Bir tarafa umut veren duyguları yazsınlar, diğer tarafa da umut vermeyenleri.Auf die eine Seite schreiben sie ermutigende Gefühle, auf die andere Seiten entmutigende.
Bir tarafa umut veren duyguları yazsınlar, diğer tarafa da umut vermeyenleri.D'un coté ils ont écrit des émotions qui donnaient du pouvoir, et les autres qui en enlevaient.
Bir tarafa umut veren duyguları yazsınlar, diğer tarafa da umut vermeyenleri.E da un lato scrivono le emozioni che danno potere, dall'altro quelle che non lo danno.
Bir tarafa umut veren duyguları yazsınlar, diğer tarafa da umut vermeyenleri.Emocje dodające sił i sił pozbawiające.
Bir tarafa umut veren duyguları yazsınlar, diğer tarafa da umut vermeyenleri.És az egyik oldalra leírják az erőt adó érzéseket, a másikra a azt, ami letöri őket.
Bir tarafa umut veren duyguları yazsınlar, diğer tarafa da umut vermeyenleri.한쪽에는 힘이 나는 감정을 쓰도록 하고 다른 한편에는 힘이 빠지는 단어를 쓰도록 합니다.
Bir tarafa umut veren duyguları yazsınlar, diğer tarafa da umut vermeyenleri.Şi într-o parte să scrie emoţiile pozitive, însufleţitoare, iar pe cealaltă pe cele negative.
Bir tarafa umut veren duyguları yazsınlar, diğer tarafa da umut vermeyenleri.Và một mặt họ viết xuống những xúc cảm tích cực, và mặt kia những xúc cảm tiêu cực.
Bir tarafa umut veren duyguları yazsınlar, diğer tarafa da umut vermeyenleri.Και από τη μία μεριά θα έγραφαν εγκαρδιωτικά συναισθήματα, από την άλλη αποκαρδιωτικά.
Bir tarafa umut veren duyguları yazsınlar, diğer tarafa da umut vermeyenleri.И с одной стороны они бы выписали вдохновляющие эмоции, а с другой — делающие их слабее.
Bir tarafa umut veren duyguları yazsınlar, diğer tarafa da umut vermeyenleri.І з одного боку вони писали емоції, які дають сил, з іншого -- протилежні.
Bir tarafa umut veren duyguları yazsınlar, diğer tarafa da umut vermeyenleri.От едната страна пишат положителните емоции, а от другата - отрицателните.
Bir tarafa umut veren duyguları yazsınlar, diğer tarafa da umut vermeyenleri.ובצד אחד הם כותבים רגשות מעצימים, ובשני מחלישים.
Bir tarafa umut veren duyguları yazsınlar, diğer tarafa da umut vermeyenleri.و على جانب من الورقة يكتبون العواطف الإيجابية, و الجانب الخر العواطف السلبية.
Bir tarafa umut veren duyguları yazsınlar, diğer tarafa da umut vermeyenleri.無力化する感情を書きます 何種類の感情を体験すると思いますか? 12個以下です
Bir umut ışığı görme hülyasıyla konuya daha da dikkatlice eğildik.Alaposabban utána akartunk nézni a dolognak, abban bízva, hogy csak találunk valami reménysugarat.
Bir umut ışığı görme hülyasıyla konuya daha da dikkatlice eğildik.Chceli sme sa na to pozrieť bližšie a dúfali sme, že nájdeme aspoň kvapku nádeje.
Bir umut ışığı görme hülyasıyla konuya daha da dikkatlice eğildik.Deci am vrut să ne uităm mai îndeaproape la el în speranţa că vom găsi partea bună a lucrurilor.
Bir umut ışığı görme hülyasıyla konuya daha da dikkatlice eğildik.Donc nous voulions vraiment y regarder de plus près dans l'espoir de trouver un côté positif.
Bir umut ışığı görme hülyasıyla konuya daha da dikkatlice eğildik.Jadi kami ingin lebih melihat lebih ke dalam lagi dengan harapan kami menemukan sesuatu yang menghibur.
Bir umut ışığı görme hülyasıyla konuya daha da dikkatlice eğildik.그래서 우리는 한가닥 희망을 찾으려는 바람을 가지고 그 연구를 정말로 깊이 살펴보고 싶었습니다.
