Filmin sonunda Şurik uyanır ve karısının kendisini terketmesi de dahil her şeyin rüya olduğunu anlar.Am Ende des Films erwacht sie und realisiert, dass es sich nur um einen Traum handelte.
Barajın yapılması 500 kişinin bölgeyi terketmesine ve yine 1300 kişinin zararlar görmesine neden oldu.500 Personen mussten das Gebiet verlassen, weitere 1300 wurden sonst in Mitleidenschaft gezogen.
Kral en sonunda ikisinden sarayı terketmelerini rica eder.Die Königin befiehlt ihr, den Hof am nächsten Tag zu verlassen.
Onun terketmesini istiyorum.Je veux que lui s'en aille.
Türkiye'yi bir daha asla terketmeyeceğini söylüyor.Il dit qu'il ne quittera jamais plus la Turquie.
Baur, Berlin'i terketmesi için Hitler'e yalvardı.Baur a plaidé pour que Hitler quitte Berlin.
Ama şöyle cevap verdi: "Kaptan batan gemisini terketmemelidir.Mais il me répondit : Le capitaine ne doit pas abandonner son navire en train de couler.
Husçuların ileri gelenlerinin çoğunun kenti terketmelerine karşın, Prag'daki karışıklıklar devam etti.Bien que de nombreux hussites influents aient quitté la ville, les troubles continuèrent à Prague.
Evli kadınların kocalarını terketmesi halinde "kalın" erkek tarafına geri ödenir.Les allocations familiales sont reversées directement à l'époux.
Kadından oğlunu terketmesini istemektedir.Celle-ci supplie son fils de fuir.
1354 yılında Gelibolu, bir depremle vuruldu ve yaşayanların onu terketmesine sebeb oldu.De plus, en 1354, Gallipoli est victime d'un tremblement de terre qui contraint les habitants à l'évacuer.
Askeriyede firar, kişinin bulunduğu birimi terketmesidir.Dans une unité militaire, la désertion est l'acte de quitter l'unité.
Ama şöyle cevap verdi: "Kaptan batan gemisini terketmemelidir.Pero él respondió: “Un capitán nunca abandona su barco que se hunde.
Top ceza alanını terketmezse atış tekrarlanır.Si el balón no sale del área penal, se repetirá el tiro.
Seni asla terketmeyeceğime sana söz veriyorum.Ti prometto che non ti lascerò mai.
1354 yılında Gelibolu, bir depremle vuruldu ve yaşayanların onu terketmesine sebeb oldu.Nel 1354 Gallipoli fu colpita da un forte terremoto, che costrinse gli abitanti della città ad evacuare.
Bu görüş zihinsel nedensellik çerçevesini terketmemektedir.Non le rimane che lasciarsi rapire da insani pensieri.
Ama şöyle cevap verdi: "Kaptan batan gemisini terketmemelidir.На что он мне ответил: „Капитан не должен покидать потопающего корабля.
Kral en sonunda ikisinden sarayı terketmelerini rica eder.Повелел им Великий Государь обоим вон выйти.
Filmin sonunda Şurik uyanır ve karısının kendisini terketmesi de dahil her şeyin rüya olduğunu anlar.В конце клипа она просыпается и осознаёт, что это был сон.
Kral en sonunda ikisinden sarayı terketmelerini rica eder.بفضل هاك، يتمكَّن الاثنان من الهرب من القصر.
Ama şöyle cevap verdi: "Kaptan batan gemisini terketmemelidir.Mas ele respondeu: 'O capitão não pode abandonar o seu navio a afundar-se.
Evli kadınların kocalarını terketmesi halinde "kalın" erkek tarafına geri ödenir.Tudo começa a complicar quando o "falecido" marido retorna.
Filmin sonunda Şurik uyanır ve karısının kendisini terketmesi de dahil her şeyin rüya olduğunu anlar.No final ela acorda ao lado de seu namorado e descobre que tudo foi só um sonho.
Kral Juba'nın birliklerinin mevzilerini terketmesiyle savaşın sonucu hemen hemen kesinleşmiştir.Ao final, as verdadeiras circunstâncias da morte de Sir Karell serão reveladas.
Beni hiçbir zaman terketmeyeceğine söz verir misin?Wil je me beloven dat je me nooit zal verlaten?
Kral en sonunda ikisinden sarayı terketmelerini rica eder.Ceremonien avslutas med att konungen lämnar salen med sin uppvaktning.
Munny, herkesin salonu terketmesini emreder ve Little Bill'i tabancasına ulaşmadan önce durdurur.Munny uppger falskt namn och säger till Little Bill att han är obeväpnad.
Savunanlara bir evi terketmeleri halinde diğerinde savaşma olanağı verir.Адже звільнивши одного, треба обирати іншого.
Savunanlara bir evi terketmeleri halinde diğerinde savaşma olanağı verir.Jakmile je dobyt bojuje se o jiný.
Kral en sonunda ikisinden sarayı terketmelerini rica eder.Král potom oba hrady zastavil svým stoupencům.
Husçuların ileri gelenlerinin çoğunun kenti terketmelerine karşın, Prag'daki karışıklıklar devam etti.În ciuda plecării din oraș a multor husiți de frunte, tulburările din Praga nu au încetat.
Filmin sonunda Şurik uyanır ve karısının kendisini terketmesi de dahil her şeyin rüya olduğunu anlar.În finalul filmului, fiul de crai se trezește și își dă seama că totul fusese doar un vis.
