business to attend to.
Mary'nin ne zaman varacağını Tom'un bilmesi imkansızdı.Tom had no way of knowing when Mary would arrive.
Tom'un Mary geri dönünceye kadar beklemeye niyeti yoktu.Tom had no intention on waiting until Mary got back.
Tom'un asla Mary'yi tekrar görmeye niyeti yoktu.Tom had no intention of ever seeing Mary again.
Tom Boston'un o kısmında asla bulunmadı.Tom had never been in that part of Boston before.
Tom'un akşam yemeği için rulo köftesi ve patates püresi vardı.Tom had meat loaf and mashed potatoes for dinner.
Tom'un birkaç bakkal almak için yeterli parası vardı.Tom had enough money to buy a few groceries.
Tom'un sağ kolunda bir kartal dövmesi vardı.Tom had an eagle tattooed on his right arm.
Tom'un yüzünde bir haftalık sakalı vardı.Tom had a week's worth of beard on his face.
Tom'un alnında Mary onu son gördüğünden beri yeni bir yara vardı.Tom had a new scar on his forehead since the last time Mary had seen him.
Tom'un orada olmamak için iyi bir nedeni vardı.Tom had a good reason for not being there.
Tom bu sabah ilacını almayı unuttu.Tom forgot to take his medication this morning.
Tom, Mary'yi John'un evinin önünde bıraktı.Tom dropped Mary off in front of John's.
Tom'un bir tahtası eksik.Tom doesn't seem to be playing with a full deck.
Tom'un kafasının bir tahtası eksik.Tom doesn't seem to be playing with a full deck.
Tom'un tam olarak kaçar yolu olmayan bir mazareti yok.Tom doesn't exactly have an airtight alibi.
Tom'un Mary'ye ateş edecek cesareti yoktu.Tom didn't have the guts to shoot Mary.
Tom'un canı beklemek istemiyordu.Tom didn't feel like waiting.
Tom'un tutuklanacağına dair küçük bir olasılık var.There's a small possibility that Tom will be arrested.
Polisler saatlerce Tom'un evini aradılar fakat onlar cinayet silahını bulamadılar.The police spent hours searching Tom's place, but they couldn't find the murder weapon.
Polisler Tom'un cinayetten kaydını yapmadılar.The police didn't book Tom for murder.
Benim içgüdüsel hissim Tom'un yarın gelmeyeceğidir.My gut feeling is that Tom won't show up tomorrow.
Tom'un odasında olup olmadığını söylemek zordu.It was difficult to tell if Tom was in his room.
Mary'nin ölümünü hazmetmek Tom'un uzun zamanını aldı.It took Tom a long time to get over Mary's death.
Tom'un Mary'nin doğum günü partisine gelmemesi olası görünmüyordu.It seemed unlikely that Tom wouldn't come to Mary's birthday party.
Tom'un yaptıklarını izlemekten daha iyi yapacak işlerim var.I've got better things to do than to keep track of what Tom's doing.
Tom'un Mary'yi incitmesini engellemeye çalıştım.I tried to stop Tom from hurting Mary.
Onun ve Mary'nin Fuji dağına tırmandıkları zamanı Tom'un bana anlattığını hatırlıyorum.I remember Tom telling me about the time he and Mary had climbed Mt. Fuji.
Ben Tom'un adam kaçırmaya karıştığını inanmayı zor buluyorum.I find it hard to believe that Tom was involved in the kidnapping.
Tom'un niçin geç kalacağıyla ilgili bir neden düşünemedim.I couldn't think of any reason why Tom would be late.
Tom'un hatırlayabildiği kadarıyla, anne ve babası kiloluydu.For as long as Tom could remember, his parents had been overweight.
Tom'un birden fazla kız arkadaşı var mı?Does Tom have more than one girlfriend?
Tom'un Mary'nin dairesi için bir anahtarı var mı?Does Tom have a key to Mary's apartment?
Tom'un bir kız arkadaşı var mı?Does Tom have a girlfriend?
Tom'un arkadaşlarından herhangi birini tanıyor musunuz?Do you know any of Tom's friends?
Polis Tom'un olaya biraz ışık tutacağını umut ediyordu.The police were hoping that Tom could shed some light on the incident.
Tom'un arabası dükkânın önünde park edilmişti.Tom's car was parked in front of the convenience store.
Tom'un evi buradan sadece üç sokak ötede.Tom's house is only three blocks away from here.
Gerçekten Tom'un arabasında Boston'a gitmiyorsun, değil mi?You aren't really going to go to Boston in Tom's car, are you?
Tom'un arabasını gerçekten sürmeyeceksin, değil mi?You aren't really going to drive Tom's car, are you?
Tom'un eski traktörünü gerçekten satın almayacaksın, değil mi?You aren't really going to buy Tom's old tractor, are you?
Tom'un annesi ona Mary'yi akşam yemeği için eve davet etmesini söyledi.Tom's mother told him that he should ask Mary over for dinner.
Tom'un ilk içgüdüsü kaçmaktı.Tom's first instinct was to run away.
Tom'un Mary'nin bir seri katil olduğuna dair hiçbir fikri yoktu.Tom had no idea that Mary was a serial killer.
Mary John'un birlikte yaşadığı otobüs şoförüne bitişikte mi yaşıyor?Does Mary live next door to the bus driver that John worked with?
Zımbırtımı takside unuttum.I forgot my whatchamacallit in the taxi.
Üç yıl boyunca okulda ve iki yıl boyunca üniversitede Almanca öğrendim.I learned German for three years in school and two years in university.
Kırmızı çatılı o ev Tom'un evidir.That house with the red roof is Tom's house.
Arkadaşımın babası ünlü bir romancı.My friend's father is a famous novelist.