Bazı zamanlar yaşayamayacağımı düşündüm fakat Tanrı beni kurtardı, bana inanma gücü ve umut verdi.Αποζητώ να αναπτύξω οποιαδήποτε ταλέντα μού χάρισε ο Θεός — όχι την ασφάλειά μου.
Bu durum bizi umutlandırıyor.”Η κατάσταση είναι απελπιστική.»
İtalya'nın gruptan çıkma umutları devam etti.Βάση των επιχειρήσεων έγινε το Ρήγιο της Ιταλίας.
Hitler'in, durumu "kurtarmak" için tek umut olarak gördüğü Luftwaffe takviye edildi.Η Λούφτβάφε ενισχύθηκε, καθώς ο Χίτλερ τη θεώρησε ως τη μοναδική ελπίδα να σωθεί η κατάσταση.
Kara delikleri, yerçekimsel dalgaların en umut verici kaynakları yapmak için birkaç özellikleri vardır.Υπάρχουν αρκετές ιδιότητες που κάνουν τις μαύρες τρύπες τις πλέον υποσχόμενες πηγές των βαρυτικών κυμάτων.
Yüzyıldır umutsuzluk.Ο αιώνας των λαβυρίνθων.
Bale "O, büyük ve parlak bir umut ışığı gibi.«Είναι μια θέα εξαίσιας γαλήνης και φωτεινής απεραντωσύνης.
Araştırmacılar, birkaç yılda son pürüzlerin de giderilebileceği konusunda umutlular.Της είπαν ότι θα μπορούσε να συμμετέχει στα δοκιμαστικά με τις τελευταίες 12.
Umut Vaadeden Bir GelecekΈνα Υποσχόμενο Μέλλον
Hitler'in, durumu "kurtarmak" için tek umut olarak gördüğü Luftwaffe takviye edildi.Luftwaffe blev forstærket, da Hitler anså det for at være det eneste håb om at "redde" situationen.
Sonunda yine, daha iyi bir geleceğe ilişkin umutlar yerini çöküşe bırakır.For til sidst at acceptere håbet om et bedre sted.
Los Angeles Lakers taraftarları da şampiyonluk için en azından biraz daha umutlandı.Han blev hentet til Los Angeles Lakers i 2009 for at øge chancerne for, at Lakers kunne genvinde mesterskabet.
Gelecek adına çok umutluyuz.Det blev et vink for fremtiden.
Ancak kısa süre sonra güçlü bir yağmur bu umutları boşa çıkardı.Kort efter bevirkede regntiden en afbrydelse i operationerne.
Ama Adıge direnişi umutsuzca da olsa yine sürüyordu.Det gjorde modstandsfolkene mere og mere desperate.
Artık korsanlar da gelmiş ve son umut da kaybedilmiştir.Tillige er beviser gået tabt og mistænkte er siden afgået ved døden.
Büyük bir umutsuzluk ve yorgunluk içinde uykuya dalar.I virkeligheden var hun faldet i søvn af udmattelse.
Durumun değişeceğine dair bir umut yok.Der er ingen muligheder for ændringer af banen.
Yeni araçları R29'dan oldukça umutludur.RenHold ejes af R98.
Des Grieux Manon'u tamamiyle kaybetmek durumda olması umutsuzluğu ile Manon'un yanına gelir.Des Grieux går i fortvivlelse ved tanken om at skulle skilles fra Manon for altid hen til Manon.
İnsanların mutlulukları ve umutlarıyla beslenirler.De forestillede De forskellige menneskealdres glæder og sysler.
2001'de büyük umutlarla İtalyan takımı AC Milan'a transfer oldu.Han rejste i 2010 videre til italienske AC Milan.
Büyük Umutlar.Masser af muligheder.
Yaşama sevinciyle hüzün, iyimserlikle umutsuzluk şiirlerinde iç içeydi.Tristhed med livsglæde, optimisme og fortvivlelse blev flettet sammen i hans digte.
Sayısız Gözyaşı isminin sebebi, elflerin son zafer elde etme umutlarının da sönmesidir.Navnet Utallige tårer kommer av at alvenes siste håp om seier ble knust.
Bu dinlerde inanç ile umut birliktedir ve her zaman ahirete dair umut edilmesi gerekir.Skjebne (Qadr) – Troen på Skjebnen, at alt som skjer i denne verden er forutbestemt.
Ben'in babası, kendisine verilen bu hademelik işi için oldukça umutsuz/mutsuzdur.Du som er Gud Fader lik, Ver i vanmakt sigerrik!
Constantinus'un durumu gittikçe daha umutsuz bir hâl alıyordu.Konstantins posisjon vokste seg stadig verre og uutholdelig.
Los Angeles Lakers taraftarları da şampiyonluk için en azından biraz daha umutlandı.Los Angeles Lakers endte opp med å vinne kampen.
