Tipik olarak savaş ile ilişkilendirilirler.Outros personagens que estão interligados com a guerra.
Recife'deki Altın Şapel, Portekiz Ulusal Tarzının tipik bir örneğiCapela Dourada no Recife, um exemplo típico do Estilo Nacional Português
Brigadeiro, tipik Brezilya tatlısı.Brigadeiro, doce típico do Brasil.
Salarlar tipik giyimleri bölgedeki müslüman diğer insanlara çok benzer.De Salar lijken veel op de overige moslims in de omgeving.
Tipik bir şapkaları vardır.Dit zijn de normale handschoenen.
Semptomlar tipik olarak enfeksiyon başladıktan iki ila üç gün sonra en kötü hallerine ulaşır.Gewoonlijk zijn de symptomen twee tot drie dagen na het begin van de infectie het ergst.
Örneğin: tipik bir kullanıcının “A” terimi ile arama yaptığını varsayalım.Stel bijvoorbeeld dat je een bepaalde gewaarwording wil benoemen door er de term A aan vast te koppelen.
Göç, Güneş bulutumsusu zamânında başlar ve tipik olarak yıldız T-Tauri aşamasına girince durur.Een ster als de zon begint zijn leven als een T Tauri-ster.
Tipik bir demo partisi bir hafta sonu boyunca durmaksızın sürer.Het schaaktoernooi duurt een geheel weekend.
Evliliği tipik bir siyasi evliliktir.Het huwelijk had een politiek karakter.
Tipik enkaz diskleri 1-100 μm boyutlarında küçük taneler içerir.Typische puinschijven bevatten kleine stofdeeltjes met een grootte tussen 1–100 μm.
Tipik bir piyasa kemençecisiydi.Hij was een typische guerrillaleider.
Tipik bir Hollandaca 'rollade' dolu değil.Een typisch Nederlands sprookje bestaat niet.
Studentski Grad tipik zoning şehir planlaması örneğidir.Curitiba wordt gezien als een schoolvoorbeeld voor stadsplanning.
DirecTV çanak antenleri tipik olarak 18 inch (45 santimetre) boyutundadır.Het aantal schubben op de staart per centimeter (16) is relatief klein.
Buna karşın güney türü tipik geyik davranışları gösterir.In het Zuiden heeft Broederlijk Delen een typische manier van werken.
Kıta içi çöller tipik olarak kurak ve soğuk alanlardır.Vastgevroren in het ijs lijken ze robuust en onverwoestbaar.
Tipik radyolojik inceleme ile tespit edilebilir (X-ray).Geïntegreerde systemen voor directe radiografie (direct radiography).
Tipik olarak Osmanlı'nın güvenilmez posta sistemi tarafından motive ediliyorlardı.Het kleinood is sterk door de oude Ottomaanse Medijeh-Orde geïnspireerd.
Dizi, tipik bir Amerikan kasabasında yaşayan bir ailenin ve aile üyelerinin yaşamı üzerine kurulmuştur.De reeks stond erom bekend een typisch Amerikaanse familie weer te beelden in een typisch Amerikaanse dorp.
Bu ilk cilt lezyonu tipik olarak 3 ila 6 ayda iyileşir.Meestal is deze botbreuk binnen de 3 tot 6 maanden genezen.
Springfield İlköğretim Okulu'nun müdürüdür ve tipik eğitim bürokratıdır.Skinner is het schoolhoofd van de lagere school van Springfield, en een stereotiepe bureaucraat.
Lulu "Lu": Kendini beğenmiş tipik bir kızdır.De tegenpool van Liza: ze is een typisch meisje.
Mahallenin iklimi tipik kuzeydoğu Karadeniz iklim özelliklerini gösterir.Het klimaat in het zuidelijke gedeelte van de regio heeft de regenval die typerend is voor de Soedan.
En tipik örneği, Amerika Birleşik Devletleri'dir.Charakterystycznym przykładem są Stany Zjednoczone.
Salgın hastalık ise insan yaşamının ve ölümlülüğün tipik özelliği olarak öne çıkar.Zaraza może być rozumiana w kontekście typowych atrybutów ludzkiego życia i moralności.
Tipik örneği .Gatunek typowy.
Gelişmekte olan ülkelerde basit bir köy tuvaletinin maliyeti tipik olarak 25 ila 60 Amerikan Dolarıdır.W krajach rozwijających się koszt prostej latryny waha się od 25 do 60 USD.
Yine, "türlerin tipik" tanısal özelliği.Inne informacje: Gatunek typowy.
Daha uzun ortak altdiziler tipik olarak daha yakın bir ilişkiyi yansıtır.Dłuższe zazwyczaj odzwierciedlają bliższe pokrewieństwo.
Ama tipik bir İngiliz ismidir.Z drugiej strony, Oslac to też typowo angielskie imię.
Avni tipik bir gecekondu mahallesi çocuğudur.Ich szef Frank to typowa męska świnia.
Tipik bir ev kadınıdır.Typowa gospodyni domowa.
Progressivizm Amerika'nın tipik felsefesi olan pragmatizmin eğitime uygulanmasıdır.Teoria ta wywodzi się z amerykańskiego pragmatyzmu filozoficznego.
Bazı türlerin vücut şekilleri tipik ahtapot şeklinden farklılık gösterir.Niektóre gatunki różnią się od typowego dla ośmiornic kształtu ciała.
Evlerin çoğu tipik Karadeniz evidir.Większość z pozostałych to typowe ronda osiedlowe.
Bu yüzden bu pazarlarda tipik rekabet görülür.Podczas tych imprez rozgrywano konkursy w konkurencjach klasycznych.
Tipik karasal iklim görülür.Jest to typowy klimat pojezierny.
İlçe iklimi tipik karasaldır.Klimat jest typowo wojenny.
Bunların en açık örneği, Gotik edebiyatta tipik olan kasvetli ve eski şatodur.Ich znakiem jest choćby przygnębiający stary zamek, typowy dla powieści gotyckiej.
Tipik olarak 5-10 bireyden oluşan ve bazen de daha büyük gruplarla dolaşırlar.Tworzą grupy liczące od 10 do 15 osobników, choć czasem spotyka się również grupy liczniejsze.
Uluabat Gölü tipik bir sığ göldür.Starzyca jest typowym jeziorem rynnowym.
En tipik örneği, Amerika Birleşik Devletleri'dir.Det främsta exemplet är Förenta staterna.
Apple I tipik bir hobi ürünüydü.Apple I var i jämförelse en hobbymaskin.
Kaydedilen en uzun yaşam süresi 13,1 yıldır, ancak tipik yaşam süresi üç yıl civarındadır.Den högsta uppmätta åldern för en pilfink var 13,1 år, men tre år är en normal livslängd.
300 voltun altındaki potansiyeller, insanlar tarafından tipik olarak saptanamamaktadır.Potentialer under 3000 volt är vanligen inte märkbara av människor.
Tipik enkaz diskleri 1-100 μm boyutlarında küçük taneler içerir.Typiska fragmentskivor innehåller små korn 1–100 μm i storlek.
İnsanda parainfluenza virüsü tipik olarak burun, boğaz ve hava yollarında iltihaplanmaya yol açar.Humant parainfluensvirus leder i vanliga fall till att näsan, halsen och luftvägarna inflammeras.
Çuuninler tipik olarak C veya B-seviyesi görevlere gönderilirler.Chunins skickas oftast på C eller B-rankade uppdrag.
Kan dolaşımındaki kolesterolun büyük bir kısmı, tipik olarak 24 saatte 1000 mg dolayında, vücutta sentezlenir.Det mesta kolesterolet i blodet produceras av kroppen, uppskattningsvis 1 000 mg per dag.
Bu hastalık tipik olarak çocuklarda ve genç erişkinlerde başlar.Den första fasen inträder vanligtvis under barn- och ungdomsåren.
Tipik bir larvanın aksine, bir nimfa genel olarak zaten yetişkin böcek haline benzemektedir.För varje utvecklingsstadium blir dock nymfen allt mer lik den fullbildade insekten.
Bu yapıdaki uzay hala tipik bir Öklit geometrisine sahiptir.Rummet, i denna konstruktion, har fortfarande vanlig euklidisk geometri.
Tipik yönetim danışmanı kalıbına hiçbir zaman uymadı.Någon Rådmansleden kom aldrig till stånd.
Tipik Anandolu adetleri mevcuttur.Så långt den vanliga dianetikauditeringen.
Tipik bir çöl ikliminin egemen olduğu kentte gece-gündüz sıcaklık farkı çok yüksektir.I öknar får man ett klimat där temperaturskillnaden mellan dag och natt är stor.
Ama şüphesiz Avrupai tesirlerin bulaştığı bu zümreyi asla tipik müslümanlar olarak vasıflandıramayız.Detta är kunskap som vanliga muslimer inte behöver bry sig om.
Tipik olarak zamanla daha kötüleşir.Vanligen förvärras stenosen över tid.
Semptomlar tipik olarak enfeksiyon başladıktan iki ila üç gün sonra en kötü hallerine ulaşır.Symtomen når vanligtvis sin topp två till tre dagar efter att infektionen börjat.
Tipik Lewis bazları amonyak ve alkik aminler gibi alışılagelmiş aminlerdir.Skarabéer är fortfarande populära som smycken och amuletter.