Bir umut ışığı görme hülyasıyla konuya daha da dikkatlice eğildik.Postanowiliśmy więc bliżej się im przyjrzeć w nadziei, że zobaczymy światełko w tunelu.
Bir umut ışığı görme hülyasıyla konuya daha da dikkatlice eğildik.Queríamos realmente darle una mirada más profunda con la esperanza de encontrar un resquicio de esperanza.
Bir umut ışığı görme hülyasıyla konuya daha da dikkatlice eğildik.Quindi volevamo davvero guardare più a fondo nella speranza di trovare un motivo di ottimismo.
Bir umut ışığı görme hülyasıyla konuya daha da dikkatlice eğildik.Tak jsme se tomu opravdu chtěli podívat na zub a doufali, že najdeme jiskřičku naděje.
Bir umut ışığı görme hülyasıyla konuya daha da dikkatlice eğildik.Vậy nên chúng tôi rất muốn nghiên cứu nó sâu hơn với hy vọng rằng chúng tôi sẽ tìm thấy một tia hy vọng.
Bir umut ışığı görme hülyasıyla konuya daha da dikkatlice eğildik.We wilden er van nabij naar kijken in de hoop dat we een lichtpunt zouden vinden.
Bir umut ışığı görme hülyasıyla konuya daha da dikkatlice eğildik.Нам захотелось получше изучить этот вопрос в надежде найти "светлую сторону".
Bir umut ışığı görme hülyasıyla konuya daha da dikkatlice eğildik.Така че наистина искахме да го разгледаме по-подробно, с надеждата, че ще намерим нещо положително.
Bir umut ışığı görme hülyasıyla konuya daha da dikkatlice eğildik.Тож нам справді захотілося глибше вивчити це питання, сподіваючись знайти промінь надії.
Bir umut ışığı görme hülyasıyla konuya daha da dikkatlice eğildik.אז רצינו להתעמק בזה בתקוה שנמצא צד חיובי.
Bir umut ışığı görme hülyasıyla konuya daha da dikkatlice eğildik.もっと深く掘り下げてみたかったのです RG:親向けウェブサイトを運営していたため
Bir umut ışığı: yemek artıklarıyla mücadele arayışı dünyaca tanınmaya başlandı.Điều đó tốt hơn là dùng để nuôi lợn. Chúng ta đã biết điều đó trong suốt thời kỳ chiến tranh.
Bir umut ışığı: yemek artıklarıyla mücadele arayışı dünyaca tanınmaya başlandı.Ein Hoffnungsschimmer: Der Kampf gegen die Verschwendung von Lebensmitteln hat weltweit begonnen.
Bir umut ışığı: yemek artıklarıyla mücadele arayışı dünyaca tanınmaya başlandı.Hay un rayo de esperanza: la lucha para frenar el desperdicio de nutrientes ya ha comenzado globalmente.
Bir umut ışığı: yemek artıklarıyla mücadele arayışı dünyaca tanınmaya başlandı.Jest promyk nadziei: chęć stawienia czoła problemowi marnowania żywności rozprzestrzenia się po świecie.
Bir umut ışığı: yemek artıklarıyla mücadele arayışı dünyaca tanınmaya başlandı.Le bon côté : la lutte contre le gâchis de nourriture a démarré partout dans le monde.
Bir umut ışığı: yemek artıklarıyla mücadele arayışı dünyaca tanınmaya başlandı.Můžeme zahlédnout světýlko na konci tunelu: po celém světě lidé přemýšlejí o tom, jak přestat plýtvat jídlem.
Bir umut ışığı: yemek artıklarıyla mücadele arayışı dünyaca tanınmaya başlandı.Något hoppfullt: Det har tagit fart globalt, denna strävan att hantera slöseriet med mat.
Bir umut ışığı: yemek artıklarıyla mücadele arayışı dünyaca tanınmaya başlandı.Öröm az ürömben, hogy az élelmiszer-felesleg kezelése mostmár globálisan is szem elé került.
Bir umut ışığı: yemek artıklarıyla mücadele arayışı dünyaca tanınmaya başlandı.Pozrime sa na to z tej lepšej stránky: Odštartovalo to celosvetové riešenie problému s plytvaním potravinami.