24 Ağustos 1313'te kral öldü, artık Floransa'ya tekrar dönebilme umutları yok olmuştu.Henrik VII døde fra feber allerede i 1313, og med ham død ethvert håp om at Dante kunne se Firenze igjen.
Lüzumsuz Adam'da ise biraz daha umutsuzlaşmıştır.Prins Paras var enda mer upopulær.
Arkadaşının kız kardeşi Mary'ye umutsuzca aşık oldu.Fiskekongens datter, Elaine, ble forelsket i ham.
Büyük Umutlar.Det dyrebare håpet.
Gelecek adına çok umutluyuz.Dette ga håp for framtida.
Baxter umutsuz bir sevgi arayışı içindeki bu kıza tutulur.Satie falt i håpløs kjærlighetssorg.
Yüzyıldır umutsuzluk.Århundre Etterforskning.
Umut Kurt - Yaşar Çiftçioğlu.Dagfinn Bonde, Håkons stallare.
Ancak kısa süre sonra güçlü bir yağmur bu umutları boşa çıkardı.Et kraftig regnvær forverret så situasjonen.
Ormanın içinde bir dere bulur, umutla dereyi takip etmeye başlar.Den trenger åpninger i skogen hvor den kan jakte.
Yıkıntılar arasındaki mücadele sert ve umutsuzdu.Kampene i byen var voldsomme og desperate.
Hoşçakal Umut ve Solgun Sarı Bir Gül yazarın filme çekilen diğer yapıtlarındandır.Vær hilset, både den som risset og den som leser runene."
Tırnova ve Niğbolu'nun düşmesi, Türk kamuoyunda büyük üzüntüye ve umutsuzluğa neden oldu.Upåliteligheten og flyttevanene til menighetsmedlemmene gav Knudsen mange skuffelser og bekymringer.
Hiçbir umut kalmadı, halk dehşet içinde, insanlar ne yapacaklarını bilmiyorlar" dedi.Tak seorang pun dapat menjawab; mereka sangat ketakutan dan tidak tahu apa yang harus dilakukan.
Ægroto dum anima est, spes est Hasta nefes aldıkça, umut vardır.Aegroto dum anima est, spes est Selama seseorang yang sakit masih memiliki semangat, maka masih ada harapan.
Ancak film Spielberg'in umut ettiği gibi Adams'ın kariyer yükselişini başlatamadı.Namun, film tersebut tak meluncurkan kariernya seperti yang diharapkan Spielberg.
Ne olursa olsun bir umuttu benim için.Namun ternyata, harapan adalah sebuah harapan.
Büyük Umutlar.Satu Harapan.
İlk olarak Bölüm IV: (Yeni Bir Umut) A New Hope filminde ortaya çıkmıştır.Kisah pertempuran ini terjadi di film Episode IV: A New Hope.
Kleopatra VII oğlunun babasının ardılı olarak hem Roma hem de Mısır tahtına oturacağını umut etmişti.Cleopatra VII berharap bahwa anaknya akan meneruskan ayahnya Caesar menjadi kepala Republik Romawi dan Mesir.
Bronkodilatörlerin kullanımı ise 1960'larda umut vadeden isoprenalinin kullanımıyla başladı.Bronchodilator mulai digunakan pada 1960an setelah uji coba yang menjanjikan atas isoprenalin.
Sadako her zaman bir şansın doğacağını umut ederdi.Harapan Sadako adalah agar dapat hidup.
Kulüp başkanı Umut Çelik'tir.Ketua editornya adalah Gülin Çelikler.
Eğer bu olursa, insanlar kendilerini umutsuz bir karmaşanın içinde bulurlar.Jika hal ini terjadi, sangat mungkin penderita akan menghadapi kesulitan meninggal dengan cara yang baik.
Yeni araçları R29'dan oldukça umutludur.Sayangnya harapan mereka tidak terlaksana setelah mobil R29 kembali tampil amburadul.
Bart umutsuz bir şekilde yürür ve bilinçsizce, kendi kendine Fransızca konuşmaya başlar.Tanpa berbicara menggunakan bahasa Prancis, dia mulai putus asa mencari istrinya.
İnsanların mutlulukları ve umutlarıyla beslenirler.Rakyat dapat menikmati kedamaian dan kesejahteraan.
Bu dinlerde inanç ile umut birliktedir ve her zaman ahirete dair umut edilmesi gerekir.Keyakinan seperti ini pulalah yang kemudian dimiliki dan mewarnai kehidupan dan pemikiran Fazlur Rahman.
İngiliz aksanıyla konuşur ve Charles Dickens'ın Büyük Umutlar kitabından esinlenilmiştir.Ia juga mempelajari bahasa Inggris dengan membaca Alkitab dan novel-novel karya Charles Dickens.
Düşlerinin ve umutlarının peşinden gidebilecek kadar cesur.Mereka merantau berharap bisa meraih impiannya.
Hurley umutsuz bir şekilde evine döner.Ola cepat berlari pulang dengan bingung.