Orochimaru'nun topluluğu terketmesi nedeniyle sayıları tek sayı olmuştur.Acesta s-a simțit vinovat pentru fuga lui Orochimaru.
ABD kuvvetlerinin 1933'te ülkeyi terketmeleri üzerine Sandino da silahlı mücadeleyi bıraktı.Sandinon joukkojen vastarinta loppui vasta kun Yhdysvallat vetäytyi maasta vuonna 1933.
Han, Sean'a şehri terketmemesini söyler.Paman Takashi berkata pada Sean bahwa ia akan meninggalkan Tokyo.
Yahudilerin bu şehirleri terketmesi ya da İslam'a geçmesi gerekiyordu.Hasilnya orang-orang Yahudi memilih meninggalkan Spanyol atau pindah agama.
Ayrıca, terketmelerinin ardındaki muhtemel sebepleri incelemektedir.Nguyên nhân khiến Tưởng rời đi về sau mới được tiết lộ.
Kral en sonunda ikisinden sarayı terketmelerini rica eder.王が宮廷に戻るようにと知らせを受けたところから2人の不幸がはじまる。
Kral en sonunda ikisinden sarayı terketmelerini rica eder.最终,国王要求二人决斗。
Ölüm, bir varlığın canlılığını yitirmesi, ruhun bulunduğu bedeni dönmemek üzere terketmesi şeklinde açıklanır.据说他们是因为人的灵魂(魄)无法离开尸体,才形成的。
Kral en sonunda ikisinden sarayı terketmelerini rica eder.Така кралят принуждава сестра си да напусне двореца.
Ancak Sezar Roma üzerine yürüyünce bir tepki olarak şehri terketmeyi seçti.Ipak, kada je Cezar umarširao u Rim, napustio je grad protestirajući.
Çağrıya sloganlarla karşılık veren öğrenciler, yurtları terketmeyeceklerini bildirmiştir.Koaličné vojská zhadzovali v oblasti letáky vyzývajúce civilistov, aby neopúšťali svoje domovy.
Kadından oğlunu terketmesini istemektedir.Jej posledným želaním bolo, aby jej zanechal syna.
Husçuların ileri gelenlerinin çoğunun kenti terketmelerine karşın, Prag'daki karışıklıklar devam etti.Čeprav so pomembni husiti zapustili Prago, so se težave nadaljevale.
Yahudilerin bu şehirleri terketmesi ya da İslam'a geçmesi gerekiyordu.Žydai galėjo persikelti gyventi į Jeruzalės miestą.
Ama biz dünya nufusunun asla doğdukları yeri terketmeyen yüzde 90'ından bahsedelim.하지만 세계 인구의 90%는 자기가 태어난 곳을 결코 벗어나지 않는다는 점에 대해 이야기 해 봅시다.
Ama biz dünya nufusunun asla doğdukları yeri terketmeyen yüzde 90'ından bahsedelim.Ale porozmawiajmy o 90% światowej populacji, która nigdy nie opuści miejsca swojego urodzenia.
Ama biz dünya nufusunun asla doğdukları yeri terketmeyen yüzde 90'ından bahsedelim.Dar să vorbim despre cei 90% din economia lumii care nu vor părăsi locul în care s-au născut.
Ama biz dünya nufusunun asla doğdukları yeri terketmeyen yüzde 90'ından bahsedelim.De beszéljünk a világ lakosságának arról a 90 százalékáról, akik sosem fogják elhagyni a szülőhelyüket.
Ama biz dünya nufusunun asla doğdukları yeri terketmeyen yüzde 90'ından bahsedelim.Mais parlons des 90% de la population mondiale qui ne quittera jamais le lieu dans lequel ils sont nés.
Ama biz dünya nufusunun asla doğdukları yeri terketmeyen yüzde 90'ından bahsedelim.Parliamo però di quel 90% della popolazione mondiale che invece non lascerà mai il paese dove è nata.
Ama biz dünya nufusunun asla doğdukları yeri terketmeyen yüzde 90'ından bahsedelim.Pero hablemos del 90 por ciento de la población mundial que nunca abandonará el lugar en el que nació.
Ama biz dünya nufusunun asla doğdukları yeri terketmeyen yüzde 90'ından bahsedelim.Но давайте поговорим о 90% населения мира, которые никогда не покинут места, в котором они родились.
Ama biz dünya nufusunun asla doğdukları yeri terketmeyen yüzde 90'ından bahsedelim.אבל בואו נדבר על 90 אחוז מאוכלוסיית העולם שלעולם לא יעזבו את המקום בו הם נולדו.
Ama biz dünya nufusunun asla doğdukları yeri terketmeyen yüzde 90'ından bahsedelim.لكن دعونا نتحدث عن هذه ال 90% من كثافة السكان في العالم الذين لن يتركوا المكان الذي ولدوا فيه أبداَ .
Ama biz dünya nufusunun asla doğdukları yeri terketmeyen yüzde 90'ından bahsedelim.世界人口の90%を占める人々についてです 彼らにとっては 民族 国 境界 国境は 非常に大きな存在で
- Ama burayı terketmeyi düşünüyorsun.- Ale vy uvažujete, že odídete.
- Ama burayı terketmeyi düşünüyorsun.- De ön a költözésen gondolkozik.