Ana içeriğe geç
Sözlük

umut ile cümle

umut kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Girişimci BH kentine umut verdiEntrepreneur gives BiH city hope
BH'nin uzun vadeli umutları akademisyenler tarafından da ateşli şekilde tartışılıyor.The long-term prospects for BiH also are hotly debated by academics.
Zagrep, 2013 yılı ortalarında AB saflarına katılmayı umut ediyor.Zagreb hopes to join the ranks of the EU in mid-2013.
Yine de, katılımcıların büyük kısmı hükümete inanç, geleceğe de umut besliyorlar.Still, a majority of respondents have faith in government and express hope for the future.
Takımın Pekin'de ön sıralara çıkma umutları yüksek.The team has high hopes of distinguishing itself in Beijing.
Bu da siyasileri seçmenlerin çıkarlarına ve umutlarına kayıtsız hale getiriyor."And this, in turn, makes politicians indifferent to voters' interests and aspirations."
AB umutlarını somut hale getirdi ve üyelik müzakerelerini ulaşılabilir kıldı.""It has made EU prospects tangible and brought accession negotiations within reach."
Umut vadeden konumuna rağmen Tivat şimdiye dek önemli bir turizm merkezi olamadı.Despite its promising location, Tivat has, until now, never been a major tourist site.
Sanatçının Kalan Müzik’ten Minyatürler, Ege'nin Türküsü ve Umutsuz başlıklı CD'leri yayınlandı.The artist's CDs titled Miniatures from Kalan Müzik, Ege'nin Türküsü and Hopeless were released.
Grup 2012'nin ortalarındaki turnelerinden umutludur.The group hopes to begin touring in mid-2012.
Reed, annesi ölürken, para, tıbbi erişim için umutsuzdur.Reed, as his mother is dying, is desperate for money, more specifically, medical access.
Hem mutsuz hem de umut dolu.It's both sad and hopeful, triumphant and defeated.
Umutsuzluk içinde arsenik içerek intihar etmeye karar verir ve acılar içerisinde ölür.In despair, she swallows arsenic and dies an agonizing death.
Ancak, birçok umutsuz insan NSK pasaportu verildiği için bir aldatmacaya düştü.However, many desperate people have fallen for a scam in which they are issued a NSK passport.
Haftalar geçtikçe İngiliz zaferi olasılığı azalıyordu ve Wolfe umutsuzluğa kapılmaya başladı.As the weeks wore on the chances of British success lessened, and Wolfe grew despondent.
"[T] halklar umutsuzca delirmişlerdi, akıl almaz bir gürültü yüzünden tahrip olmuşlardı ..."[T]he peoples were hopelessly mad, ravaged by an ineradicable noise ...
Ön klinik denemeler başlangıçta umut vericiydi, ancak ilaç nihayetinde başarısız oldu.[1][2].Preliminary clinical trials were initially promising,[8] but the drug was ultimately unsuccessful.
Spes, umut tanrıçası.Spes, goddess of hope.
Ona göre aşk, tutku ve takıntı olabilir ve umutsuzluğa veya yıkıma yol açabilir.According to her, love can be passion and obsession, and can lead to despair or destruction.
Oizys, Zeus'u umutsuz bir duruma sokmak için güçlerini kullandı.Oizys used her powers to place Zeus into a state of despair.
Kral Philip'in Umut Dağı'ndaki Sefalet Bataklığı'nda (Rhode Island) öldüğü yerThe site of King Philip's death in Misery Swamp on Mount Hope (Rhode Island)
Umutları daha güçlü bir hükümet yaratmaktı.Their hope was to create a stronger government.
Büyük Turlar, özellikle Tour de France düşünüldüğünde umutlar yüksekti.Hopes were high with Grand Tours in mind, especially the Tour de France.
Görevimi umutla üstleniyorum.But I take up my task with buoyancy and hope.
Henry IV, hayatının son yıllarını umutsuzca tahtını elinde tutmak için harcadı.He was also dependent on the resources of the churches.
Dindar bir Hıristiyan olan Lee'nin annesi, onun bir papaz olacağına dair umutlar besledi.[1]Lee's mother, a devout Christian, nurtured hopes that he would become a minister.[1]
Ortaya çıkan temanın umutlu ama bir yandan da melankolik olduğunu söyleyebilirim.I would say the tone is hopeful, but melancholy at the same time.
Liderlerinin umutsuzluğuyla harekete geçen birlikler öne doğru atıldı.His troops, shamed into action by the despair of their leader, rushed forward.
Umutsuzca gözyaşlarına boğuldu.In a moment of despair, she burst into tears.
Bizimki bir umutsuzluk kervanı değil.'[1] ”Ours is not a caravan of despair.[106]
Gelecekten umutlu ve sonunda şeytanlarıyla barışık olan Simon kitabını bitirir.Hopeful about the future and finally at peace with his demons, Simon finishes his book.
(Süleymanın Meselleri 18:6) Umut varken oğlunu terbiye et ve canını onun ağlamasına ayırma.(Proverbs 18:6) Chasten thy son while there is hope, and let not thy soul spare for his crying.
Geleceği kesinlikle umut verici buluyoruz."[2]We find the look ahead decidedly encouraging."[164]
Smart kendine geldi ve bununla birlikte şiir yazmakta umutsuz yetersizlik.Smart regained his senses, and therewith his hopeless inability to write poetry.
Kafam karıştı ve umutsuzluğa kapıldım.I wound up confused and despairing.
Ana temaları umutsuzluk, güvensizlik, yokluk ve unutulmadır.Her central themes are hopelessness, insecurity, absence and oblivion.
Umut verici bir başka katı elektrolit olarak Klorür süper iyonik iletkenler önerilmiştir.Chloride superionic conductors have been proposed as another promising solid electrolyte.
Yaşam olduğu sürece umut da olacaktır.Solange es Leben gibt, gibt es Hoffnung.
Hâlâ umut var.Es besteht noch Hoffnung.
Pek az umut var.Es gibt kaum Hoffnung.
Umut var.Es besteht Hoffnung.
Onun başarılarına gelince, ben çok umutluyum.Was seinen Erfolg anbelangt, bin ich schon ganz hoffnungsvoll.
Bu konuda çok umutluyum.In dieser Angelegenheit bin ich sehr zuversichtlich.
Hepimiz huzur için umut ediyoruz, değil mi?Wir alle hoffen doch auf Frieden, oder nicht?
Büyük mutluluklar, küçücük umutlarla başlar.Großes Glück beginnt mit klitzekleiner Hoffnung.
Her şey mümkün olabilir. Yeter ki içinde umut olsun.Alles ist möglich. Solange du Hoffnung hast.
Oysa o son umutlarıdır.Kap der letzten Hoffnung.
Ben'in babası, kendisine verilen bu hademelik işi için oldukça umutsuz/mutsuzdur.Ihr Götter unserer Väter, seid gnädig gegenüber der Verwahrlosung von dem, was Euch geweiht ist!
Eşi Suna bu esnada vefat eder, kendisi ise Umut ile yakınlaşma çabası içerisindedir.Als seine Frau hinzukommt und ihn nach dem Grund seiner Aufregung fragt, kommt es zu einem heftigen Disput.
Büyük Umutlar (orijinal adıyla Great Expectations), Charles Dickens'ın kitabı.Charles Dickens: Große Erwartungen (Originaltitel: Great Expectations).
Ancak kısa süre sonra güçlü bir yağmur bu umutları boşa çıkardı.Erst ein starker Regen löschte die Flammen.
Salamis'te donanmanın kaybedilmesi Yunanistan'ın istilası umutlarını da yok etmiştir.Durch die verlorene Seeschlacht bei Salamis scheiterte das persische Expansionsstreben in Griechenland.
Derlemesini ise Umut Hakan yapmıştır.Dennoch behielt er seinen verschwenderischen Lebensstil bei.
Durumun değişeceğine dair bir umut yok.Nicht Angst, dass sich etwas ändert.
Ama Adıge direnişi umutsuzca da olsa yine sürüyordu.Trotzdem stellt sich Nachman mit aller Kraft gegen die Verzweiflung.
Umutsuzluğa kapılan Homer, Bart'ı yanlarına alarak Moe ve Barney ile geyik avına çıkar.Homer geht daraufhin mit Bart, Moe und Barney auf Wildjagd.
Çeşitli yalanlar söylediği kadınların tümüne de umut vermiştir.Auch seine Freundschaften zu Mädchen sind von Lügen geprägt.
Umutlarımızdı onlar.Unsere Hoffnung.
Böylece hiç umut yokken Şehzade Ahmed'e tahtın yolu açıldı.Und soweit du vermagst, ahme im Leben dem Toren nach!
Bu dinlerde inanç ile umut birliktedir ve her zaman ahirete dair umut edilmesi gerekir.Davon erhoffen sich die Gläubigen Schutz im Diesseits und Belohnung im Jenseits.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod