İnsanoğlu, eğer umudu varsa her şeyle başa çıkabilir.Ihmismieli pystyy selviämään mistä tahansa kunhan sillä on toivoa.
İnsanoğlu, eğer umudu varsa her şeyle başa çıkabilir.사람의 영혼은 희망만 있다면 어떤 것이든 극복할 수 있습니다.
İnsanoğlu, eğer umudu varsa her şeyle başa çıkabilir.L'esprit humain peut tout surmonter s'il y a de l'espoir.
İnsanoğlu, eğer umudu varsa her şeyle başa çıkabilir.Lidská duše může překonat cokoliv, když má naději.
İnsanoğlu, eğer umudu varsa her şeyle başa çıkabilir.Lo spirito umano può superare tutto se c'è la speranza.
İnsanoğlu, eğer umudu varsa her şeyle başa çıkabilir.Ľudská duša prekoná čokoľvek, ak má nádej.
İnsanoğlu, eğer umudu varsa her şeyle başa çıkabilir.O espírito humano consegue ultrapassar o que quer que seja, se tiver esperança.
İnsanoğlu, eğer umudu varsa her şeyle başa çıkabilir.Semangat manusia bisa mengatasi apapun jika ada harapan.
İnsanoğlu, eğer umudu varsa her şeyle başa çıkabilir.Spiritul uman poate să învingă orice obstacol dacă are speranță.
İnsanoğlu, eğer umudu varsa her şeyle başa çıkabilir.Tinh thần con người có thể vượt qua tất cả nếu có niềm tin.
İnsanoğlu, eğer umudu varsa her şeyle başa çıkabilir.Το ανθρώπινο πνεύμα μπορεί να ξεπεράσει τα πάντα άμα έχει ελπίδα.
İnsanoğlu, eğer umudu varsa her şeyle başa çıkabilir.Людський дух може перебороти будь що, якщо у нього є надія.
İnsanoğlu, eğer umudu varsa her şeyle başa çıkabilir.Человеческий дух может все преодолеть, если имеет надежду.
İnsanoğlu, eğer umudu varsa her şeyle başa çıkabilir.Човешкия дух може да победи всичко, ако има надежда.
İnsanoğlu, eğer umudu varsa her şeyle başa çıkabilir.הרוח האנושית יכולה להתגבר על כל דבר אם יש לה תקווה.
İnsanoğlu, eğer umudu varsa her şeyle başa çıkabilir.الروح الإنسانية يمكنها التغلب على أي شئ إذا توفر لها الأمل.
İnsanoğlu, eğer umudu varsa her şeyle başa çıkabilir.私はここに、ホームレスの代表として来ているわけではありません
İşte, Malcolm burada, Harlem'in umuduna ve kızgınlığına ses veren sokak konuşmacılarına katılmıştır.여기 말 콤이 처음 할 렘의 희망, 그리고 그 분노에 목소리를 준 거리 orators 합류 했다.
İşte, Malcolm burada, Harlem'in umuduna ve kızgınlığına ses veren sokak konuşmacılarına katılmıştır.كان هنا حيث مالكوم انضم لمتظاهري الشوارع أول مرة، هم من أعطوا صوت لأمل هارلم ، وغضبها.
İşte, Malcolm burada, Harlem'in umuduna ve kızgınlığına ses veren sokak konuşmacılarına katılmıştır.私が説いた愛国心とはこの白人の国から脱出数ることである。差別は撤廃されないからである。
işte mutluluğum. ve umudumuz.お前は我らの希望だ
Jane, gerçekten gelecek için umudunuz var mı?"Doktor Jane, har du verkligen hopp inför framtiden?
Jane, gerçekten gelecek için umudunuz var mı?"Dra. Jane, tem mesmo esperança no futuro?
Jane, gerçekten gelecek için umudunuz var mı?"Dr. Jane, chiar aveți speranță pentru viitor?
Jane, gerçekten gelecek için umudunuz var mı?"Dr. Jane, czy naprawdę myśli pani optymistycznie o przyszłości?
Jane, gerçekten gelecek için umudunuz var mı?"Dr. Jane, hai davvero speranze per il futuro?
Jane, gerçekten gelecek için umudunuz var mı?"Dr. Jane, hast du wirklich Hoffnung für die Zukunft?
Jane, gerçekten gelecek için umudunuz var mı?"Dr. Jane, tényleg hiszel benne, hogy van jövőnk?
Jane, gerçekten gelecek için umudunuz var mı?Jane, heeft u echt hoop voor de toekomst?
Jane, gerçekten gelecek için umudunuz var mı?Jane, oletteko te toiveikas tulevaisuuden suhteen?
Jane, gerçekten gelecek için umudunuz var mı?"Jane, věříš opravdu, že máme naději?
Jane, gerçekten gelecek için umudunuz var mı?아이들이 말하길 "제인 박사님, 미래에 대해서 정말 희망을 가지시나요?
Jane, gerçekten gelecek için umudunuz var mı?los niños dicen, "Dra. Jane, de verdad tiene esperanzas en el futuro?
Jane, gerçekten gelecek için umudunuz var mı?Τζέιν, έχετε πράγματι ελπίδα για το μέλλον;
Jane, gerçekten gelecek için umudunuz var mı?Джейн наистина ли имате надежда за бъдещето?
Jane, gerçekten gelecek için umudunuz var mı?"Доктор Джейн, есть ли надежда на будущее?
Jane, gerçekten gelecek için umudunuz var mı?"Докторе Джейн, ви справді надієтеся на краще майбутнє?
Jane, gerçekten gelecek için umudunuz var mı?הילדים אומרים, "ד"ר ג'יין, האם יש לך באמת תקווה לגבי העתיד?
Jane, gerçekten gelecek için umudunuz var mı?يقول الأطفال، " دكتورة جين، هل حقا لديك أمل للمستقبل؟
Jane, gerçekten gelecek için umudunuz var mı?世界中の酷い事実を見てきたでしょ"
Kadının tek umudu budur.É a sua única esperança.
Kadının tek umudu budur.El este singura ei speranţă.
Kadının tek umudu budur.Er ist ihre einzige Hoffnung.
Kadının tek umudu budur.Es su única esperanza.
Kadının tek umudu budur.Han er hendes eneste håb.
Kadının tek umudu budur.Hij is haar enige hoop.
Kadının tek umudu budur.Il est sa seule chance.
Kadının tek umudu budur.Je její jediná naděje.
Kadının tek umudu budur.Ő az egyetlen reménye.
Kadının tek umudu budur.Ông ta là hy vọng duy nhất của bà ta.
Kadının tek umudu budur.Είναι η μοναδική της ελπίδα.
Kadının tek umudu budur.Он ее единственная надежда.
Kadının tek umudu budur.Той е нейната единствена надежда.
Karmaşıklığa saygı duyarak, daha hoşgörülü oluyorlar. Ve hoşgörü, umudu doğuruyor.A doceniając złożoność, stają się bardziej tolerancyjni, a tolerancja prowadzi do nadziei.
Karmaşıklığa saygı duyarak, daha hoşgörülü oluyorlar. Ve hoşgörü, umudu doğuruyor.Dan dengan menghargai kompleksitas mereka menjadi lebih toleran dan toleransi membawa harapan.
Karmaşıklığa saygı duyarak, daha hoşgörülü oluyorlar. Ve hoşgörü, umudu doğuruyor.Door het waarderen van de complexiteit, worden ze meer tolerant, en tolerantie leidt tot hoop.
Karmaşıklığa saygı duyarak, daha hoşgörülü oluyorlar. Ve hoşgörü, umudu doğuruyor.En prenant compte de cette complexité, ils deviennent plus tolérants, et la tolérance mène à l'espoir.
Karmaşıklığa saygı duyarak, daha hoşgörülü oluyorlar. Ve hoşgörü, umudu doğuruyor.Imparando ad apprezzare la complessità, diventano più tolleranti e la tolleranza li conduce alla speranza.
Karmaşıklığa saygı duyarak, daha hoşgörülü oluyorlar. Ve hoşgörü, umudu doğuruyor.Khi đã tôn trọng sự đa dạng, bọn trẻ trở nên dễ cảm thông hơn, sự cảm thông dẫn đến niềm hi vọng.
Karmaşıklığa saygı duyarak, daha hoşgörülü oluyorlar. Ve hoşgörü, umudu doğuruyor.Şi apreciindu-i complexitatea, ei devin mai toleranţi, iar toleranţa conduce spre speranţă.