Ancak kısa süre sonra güçlü bir yağmur bu umutları boşa çıkardı.Terjadilah badai besar membawa hujan lebat sehingga membanjiri perhelatan tersebut.
Bunu görenleri bir umut ve cesaret sarar.Mereka melambangkan kebangkitan dan harapan.
Ancak Umut daha sonra istediği süreleri bulamadı.Kebersamaan mereka tak bisa selama yang mereka inginkan.
Yüzyıldır umutsuzluk.Atjeh Sepandjang Abad.
Yıkıntılar arasındaki mücadele sert ve umutsuzdu.Serang-serangnya dalam pertarungan sangat brutal dan mematikan.
Bu umutlar hayal kırıklığı ile sonuçlandı.Những hy vọng đã đổi thành thất vọng.
Tek başına bu çocuğun cesareti herkesin umutsuzluğa kapılmasını önlemişti.Niềm can đảm của đứa trẻ này đã ngăn trở được một sự tràn ngập của tuyệt vọng.
Mel Gibson, "Ondan çok umutluydum.Mel Gibson rất tức giận vì quyết định này.
Bu da birçoğunu umutsuzluğa ve hayal kırıklığına sevk ediyordu.Câu nói này đã làm nhiều người than phiền, thất vọng.
Constantinus'un durumu gittikçe daha umutsuz bir hâl alıyordu.Constantius nhanh chóng đáp ứng kỳ vọng.
Mutluluk için tek bir umut var: O da sizin içinizde!Tình yêu giữa họ vẫn còn âm ỉ và tất cả những gì cô muốn là được sống hạnh phúc cùng với cậu.
Oysa o son umutlarıdır.Nó có các dãy dư thừa cuối cùng.
Kafka'nın çalışmalarında yaygın olan umutsuzluk ve saçmalık, varoluşçuluğun simgesi olarak görülür.Sự vô vọng và phi lý phổ biến trong truyện của ông được xem như dấu hiệu của chủ nghĩa hiện sinh.
Yeni araçları R29'dan oldukça umutludur.Phiên bản sản xuất của Ka-29RLD/-31 rất khác so với phiên bản gốc Ka-29.
Büyük Umutlar.Họ đều kỳ vọng lớn.
NA’nın mesajı umuttur: yaşamak için başka bir yol olduğudur.Những hồi tưởng của Minh cho thấy anh đã từng mong ước rằng mình đã chọn một con đường khác cho cuộc đời.
Ancak çoğu kimseye göre, umutsuzluk, zaten o beklentinin önündeki en büyük engellerden biridir.下記の霊のほとんどはかつて佳耶子によって一度は霊眠(れいみん)させられた。
Oysa o son umutlarıdır.我々が最後の希望なのだ!
Hiçbir umut kalmadı, halk dehşet içinde, insanlar ne yapacaklarını bilmiyorlar" dedi.「貞やんを(落語界で)知らぬ者はいない。
Des Grieux Manon'u tamamiyle kaybetmek durumda olması umutsuzluğu ile Manon'un yanına gelir.マノンの奪還が絶望的となり落胆するデ・グリュー。
Los Angeles Lakers taraftarları da şampiyonluk için en azından biraz daha umutlandı.だが、カンファレンスファイナルでロサンゼルス・レイカーズに敗れ、またしても連覇の夢が打ち砕かれた。
İnsan doğasını tümden reddetmek insanı edimsel olarak umutsuzluğa götüren bir noktada durmaktır.人間時代には人間を奴隷とする魔王を討とうと単身魔王ガイに挑むも敗れる。
Bu dinlerde inanç ile umut birliktedir ve her zaman ahirete dair umut edilmesi gerekir.代わって宗教生活において支配的であるのは祖先崇拝や精霊信仰である。
Yıkıntılar arasındaki mücadele sert ve umutsuzdu.戦闘は激しく、絶望的なものであった。
Çeşitli yalanlar söylediği kadınların tümüne de umut vermiştir.また、様々な女性に対する愛の詩を多く残した。
Bu durum bizi umutlandırıyor.”これは苦しいことですよ」。
Tekrar umutsuzluğa kapılarak inzivaya çekilir.番頭は再び絶望のどん底へ 。
Bale "O, büyük ve parlak bir umut ışığı gibi.ブレン曰く「華麗で強力で素晴らしい技」。
Resim genel olarak, umutsuz bir terk edilmişlik ve gergin bir bekleyiş görüntüsü oluşturur.概略的な絵が一般的で、全く無表情で陰鬱な印象を与える。
Umut edelim, Avrupa'nın merkezinde elli milyon kişiyle birleşmiş bir ulus oluşturun.米国本土を中心とした約5千万人の会員を持つ。
Gelecek adına çok umutluyuz.未来に向けて持続的である。
3. konu Tanrı'nın halkı için umuttan bahseder.しかし、3人には神の思惑が被さった。
Ancak, zaman ve umutlar tükenmeye başlar.一定時間経つと振り終わる。
Kimileri kaçtı, kimileri teslim oldu, kimileri ise umutsuzca savaşmaya devam etti.数人は脱出したが、大半は降伏し、3名が戦死した。
Sanırım bu umutsuz olabilirdi," diye yazdı.それはおそらく手ぬぐいじゃないか」と言われたという)。
Birdenbire bir umut ışığı parladı; Sivas Kongresi’ne delege çağırıyorlardı.南北戦争が勃発したとき、米国聖公会からルイジアナ代表者会議を誘致した。
Arkadaşının kız kardeşi Mary'ye umutsuzca aşık oldu.ジャナの姉マーラに好意を抱いていた。
Hurley umutsuz bir şekilde evine döner.故郷に帰ったキャサリンは不幸せな気分で過ごす。
Umut Koçin, genç millî takımlarda çeşitli seviyelerde 22 kez forma giymiştir.航空学生には22期から男子制服に採用された。
Düşlerinin ve umutlarının peşinden gidebilecek kadar cesur.その押し出しの強さと夢に見そうな迫力でオチをつける。
Tam bu sırada karşısına umut veren bir fırsat çıkmıştır.それは歩むこの先に希望があることを信じているから。
Bill, Doktor'a hoşçakal derken "Gözyaşının olduğu yer de umut da vardır." demiştir.別れの挨拶をすると彼の目から涙があふれた」という。
Barış için son ve en güçlü umut hep burasıdır.人類最後の到達点は絶対平和に在り。
Satanizm ruhsal umutlar yerine var oluşu savunur.天命とは理念が相反しており敵対関係にある。
Bırakın ki biz de yaşama dair biraz daha umutla evlerimize dönelim.その後、愛想を尽かして実家に帰ってしまう。
İtalya'nın gruptan çıkma umutları devam etti.イタリア統一の野望を果たそうとする。
Çabuk, nelerle karşılaşacağız yüzbaşım, bilemem".Bu bir yakarıştır, umutsuzluk değildir.」と聞いたのに対し、馳が「止まる訳ないだろ、つまんないこと聞くなよ!
Mutluluk için tek bir umut var: O da sizin içinizde!なぜならば、私は慈悲の母であり、私の中にあるのは善きことと、愛だけなのです。
Ancak o yılın Kasım ayında, Virginia'nın durumu artık umutsuzdu.” 但到了同年11月,弗吉尼亚的身体状况变得毫无希望。
Umut edelim, Avrupa'nın merkezinde elli milyon kişiyle birleşmiş bir ulus oluşturun.让我们盼望,你们之后能够在欧洲的中央创造一个人数超过了你们那五千万人的统一的国家。
Asırlar sonra insanoğlu, Kral Arthur ve Yuvarlak Masa Şövalyeleri ile yeni bir umut buluyor.數個世紀後,人類在亞瑟王和圓桌武士身上找到了新希望。
Hiçbir umut kalmadı, halk dehşet içinde, insanlar ne yapacaklarını bilmiyorlar" dedi.玫浮躁有才辩,临漳人士无不诣之。
Hitler'in, durumu "kurtarmak" için tek umut olarak gördüğü Luftwaffe takviye edildi.德國空軍實施增援,希特勒認為這是唯一拯救戰況的希望。
Hepimiz ayrılıklar yaşarız ve hepimiz bunalmış, umutsuz hissederiz."我们都经历过分手,而對此我们都感到十分沮丧與絕望。
Mutluluk için tek bir umut var: O da sizin içinizde!主上遊幸快乐,我们内心也是欢喜」。
Bu dinlerde inanç ile umut birliktedir ve her zaman ahirete dair umut edilmesi gerekir.使處於絕望中的人略見未來,得以相信神是永恆、今世與來世的盼望。
Umut edelim, enerjinizi Alman devletlerinin modası geçmiş zalim tiranlarını alaşağı etmek için kullanabilin.那么,让我们盼望,你们能够使用你们的活力去战胜你们的各个德意志诸侯国的陈旧的“三十人僭主集团”。
Hurley umutsuz bir şekilde evine döner.哈曼滿懷羞辱地急忙回家。
Umut yeni ergen gelgitleri yaşasa da bunları ortaya dökmez.欲滅三寶使法言不行,破塔滅僧真言無用。
Umutsuzluğa kapılan Homer, Bart'ı yanlarına alarak Moe ve Barney ile geyik avına çıkar.霍默绝望之下坚持要带上巴特,与莫和巴尼一起去獵鹿(英语:Deer hunting)。