Bir tartışmada ona kimse kafa tutamaz.No one could get the better of him in an argument.
Sözünü tutamıyorsan, ne tür özür dileyeceksin?If you can't keep your promise, what excuse will you make?
Betty herhangi bir sırrı uzun bir süre kendinde tutamaz.Betty cannot keep any secret to herself for a long time.
Milliyetçilikle faşizmi bir tutamazsın.You can't equate nationalism with fascism.
David'in isimlerini aklında tutamayacağı kadar kız arkadaşı var.David has so many girlfriends that he can't remember all of their names.
Ben atı tutamıyorum.I cannot hold the horse.
Hiç kimseyi kuralların dışında tutamam.I can except no one from the rules.
Bu çorbanın sadece bir tutam tuza ihtiyacı var.This soup needs just a touch of salt.
Carol gözyaşlarını tutamadı.Carol couldn't choke back her tears.
Gözyaşlarımı tutamadım.I could not keep the tears from my eyes.
Benim aşçılığım anneninkinin yerini tutamaz.My cooking cannot hold a candle to Mother's.
Tüm gezim boyunca hepinizi aklımdan uzak tutamadım.All during my trip I could not keep you out of my mind.
Bir tutam biber eklemeye ne dersin?How about adding a touch of pepper?
Kırılmış pencere nedeniyle odayı sıcak tutamadık.With the window broken, we could not keep the room warm.
Birçok politikacı sözünü tutamaz.Many politicians fail to keep their promises.
Onun saç kesimine gülmemek için kendimi tutamadım.I could not help laughing at his haircut.
O artık kendini tutamadı.He could no longer restrain himself.
O sık sık sözünü tutamaz.He often fails to keep his promise.
O, sözünü tutamadı.She failed to keep her promise.
Gözyaşlarını tutamadı.She could not refrain from tears.
Gözlerimi açık tutamıyorum.I can't keep my eyes open.
Ben onu daha fazla tutamam.I can't hold it anymore.
Tutamayacağın sözleri verme.Don't make promises that you cannot keep.
O artık öfkesini tutamadı.He couldn't hold his temper any longer.
Tom sözünü tutamadı.Tom failed to keep his promise.
Tom öksürüğünü tutamadı.Tom couldn't stop coughing.
Tom gözyaşlarını tutamadı.Tom couldn't hold back his tears.
Tom öfkesini tutamadı.Tom couldn't hold back his anger.
Tom çok uykulu ve neredeyse gözlerini açık tutamıyor.Tom is very sleepy and can hardly keep his eyes open.
Tom gülmekten kendini tutamadı.Tom couldn't keep from smiling.
Tom kendini tutamadı.Tom couldn't help himself.
Tom'un bir avukat tutamaması beni hiç şaşırtmadı.It didn't surprise me at all that Tom couldn't afford a lawyer.
Bu çayın sıcaklığı fincanımı tutamayacak kadar sıcak yapıyor.The hotness of this tea is making my cup too hot to hold.
Tutamayacağın sözler verme.Don't make promises you can't keep.
Ağzını kesinlikle kapalı tutamaz, bir saniye bile.She simply cannot keep her mouth shut, not even for a second.
O kendini tutamadı.He couldn't help himself.
Bir sürücü tutamam. Bunun için param yok.I cannot hire a driver. I don't have money for that.
Kendimi ağlamaktan tutamadım.I couldn't keep from crying.
O gözyaşlarını tutamadı.She could not hold back her tears.
O, gözyaşlarını tutamadı.He could not hold back his tears.
Kendimi tutamıyorum.I can't help myself.
Tom bir mesleği tutamaz. O her zaman kovuluyor.Tom can't hold down a job. He's always getting fired.
Beni sorumlu tutamazsın.You can't hold me responsible.
Tom çenesini kapalı tutamıyor.Tom can't keep his mouth shut.
Tom ağzını kapalı tutamıyor.Tom can't keep his mouth shut.
Ben öbür yola bakmaktan kendimi tutamadım.I can't keep looking the other way.
Beni burada tutamazsın?You can't keep me here.
Gözlerim kapalı tutamıyorum.I can't keep my eyes off of it.
O kadar büyük bir şeyi sır olarak tutamazsın.You can't keep something that big a secret.
Biz bunu sonsuza kadar sır tutamayız.We can't keep this a secret forever.
Bunu bir sır olarak tutamazsın.You can't keep this a secret.
Tom'u odasında kilitli tutamazsın.You can't keep Tom locked in his room.
Anne baban bizi sonsuza kadar uzak tutamazlar.Your parents can't keep us apart forever.
Bizi burada tutamazsın.You can't keep us here.
Seni daha fazla burada tutamam.I can't keep you here any longer.
Onlardan hiçbiri Mary'nin yerini tutamıyor.None of them can hold a candle to Maria.
Tutamayacağım sözler vermek istemiyorum.I don't want to make promises I can't keep.
Tom bakmak istemiyordu ama kendini tutamadı.Tom didn't want to look, but he couldn't help himself.
Bunu aramızda tutamaz mıyız?Can't we keep this between us?
Bu kaslar zayıfsa, diz kaputunu doğru konumda tutamazlar.If these muscles are weak, they cannot hold the kneecap in the correct position.