İki anlaşmanın toplam tutarı 128 milyon Euro idi.De totale kosten bedroegen 128 miljoen Amerikaanse dollars.
Belgeler, öncelikle Atina şehir-devletine odaklanmış, tutarsız ve parçalarına ayrılmıştır.De documentatie is onsamenhangend en versnipperd en richt zich allereerst op de stadsstaat Athene.
Zuko yıldırımı tutar ve babasına geri fırlatır.Zuko is echter voorbereid en slaagt erin de bliksem terug te sturen naar zijn vader.
Bill, Doktor'un cesedinin üzerinde yas tutar.De lijken lagen op de ziekentafel van Doc.
Hatırlıyorum, tanımadığımız insanların ellerinden tutarak Whitehall Sokağı ile gidiyorduk.Op de terugweg naar Milwaukee namen zij de Loop via Wells Street.
Her yıl Arken Sanat Ödülü adında 100.000 Danimarka kronu tutarında bir ödül vermektedir.Jaarlijks wordt de 'ARKENs kunstpris' van 100.000 Deense kronen uitgereikt aan een eigentijdse kunstenaar.
Ayağı sıcak tutar.Het hoofd koel houden.
Riley ise tutarsız davranışlar sergilemeye başlar.Burrows om zowat onmogelijke acties uit te voeren...
Tekrarlar önemli yer tutar.Herhalingen spelen hierbij een cruciale rol.
TDKP daha çok dar kadroları tutarak, geniş bir kitlesini yasal örgütlenmeye yönlendirmiştir.De omvang van de leprozerie vroeg om een gedegen organisatie.
Fakat içtiği zehir nedeni ile konuşması gittikçe tutarsız olmaya başlar.Als gevolg van zijn gedwongen inactiviteit begint hij te drinken.
Sullivan, Helen Keller'in elini tutarak ölmüştür.Keller hield haar hand vast toen ze stierf.
Aradan tam 4 yıl bile geçmeden dış ülkelerdeki satışlar, toplam cirosunun onda biri tutarına ulaşmıştı.Al snel sloten mannen van alle vier uithoeken van het land zich bij hem aan.
Bitkiler güneş enerjisini fotosentez aracılığıyla tutarlar.Planten kunnen namelijk zelf energie vastleggen door fotosynthese.
Diğer köpeklerle arası iyidir; ama bazen kıskançlığı tutar ve ısırmaya çalışabilir.Reintje: Een boosaardige vos, die vaak op andere dieren aast en soms met Eucalypta samenwerkt.
Babası elinden tutarak amcasına teslim eder.Zij verbergt inderdaad haar oom.
Böylece oldukça pratik bir şekilde ebeveynler her çocuk için bir ana açık anahtar tutar.Daarmee bestaat in Frankrijk een zeer strenge aansprakelijkheid van ouders voor hun kinderen.
Devlet toplum adına tüm piyasayı kontrolü altında tutar.De overheid bleef de volledige controle over het bedrijf houden.
Balık sanayisi de önemli bir yer tutar.De visindustrie speelt nog altijd een belangrijke rol.
Öğretmenler araç tutarak ilçeye her gün gidiş dönüş yapıyorlar.Alle leerlingen gaan nu elke dag na schooltijd terug naar huis.
Gurbetçilik de önemli bir yer tutar.Ook rijstpellerijen nemen een belangrijke plaats in.
Hakemler çok tutarlı ve fazla dikkat çekmeden çalışıyorlardı.De Nederlanders waren ongewapend en handelden uitermate onvoorzichtig.
2014 yılından itibaren Composity ayrıca kendi şirket blogu tutar.Sinds 2014 is Concorde toegevoegd aan de collectie.
Otto'nun annesi ölür ve Otto bu ölümden kendini sorumlu tutar.Maar dan overlijdt Otto's moeder en slaat hij verward op de vlucht....
Dalları gökyüzünü ayakta tutar.De tekeningen worden de hemel ingeprezen.
Diğer porfirialar ise bu iki sistemden sadece birisini tutar.Er zijn nog maar twee staafkerkjes van dit type.
Davut pişmanlıkla onların yasını tutar.Paulus veroordeelt hen fel.
Grace ve Tommy uzun süre yas tutarlar.Rosa en Jenny mogen wel blijven.
Bektaşi inançlı Dadaliler, camiye gider, vakit namazlarını kılar, oruç tutarlar.Gelovigen kunnen hun geloof aanroepen, en hiermee wonderen verrichten in tijd van nood.
Juliet ile evlenmeyi planladığını söyler ve ölümünden dolayı kendini sorumlu tutar.Om dit huwelijk te voorkomen, doet Juliet alsof ze dood is.
İşlemeyen demir pas tutar.Rust roest.
Eğer yeryüzüne çıkmaya çalışırlarsa ceza olarak derhal buz tutarlar.Kiedy wytropiły ofiarę przylegały do ziemi (stąd nazwa) i czekały na nadejście myśliwego.
