Ana içeriğe geç
Sözlük

umut ile cümle

umut kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Umut Kaya (2008) Gün Olur Devran Döner (2014)Death Warmed Up (Буйство смерти) 1985
Los Angeles Lakers taraftarları da şampiyonluk için en azından biraz daha umutlandı.«Пэйсерс» противостояли «Лос-Анджелес Лейкерс», которые оказались сильнее.
Umut yeni ergen gelgitleri yaşasa da bunları ortaya dökmez.Если же они стираются, их не трудно восстановить новыми.
Tüm umutları boşa çıkan Devdas evden gider ve kendisini içkiye verir.Кидди, во всём винящий брата, впадает в отчаяние и уходит в запой.
Arkadaşının kız kardeşi Mary'ye umutsuzca aşık oldu.Безнадёжно влюблён в свою младшую сестру Сару, за что его ненавидит мать.
Genç şairin kesinlikle umut verici bir gelecek vardı önünde.Предводительница надеется на светлое будущее.
Bu umutlar hayal kırıklığı ile sonuçlandı.Место мечтаний заняло разочарование.
Aşılar geliştirilme aşamasında olup bazıları umut verici sonuçlar göstermiştir.ما تزال اللقاحات قيد التطوير كما أظهر بعضها نتائج مشجعة.
Bir yıl sonra, Casagemas başarısız bir aşk ilişkisinin ardından umutsuzluğa düşerek intihar etti.بعد سنة ، أصبح كازاجماس بائس ميؤوس منه من قصة حب فاشلة وانتحر.
Sözsel olarak bir çiftin "aşkı umutsuz yerde bulduğundan" bahsedilir.كلمات الأغنية تتحدث عن زوجين "وجدوا الحب في مكان ميؤوس منه".
Umutlarımızdı onlar.هذا هو أملنا.
Büyük Umutlar.الأمل الهامس.
Ekim ayı başlarında Almanya'nın savaşta kısa süre içinde kesin sonuç alma umutları sönmeye başlamıştı.في بداية الحرب، كان النصر الكامل على فنلندا متوقعاً في غضون بضعة أسابيع.
Kaoru, umutlarını her gece tren istasyonunda şarkı yazarak ve söyleyerek dile getirir.وكانت تحتفظ بآمالها أو بمواهبها بكتابة الأغاني والغناء كل ليلة في محطة قطار.
Kent, 1728 yılında Norveçli misyoner Hans Egede tarafından "iyi umut" anlamına gelen Godthåb adıyla kuruldu.تأسست عام 1728م عن طريق المبشر النرويجي هانس إجد وقد أطلقَ عليها اسم غودهوب والتي تعني الأمل الجيّد.
Mutluluk için tek bir umut var: O da sizin içinizde!ملحوظة أخيرة:لك الحياة والفرح!”
Hepimiz ayrılıklar yaşarız ve hepimiz bunalmış, umutsuz hissederiz."فأنا مع التوليد ومع اسيعاب كل مختلف ومتنوع ومتلون."
Kate umutsuzca Jimmy'ye doğru koşar.ايمي تنتظر خوان بفارغ الصبر.
Büyük Umutlar (orijinal adıyla Great Expectations), Charles Dickens'ın kitabı.1 يناير – آمال عظيمة رواية من تأليف تشارلز ديكنز.
Hoşçakal Umut ve Solgun Sarı Bir Gül yazarın filme çekilen diğer yapıtlarındandır.وكانت رواياتها " وداعاً أيها الأمل و ورد أصفر باهت " من ضمن أعمالها الأخرى التي تحولت إلى فيلم سينمائي.
Şimdilerde ben mutsuz, umutsuz; o mutlu ve umutlu."الآن أنا حزينة، بلا أمل، هو سعيد ومتفائل" عائشة جوقلب - وداعا
Tom gerçekten umutsuz olduğunu söyledi.قال توم أنه كان حقا يائسًا.
Sakın umutsuzluğa düşenlerden olma.فلا تكن من القانطين.
Umut Veren Kadın Oyuncu (Türev)[1] / 13. ÇASOD "En İyi Oyuncu" Ödülleri 2006ممثلة واعدة (Türev) [1] / 13. جوائز ÇASOD "أفضل ممثل" لعام 2006
Bill, Doktor'a hoşçakal derken "Gözyaşının olduğu yer de umut da vardır." demiştir.Bill diz adeus ao Doutor dizendo: "Onde há lágrimas, há esperança".
Hayatın olduğu yerde umut da vardır" sözlerine gönderme yapılmıştır.Enquanto há vida, há (esperança)".
Büyük Umutlar.Grandes Esperanças.
Refrain Güneş, alın teri ve yeşillik ve deniz, Yüz yıllardır acı ve umut; Bu atalarımızın ülkesidir.Sol, suor, o verde e o mar, Séculos de dor e esperança; Esta é a terra dos nossos avós!
Umutsuzluğa kapılan Homer, Bart'ı yanlarına alarak Moe ve Barney ile geyik avına çıkar.Desesperado, Homer insiste em levar Bart para caçar veados com Moe e Barney.
Oysa o son umutlarıdır.Ele é a última esperança.
Kafka'nın çalışmalarında yaygın olan umutsuzluk ve saçmalık, varoluşçuluğun simgesi olarak görülür.A desesperança e o absurdo comuns em suas obras são vistos como simbolismos existencialistas.
Pandora, Pandora'nın Kutusunu açtığında tüm kötülükler uçup gitmiştir - bir şey dışında: Umut.Pandora abriu a caixa, inadvertidamente, e todos os males escaparam, exceto a esperança.
İnsanlar umutlarını kaybetmeye başladı.Então, eles perderam a esperança.
Tek başına bu çocuğun cesareti herkesin umutsuzluğa kapılmasını önlemişti.A coragem deste menino impediu uma inundação de total desespero.
2009 Ocak ayında, İngiliz gazetesi The Times Hernanes'i dünyanın en umut verici futbolcusu oldu.Em janeiro de 2009, Hernanes foi considerado o jogador mais promissor do mundo pelo jornal inglês The Times.
Daha sonra tüm umutları tükenen Diko kendini akıntıya bıraktı ve yaşamına son verdi.Erisictão terminou comendo a si mesmo, pondo fim assim a seu tormento.
Bağış, Anna'nın sağlığının kötü olup tedavi için umut ettiğini göstermektedir.Esta doação pode indicar que Ana já estava enferma e esperando uma cura.
İnsan doğasını tümden reddetmek insanı edimsel olarak umutsuzluğa götüren bir noktada durmaktır.Suplício do qual o homem, cumprindo seu destino, libertou-se e transcendeu.
Esperança umut anlamına gelmektedir, bu sebeple takım Portekiz'in gelecek için umutlarıdır.Os porquês da esperança : ideias a favor do futuro em Portugal.
Bölümde aile içi şiddet, ölüm, değişim ve umut gibi temalar sıklıkla işlendi.Temas como violência doméstica, morte, mudança e esperança são prevalentes no episódio.
Ayrıca Yeni Bir Umut'un özel yayınlanmış verisyonunda da yer almıştır.Ele estuda robótica também em Nova Esperança.
3. konu Tanrı'nın halkı için umuttan bahseder.O autor olha para o futuro do povo de Deus.
Nanoteknoloji akıllı ev yapımı için bir umut konumundadır.Neuropatologia é um campo pesadamente orientado para pesquisa.
Ancak, zaman ve umutlar tükenmeye başlar.O Dia em que a coragem e a esperança foram quebradas.
Nemo ölmeden önce şunları söyler: "Gelecek için umut var.Irineu sempre dizia: "esse menino tem futuro".
Constantinus'un durumu gittikçe daha umutsuz bir hâl alıyordu.Maximiliano se via numa posição cada vez mais precária.
Hepimiz ayrılıklar yaşarız ve hepimiz bunalmış, umutsuz hissederiz."Todos ficam divididos e infelizes, e acabam se acomodando com seus grilhões".
Hızlı bir şekilde pratik güç kaynağı haline gelebileceğine dair umutlar yüksekti.Então, eles provavelmente se formaram a partir de um fluxo rápido.
3. konu Tanrı'nın halkı için umuttan bahseder.Hoofdstuk 3 spreekt over de hoop voor het volk van God.
Çeşitli yalanlar söylediği kadınların tümüne de umut vermiştir.Veel leden zeiden overigens weinig aanmeldingen van vrouwen te verwachten.
Umutlarımızdı onlar.Wij gaven hen hoop.
Tekrar umutsuzluğa kapılarak inzivaya çekilir.Ze gaat teleurgesteld weer naar binnen.
Sonunda yine, daha iyi bir geleceğe ilişkin umutlar yerini çöküşe bırakır.Elke hoop op een betere toekomst is nu vervlogen.
Hayatın olduğu yerde umut da vardır" sözlerine gönderme yapılmıştır.En waar leven is, zo zegt men, is er ook hoop.
Carus'un yeni fetih umutları ölümüyle son buldu.Carus' verwachtingen van verdere veroveringen werden ingekort door zijn dood.
Genç kız bunu sevinçle dinlemiştir ve Erik umutsuzlukla oradan ayrılır.Senta luistert verrukt waarna Erik wanhopig wordt en haar achterlaat.
Gerçekleşmeyen beklenti ve umutlarla hüznün, acının ortaya çıkışını yaşıyoruz.Afwezigheid van vrees en pijn garanderen ons geluk.
İtalya'nın gruptan çıkma umutları devam etti.De geallieerde opmars in Italië verliep stroef.
Büyük Umutlar, Alfonso Cuarón'un 1998'de çektiği Charles Dickens uyarlaması film.Great Expectations is een film uit 1998 van regisseur Alfonso Cuarón.
Mutluluk için tek bir umut var: O da sizin içinizde!Het leven is voor hem één groot feest en dat moet gevierd worden!
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod