Ana içeriğe geç
Sözlük

tutma ile cümle

tutma kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
F plakasındaki tanrıça bir kuşu yükselmiş sağ eliyle tutmaktadır.Ženska figura v svoji dvignjeni desni roki drži ptico na plošči f.
IV. Aleksios sözlerini tutmanın zor olduğunun farkına vardı.Aleksej IV. je spoznal, da bo težko izpolnil dane obljube.
Günlerden bir gün kızlar dereye balık tutmaya gitmişler.Hotela je, da gredo naslednji dan skupaj na ribolov.
Mahalleye yılda bir iki kez kar yağar ama tutmaz.Sneg se zgodi skoraj vsako leto, vendar se ne obdrži.
A plakasında sakallı adam figürü her iki eliyle kendisinden daha ufak bir adamın elini tutmaktadır.Na plošči a bradati mož drži v vsaki roki veliko manjšo figuro za roko.
Morales ve askerler karakol önünde nöbet tutmaktadırlar.Moralesa in njegove vojake dolgočasi straža na mirnem trgu.
Bunun yanında çoğu zaman şahı satranç tahtasının ortasında bir yerde tutmak gerekir.Redko se pojavijo v sredini šahovnice.
Ailelerin evlerinde bira tutması çok daha az rastlanan bir olaydı.Proizvodnja piva je takrat potekala v majhnem, družinskem obsegu.
Çoğu insan, hipertansiyonu kontrol altında tutmak için birden fazla ilaca ihtiyaç duyar.Večina ljudi potrebuje več kot eno zdravilo, da visok krvni tlak držijo pod nadzorom.
Filmin tutması üzerine dört devam filmi daha yapıldı.Filmu sledijo še štiri nadaljevanja.
Beckenbauer, Arjantin'in yıldızı Diego Maradona'yı tutma görevini Guido Buchwald'a verdi ve başarılı oldu.Beckenbauer je ravno Matthäusu zaupal pokrivanje argentinskega zvezdnika Diega Armanda Maradone.
Birden fazla fotoğraf seçmek ve tutmak için yeteneği.Zelo je primeren za izvajanje slik in fotografij.
Kelime anlamı: verdiği sözleri tutmayan, kendi söylediğini kendi duymayan.Njihova srca so tista, ki ne poslušajo tega, kar sem rekel ...
Okumaya, not tutmaya, dersleri dinlemeye ve öğrendiklerini tartışmaya eğilimlidirler.Preučevali smo, brali in se pogovarjali, kolikor nam je bilo mogoče.
İnsan nezaketi ve onurunu saygin tutmak.Prijala mu je človeška čast in slava.
Ayak ve pençeleri, tutmak için uygun olmadığından yerde iken beslenmek zorundadırlar.Ker noge in kremplji niso prilagojeni za držanje, se mora hraniti na tleh.
Bazı mağazalar elle yazılmış sözleşmelere, diğerleri ise stok tutmaya başladı.Nekateri so najeli perice, drugi pa so uporabljali komercialne pralnice.
Ayrıca bağırsaklarını tutmak için gelişmiş özgün kasık kemikleri bulunur.Imajo tudi visoko razvite čute za samoohranitev.
Sen veya ailen hakkında atıp tutmayacağım ...Iz spomina ne morem izbrisati slike SVOJE družine ...
Ancak, siyahın birincil amacı 4...d6 ile merkezi güçlü tutmak olmalıdır.Kita juodųjų galimybė – uždaryti centrą su 4…d6.
Garrucha mutfağında deniz ürünleri önemli bir yer tutmaktadır.Fudziano virtuvėje dominuoja jūros produktai.
Hayvancılık ülke ekonomisinde fazla bir yer tutmaz.Gyvulininkystė šalyje neužima didelio vaidmens.
Elinde bir lamba tutmaktadır.Juo pripildomos elektros lemputės.
Genelde buraya dua etmek ve dilek tutmak için insanlar geliyor.Žmonės čia meldžiasi ir prašo malonių.
Koşmaktan, yüzmekten, balık tutmaktan ve tüplü dalıştan hoşlanır.Laisvalaikiu mėgsta žvejybą, bėgimą, keliones.
Craze, boş vakitlerinde balık tutmaktan hoşlanmaktaydı.Laisvalaikiu mėgo žvejoti.
Ben de buna biraz ışık tutmaya çalışıyorum.Be to, jis šiek tiek laužia šviesą.
Elde tutmak : Bilginin organizasyonu içinde kalmasını olabildiğince iyi bir şekilde sağlamak.Kainuoja pateikti optimalią informaciją organizacijai.
Özellikle doğu roma imparatorluğuna ait ait kalıntılar büyük yer tutmaktadır.Romos imperijos teritorijoje likę keltai buvo stipriai romanizuoti.
Vanilya önceleri tapınaklarda koku vermek veya kötü ruhları uzak tutmak için kullanılırdı.Ovidijus rašė, kad šios šventės metu buvo įprasta raminti ar išvaryti blogąsias dvasias.
Turizm ülke için özellikle 20. yüzyıldan sonra önemli bir yer tutmaktadır.Nuo XX a. verčiamasi daugiausia turizmu.
Sebastian, Hodge'ı öldürür ve diğerlerine herkesi güvende tutmak için yaptığını söyler.Nužudžiusi Gudviną, Liusija kitiems pasakė, jog dabar jie visi bus saugūs.
Bu geçitleri bir sonraki ilkbahara kadar elde tutmak öngörülmektedir.Visa tai privaloma įveikti iki starto kitos dienos etape.
Asla yas tutmayacağım!’Šios paslapties niekada neišduosiu!
Ocak-Mart aylarında buzda balık tutmak popülerdir.Gruodžio-kovo mėnesiais ežerus dengia ledas.
Her nasılsa Michelangelo parayı kendisinde tutmayı başardı.Visą tapybos kūrinį Mikelandželas atliko pats vienas.
Etkili, güvenilir bir ödeme sistemi tesis etmek ve bu sistemi çalışır vaziyette tutmak.Ši sistema patikimai kontroliuoja reaktoriaus darbą ir jo saugią eksploataciją.
Ancak nişastanın daha az yer tutmasını sağladığı için bir avantaj temin eder.Pagrindinis plokštelių pranašumas buvo toks, jog jos užėmė mažiau vietos.
Kahveyi yerden uzak tutmak için kahve filtresi.Į puodą įstatomas filtras, kad nepraleistų kavos grūdelių.
Albüm tutmayınca grup dağıldı.Po albumo išleidimo grupės veikla nutrūko.
Morales ve askerler karakol önünde nöbet tutmaktadırlar.Morales ja sõdurid igavlevad vahipostil.
Montreal Canadiens Stanley Kupası'nı 24 kez kazanarak en çok şampiyon olma unvanını elinde tutmaktadır.Montreal Canadiens on võitnud Stanley karika 24 korda.
IV. Aleksios sözlerini tutmanın zor olduğunun farkına vardı.Iisak sai peagi aru, et Aleksiose lubadusi on võimatu täita.
Hiçbir sözünü tutmaz.Ta ei ole oma tõotust pidanud.
Bayreuth'da bir gelenek olarak seyirciler birinci perdeden sonra hiç alkış tutmazlar.Bayreuthi festivalil sündis traditsioon, et pärast ooperi esimest vaatust ei plaksutata.
Modifiye oyunda önemli bir yer tutmaktadır.Lavastuses on oluline koht muusikal.
Ben de buna biraz ışık tutmaya çalışıyorum.Ta on disaininud mitmeid valgusteid.
Hobileri golf oynamak ve balık tutmaktır.Hobideks on kalastamine ja jalgpall.
Kalbi uyanık tutmak gerekir.Isegi kui ta magab on ta süda ärkvel.
Paloma iki tane günlük tutmaktadır.Igal aastal annab palm kaks saaki.
Günlük tutmaktır."Päeva kaldad".
Kadınlar 800 metre olimpiyat rekorunu hâlen elinde tutmaktadır.Uuesti võeti olümpiakavva naiste 800 m jooks.
İlin güney kesiminde ormanlar daha az yer tutmaktadır.Lõunaosas on metsa vähem.
Tüm ziyaretçiler 6 ay geçerli bir pasaport tutmak gerekir.Oletame, et meil kõigil seisaks ees kuus kuud kestev agoonia.
Alman ve Estonya birlikleri, şiddetli çatışmalara karşın mevzilerini tutmayı başardılar.Eesti üksused, vaatamata suurtele kaotustele säilitasid oma positsioonid.
Daniel, karısının ölümünden kendisini sorumlu tutmaktadır.Alexander jäi ilma kõigist oma naise valdustest.
Yayıncı bu oranı mümkün olduğu kadar yüksek tutmak zorundadır.Kõrgsagedusvarje peab olema võimalikult kinnine.
Kelime anlamı: verdiği sözleri tutmayan, kendi söylediğini kendi duymayan.Ja sõna, mida te kuulete, ei ole minu, vaid Isa sõna, kes minu on saatnud.
Zikir, hatırlamak, anmak, zihinde tutmak, unutmamak anlamına Kur’an kaynaklı bir terimdir.Aeg, teadmine, mälu, mõtlemine on üksainus ühik."
Minikleri diğer insanlardan gizli tutmaya çalışır.Koduhiired väldivad uusi asju.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod