tutkulu ile cümle
tutkulu kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
7
ORT. KELİME
Fakat aynı zamanda gerçeğe bağlılık konusunda da tutkulu bir birliktelik var.But there is also a passionate commitment to the truth.
Sana tutkulu davranmadığım doğru ama... ...mutlu olmanı istedim.I haven't been warm to you but... I wanted to make you happy.
Ve onlar kolleksiyonları ve hobileri için çok tutkulular.And they were very passionate about their collections and their hobbies.
"4 yıllık tutkulu bir aşktan sonra, sonunda nişan mı?""After 4 years of passionate love, finally the engagement"?!
İşte tutkulu biri ve şurada bisikletiyle dolaşan...And the courageous. There is the passionate one. And the one who are on a ride.
Bunu önemseyen insanlarla iletişime geçti. Amatör ama tutkulu insanlara.He connected with people who cared about this: nonprofessionals, people with passion.
İkincisi, eğer siz de erişilebilirlik hakkında tutkuluysanız bizim gibiSecond, if you are passionate about accessibility
Çok tutkulu insanlarsınız.You are somebody who is so passionate.
Bu epik aşk hikayesi olacaktı. Tutkulu bir film."It's going to be this epic romance, passionate film."
Yaptıklarımın dünyayı iyi bir yer haline getirmesi konusunda tutkuluyum.I'm passionate about that the things I do are going to make the world a better place.
İlki daha ziyade tutkulu bir ilişki gibiydi.That first one, it was more like a passionate affair.
Bu gerçek bir hedef, çok tutkulu bir hedef, fakat biz gerçekten yapabileceğimize inanıyoruz.It's a true actual goal. It's a very ambitious goal, but we truly believe that we can do it.
Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır'.The life of this world is only a sport and play.
Gerçekten dünya hayatı, ancak bir oyun ve tutkulu bir oyalanmadır.Verily the life of this world is no more than a sport and frivolity.
Güneydoğu Avrupalılar, futbol konusunda oldukça tutkulular.Southeast Europeans are passionate football fans.
Ancak Hayes vazgeçmedi ve tutkulu iç pazarlamasına devam etti.Hayes did not give up, however, and continued his passionate internal marketing of the project.
Sadie tutkulu ama kendine zarar veren ve yeteneksiz biridir.Sadie is passionate but self-destructive and untalented.
Autonoe ve Ariestaeos'un tutkulu bir avcı olan Akteon isimli oğulları olur.They have a son, Actaeon, who becomes a passionate hunter.
Tutkulu bir fotoğrafçıdır.Er war leidenschaftlicher Fotograf.
Ayrıca tutkulu bir avcıydı.Er war zudem ein passionierter Jäger.
Bu ön çizimler, resimlerin oldukça tutkulu olacaklarını gösteriyordu.Eine andere Ansicht war, dass die Bilder zuviel Emotionen schüren würden.
Aynı zamanda tutkulu bir fotoğrafçıydı.Zum anderen war er zugleich leidenschaftlich gern Fotograf.
Daha sonra öpücük tutkulu bir hal alır.Puis ils s'embrassent passionnément.
Tutkulu bir fotoğrafçıdır.Il est photographe amateur.
Aynı zamanda tutkulu bir fotoğrafçıydı.Il était aussi photographe amateur.
Ancak müziğe tutkulu olan iki gencin arkadaşlıklarının önüne hiçbir şey geçeceğe benzemiyordu.Les deux jeunes gens n'ont rien en commun, sauf leurs goûts musicaux.
Ayrıca tutkulu bir avcıydı.Il était également amateur de chasse.
Öpücük, Batı sanat tarihinin en tutkulu betimlemeleri arasında yer alıyor.C'est l'une des représentations de baiser les plus intenses dans l'histoire de l'art occidental.
Aralarındaki ilişki tutkulu bir aşka dönüşür.Leur relation devient passionnelle.
Otto ayrıca tutkulu bir amatör sanatçıdır.C'est aussi un artiste, amateur de peinture.