Bir umut ışığı: yemek artıklarıyla mücadele arayışı dünyaca tanınmaya başlandı.Să fim optimiști: încercarea de a rezolva problema deșeurilor alimentare a luat amploare mondial.
Bir umut ışığı: yemek artıklarıyla mücadele arayışı dünyaca tanınmaya başlandı.실버 라이닝(Silver Lining): 세계적으로 식량 낭비를 막기 위해서 시작된 운동입니다.
Bir umut ışığı: yemek artıklarıyla mücadele arayışı dünyaca tanınmaya başlandı.Un lieto fine: la causa della riduzione degli sprechi alimentari è sostenuta in tutto il mondo.
Bir umut ışığı: yemek artıklarıyla mücadele arayışı dünyaca tanınmaya başlandı.Κάτι θετικό: έδωσε το εναρκτήριο λάκτισμα παγκοσμίως, για την αντιμετώπιση της διατροφικής σπατάλης.
Bir umut ışığı: yemek artıklarıyla mücadele arayışı dünyaca tanınmaya başlandı.Но луч надежды всё-таки есть. По всему миру люди стремятся решать проблему выбрасывания пищи.
Bir umut ışığı: yemek artıklarıyla mücadele arayışı dünyaca tanınmaya başlandı.Оптимистично заключение: Борбата с изхвърлянето на храна придобива глобален характер.
Bir umut ışığı: yemek artıklarıyla mücadele arayışı dünyaca tanınmaya başlandı.האור בקצה המנהרה: זה יצא לדרך בהיקף גלובלי, המאבק לפתור את בעיית פסולת המזון.
Bir umut ışığı: yemek artıklarıyla mücadele arayışı dünyaca tanınmaya başlandı.مظهر إيجابي: إنطلق على الصعيد العالمي، هدفه معالجة المخلفات الغذائية.
Bir umut ışığı: yemek artıklarıyla mücadele arayışı dünyaca tanınmaya başlandı.世界中で取り組み始めています Feeding the 5000というイベントは 2009年にスタートし
"Bir umut var... ...bir gün... ...HIV ve AIDS'e karşı bu savaşı... ...kazanabiliriz.C'è speranza, speranza che un giorno riusciremo a vincere la guerra contro l'HIV e l'AIDS.
"Bir umut var... ...bir gün... ...HIV ve AIDS'e karşı bu savaşı... ...kazanabiliriz.Er is hoop, hoop dat op een dag wij dit gevecht tegen hiv en aids zullen winnen.
"Bir umut var... ...bir gün... ...HIV ve AIDS'e karşı bu savaşı... ...kazanabiliriz.Es gibt Hoffnung. Hoffung, dass wir den Kampf gegen HIV und Aids eines Tages gewinnen werden.
"Bir umut var... ...bir gün... ...HIV ve AIDS'e karşı bu savaşı... ...kazanabiliriz.Există speranţă, speranţă că într-o zi vom câştiga această luptă împotriva HIV şi SIDA.
"Bir umut var... ...bir gün... ...HIV ve AIDS'e karşı bu savaşı... ...kazanabiliriz.Há esperança, esperança de que um dia ganharemos esta luta contra o VIH e a SIDA.
"Bir umut var... ...bir gün... ...HIV ve AIDS'e karşı bu savaşı... ...kazanabiliriz.Hay esperanza, esperanza de que un día ganaremos esta pelea contra el VIH y el SIDA.
"Bir umut var... ...bir gün... ...HIV ve AIDS'e karşı bu savaşı... ...kazanabiliriz.하루의 희망입니다. HIV와 AIDS에 맞서는 우리의 싸움은 싸움은 결국 승리할겁니다,
"Bir umut var... ...bir gün... ...HIV ve AIDS'e karşı bu savaşı... ...kazanabiliriz.HIVとエイズに打ち勝つという 希望があります 患者は 自分自身のHIVの状態を
"Bir umut var... ...bir gün... ...HIV ve AIDS'e karşı bu savaşı... ...kazanabiliriz.Il y a de l'espoir, l'espoir qu'un jour nous gagnerons ce combat contre le VIH et le SIDA.
"Bir umut var... ...bir gün... ...HIV ve AIDS'e karşı bu savaşı... ...kazanabiliriz.*że pewnego dnia* *wygramy walkę* *z HIV i AIDS.*