Tom şeyleri oldukları gibi tutmak istiyor.Tom wants to keep things as they are.
Tom küçük bir kutu tutarak mutfağa doğru yürüdü.Tom walked into the kitchen holding a small box.
Tom'u tutukladın mı?Did you arrest Tom?
Seni tutuklamak için burada değilim.I'm not here to arrest you.
Sıkı tutun.Hang on tight.
Tutuklanman için bir garanti var.There's a warrant out for your arrest.
Tutumlu olmakla ucuz olmak arasında ince bir çizgi vardır.There's a fine line between being frugal and being cheap.
Polis, seni tutuklamak için burada değil.The police are not here to arrest you.
Tom'u son gördüğümde bir şey hakkında atıp tutuyordu.The last time I saw Tom, he was ranting about something.
O onu benden saklı tuttu.She kept it hidden from me.
O bunu benden gizli tuttu.He kept it hidden from me.
Sen şimdiye kadar kollarımda tuttuğum en güzel kadındır.You're the most beautiful woman I've ever held in my arms.
Bence bir kediyi evde tutmak acımasızcadır.I think it's cruel to keep a cat indoors.
Bence bir kediyi kapalı yerde tutmak acımasızcadır.I think it's cruel to keep a cat inside.
O, kolumu tuttu.He grabbed my arm.
O onun kolunu tuttu.He grabbed her arm.
Tuvaleti temiz tutun.Keep the toilet clean.
Tom bir avukat tutmayı göze alamaz.Tom can't afford a lawyer.
Polis Tom'u tutuklayamıyor.The police can't arrest Tom.
Tom bunun için sorumlu tutulamaz.Tom can't be held responsible for this.
Kendimi tutamıyorum.I can't help myself.
Tom bir mesleği tutamaz. O her zaman kovuluyor.Tom can't hold down a job. He's always getting fired.
Beni sorumlu tutamazsın.You can't hold me responsible.
Tom çenesini kapalı tutamıyor.Tom can't keep his mouth shut.
Tom ağzını kapalı tutamıyor.Tom can't keep his mouth shut.
Ben öbür yola bakmaktan kendimi tutamadım.I can't keep looking the other way.
Beni burada tutamazsın?You can't keep me here.
Gözlerim kapalı tutamıyorum.I can't keep my eyes off of it.
O kadar büyük bir şeyi sır olarak tutamazsın.You can't keep something that big a secret.
Biz bunu sonsuza kadar sır tutamayız.We can't keep this a secret forever.
Bunu bir sır olarak tutamazsın.You can't keep this a secret.
Tom'u odasında kilitli tutamazsın.You can't keep Tom locked in his room.
Anne baban bizi sonsuza kadar uzak tutamazlar.Your parents can't keep us apart forever.
Bizi burada tutamazsın.You can't keep us here.
Seni daha fazla burada tutamam.I can't keep you here any longer.
Bunu birlikte tutmaya çalışın.Try to hold it together.
Balık tutmaya tahammül edemem.I can't stand fishing.
Tom, beyaz süs çiçek demetini Mary'nin elbisesine iğneyle tutturdu.Tom pinned a white corsage on Mary's dress.
Neden Tom'un tutumları bu kadar negatif?Why does Tom have such a negative attitude?
Sana kapıyı kapalı tutmanı söylediğimi düşündüm.I thought I told you to keep the door closed.
Tutsak edilmek üzere olduğumu düşündüğümde koşabildiğim kadar hızlı koştum.I thought I was about to be captured so I ran as fast as I could.
Ben geri alıncaya kadar Tom'u burada tutacağını düşünüyordum.I thought you were going to keep Tom here until I got back.
Tom'u meşgul tutacağını düşündüm.I thought you were going to keep Tom occupied.
Onu tut.Grab that.
Tom'u tut ve onun kaçmasına izin verme.Grab Tom and don't let him get away.
Ayakkabılarımı bağlarken bunu tut.Hold this while I tie my shoes.
Balık tutmak eğlencelidir.Fishing is fun.
Gözlerini yolda tut.Keep your eyes on the road.
Bu sizi ayaklarınızın üzerinde tutar.It keeps you on your toes.
Polisle başımızı derde sokmaktan seni şahsen sorumlu tutuyorum.I'm holding you personally responsible for getting us in trouble with the police.
O dışarı balık tutmaya gitti.He went out fishing.
Tom balık tutmaya gitti.Tom has gone fishing.
Balık tutmaya gidelim.Let's go fishing.
O balık tutmaya gitti.He went fishing.
Tom'la asla balık tutmuyorum.I've never been fishing with Tom.
Teksas'ta hiç balık tutmuyorum.I've never been fishing in Texas.
Asla gece balık tutmaya gitmedim.I've never gone fishing at night.
Tom'un bütün yapmak istediği balık tutmak.All Tom wants to do is fish.
Tom genellikle iskeleden balık tutar ama bazen kıyıdan balık tutar.Tom usually fishes off the dock, but sometimes he fishes from the shore.
Tom Mary ile balık tutmak için dışarı çıktı.Tom is out fishing with Mary.