Muharrem’den sonra da üç gün Hızır Orucu tutarlar.Msze odbywają się w dni powszednie (jedna) i trzy w niedziele.
Yahudiler, Tövbe Günü (Yom Kippur) oruç tutarlar.Józef Kobierzycki: Przyczynki do dziejów Ziemi Sieradzkiej.
İki deney de Ritz hipotezi konusunda tutarsızdır.Oba eksperymenty dostarczyły wyników niezgodnych z hipotezą Ritza.
Eskiden (Diyarbakır dahil) şehirde oturanlar Memela Mahalleninde bağ tutardı.Stanął on w miejscu, w którym uprzednio znajdowała się zbiorowa mogiła.
Takip 3.000 £ tutarında mütevazı bir bütçeyle yapıldı ve bir yıl boyunca hafta sonlarında çekildi.Śledząc miał skromny budżet w wysokości 3000 funtów, kręcony był w weekendy przez ponad rok.
Verdiği sözleri mutlaka tutar.Czynią więc to, co on im każe.
Mali İmparatorluğu'nun Afrika'daki altın geniş tutarlar için eski dünya çapında ünlenmişti.Imperium Mali w Afryce słynęło w Starym Świecie ze swojego bogactwa w złoto.
Aristofanes Aharniyalılar 'da, Aspasia’yı Pelopones Savaşı’ndan sorumlu tutar.W Acharnejczykach Arystofanes obwinia Aspazję za wojnę peloponeską.
1 Kasım 2016’da, HTML5.1 tutarlı bir W3C Tavsiyesi olarak yayınlanmıştır.Dwa lata później – 1 listopada 2016 roku – została wydana wersja HTML 5.1 jako oficjalna rekomendacja W3C.
Savaştan sonra kulüp Savaş Hasar Komisyonu'ndan 22.278£ tutarında tazminat almıştır.Po wojnie klub otrzymał rekompensatę w wysokości 22 278 funtów.
Bu tutar kendi kendini finanse edecek durumdaydı.Było to przedsięwzięcie samofinansujące się.
Sonra Big E'nin bacaklarından tutarak ringin köşesindeki demire kasıklarını vurdular.W wyniku ataku, Big E doznał stłuczenia okolic krocza.
Dış borç tutarı $3,073 milyar (2005)'dır.Łączna kapitalizacja wynosi 357,3 miliardów euro (2006).
Lifli yapıya sahip besinler insanın beslenmesinde önemli yer tutarlar.Domy zbudowane z niepalnych materiałów dają mieszkańcom poczucie bezpieczeństwa.
Daha sonraki yıllarda yapılan bütün ölçümlerin sonuçları bu sonuca tutarlı olacak şekillerde elde edilmiştir.Z tego też powodu niemal wszystkie jego zdobycze w następnych dziesięcioleciach zostały na powrót utracone.
Doğrusu istenirse, eğer g o b s {\displaystyle g_{obs}} sonlu ise bu kuram içten tutarsız olmaktadır.Jeśli g o b s {\displaystyle g_{obs}} jest skończone, teoria jest wewnętrznie niespójna.
Konuşma dili teknik terminolojiyle tutarlı değildir.Terminologia języka prawniczego nie jest identyczna z terminologią języka prawnego.
Artık davranışları tutarsızlaşmıştır.Obecnie jest już nieczynny.
Yiyeceklerini, el gibi kullanabildikleri ön ayakları ile tutarlar.Podczas jedzenia pokarm trzymają w przednich łapkach.
Basılmamış olanlarla eserlerinin tutarı 110 cilttir.Niezamieszkanych jest około 110 wysepek.
Holmes'un Lestrade'a karşı görüşü hikâyelerde bir tutarsızlık gösterir.Raz jeszcze Holmes zaskakuje Lestrade’a swoimi nietypowymi metodami.
Bu iki yaklaşım, birbirleriyle tutarsız sonuçlar üretmesi, onların çok farklı olduğunu gösterdi.Argumentował, że chociaż wszyscy oni praktykują to samo, to wyniki są różne.
Bu katkısı sayesinde Osmanlı-Venedik barışının tutarlı ve devamlı olmasını sağladı.Dzięki jej testamentom działalność donacyjna uzyskała trwałą i stałą formę.
Her zaman Prenses Diarra'nın tararafını tutar.Często porównywano do niej księżną Dianę.
Sonuçlar ışık hızının kaynaktan bağımsız olduğu konusunda tutarlıydı.Jego wskazały na niezależność prędkości światła od prędkości źródła.
Tutarlı bir sisteme sahiptir.Utrzymywał solidny porządek.
İki soyağacı arasında sayısal tutarsızlık ve kişi farklılıkları vardır.Między dwojgiem dojrzałych i bardzo różnych ludzi rodzi się głębokie uczucie.
Uyumsuz bireyler kendi çıkarlarını diğerleriyle geçinmekten üstün tutarlar.Przedkładał szczęście innych, nad swoje.