Mesela, ikilinin birlikte geçirdiği tutkulu gece, vampirin ruhunu kaybetmesine sebep oldu.Por ejemplo, su noche de pasión le costó al vampiro su alma.
Ayrıca tutkulu bir avcıydı.Fue también un apasionado cazador.
Tutkulu bir fotoğrafçıdır.Es fotógrafa aficionada.
Kirk tutkulu ve sıklıkla agresifdir.Él es muy terco y agresivo a menudo.
Otto ayrıca tutkulu bir amatör sanatçıdır.Otto también ha sido un ocasional piloto de carreras.
Daha sonra öpücük tutkulu bir hal alır.La despedida sigue ejerciendo una poderosa atracción.
Aynı zamanda tutkulu bir fotoğrafçıydı.También era un apasionado de la fotografía.
Çoğu insan bir şey hakkında çok tutkuludur.La maggior parte delle persone ha una forte passione per qualcosa.
Mesela, ikilinin birlikte geçirdiği tutkulu gece, vampirin ruhunu kaybetmesine sebep oldu.Ad esempio, la notte di passione tra i due costa al vampiro la sua stessa anima.
Tutkulu bir fotoğrafçıdır.È un appassionato di fotografia.
Ayrıca tutkulu bir avcıydı.Egli fu anche un appassionato cacciatore.
Kendisini "bütün bilimlerin öğrencisi" olarak tanıtması onun tutkulu bir mucit olduğunu göstermektedir.Il motivo? dimostrare a tutti di essere un bravo studente.
Kirk tutkulu ve sıklıkla agresifdir.È molto determinato e spesso aggressivo.
Aynı zamanda tutkulu bir fotoğrafçıydı.Fu anche fotografo molto apprezzato.
Takım aynı zamanda tutkulu taraftarlarıyla da ünlenmiştir.La popolarità la raggiunse con Men also cry.
Ayrıca tutkulu bir avcıydı.Был страстным охотником.
Tutkulu bir binici olarak, turnuvalara katılmıştır.Был известен как страстный наездник, участвовал в скачках.
Tutkulu bir fotoğrafçıdır.Был увлеченным фотографом.
Aralarındaki ilişki tutkulu bir aşka dönüşür.Их знакомство перерастает в страстную любовь.
Bu ön çizimler, resimlerin oldukça tutkulu olacaklarını gösteriyordu.Казалось невероятным, что эти руки могут писать такие мощные полотна.
Stone teklifi kabul etti çünkü Chazelle yapım konusunda çok tutkuluydu.Стоун приняла предложение сняться в «Ла-Ла Ленде» потому, что Шазелл был очень увлечён своим проектом.
Mayer aynı zamanda tutkulu bir gitar koleksiyoncusudur ve 2006 yılında koleksiyonu 200 parçayı aşmıştır.وماير أيضا من الهواه المغرمين بجمع الجيتارات حيث تجاوزت مجموعته في عام 2006 ما يقرب من 200 قطعة.
RyanSeacrest.com'dan Maritess Calabria, şarkı için "akıcı ve tutkulu" dedi.Maritess Calabria de RyanSeacreast.com elogiou a canção como "suave e sensual".
Ayrıca tutkulu bir avcıydı.Era um caçador temível.
Tutkulu bir fotoğrafçıdır.Ele é um fotógrafo profissional.
Ayrıca tutkulu bir avcıydı.Eveneens was hij een begeesterd jager.
Aynı zamanda tutkulu bir fotoğrafçıydı.Zij was overigens ook een gepassioneerd fotograaf.
Daha sonra öpücük tutkulu bir hal alır.Er volgt een gepassioneerde kus.
Anastasia tutkulu milyoner Christian Grey ile yaşadığı ilişkisini geride bırakmaya çalışmaktadır.Ze verbreekt alle contact met de miljardair Christian Grey.
Tutkulu bir binici olarak, turnuvalara katılmıştır.Z wielką namiętnością brał udział w turniejach.