Ancak Hitler Berlin'i terk etme tekliflerini reddetti.W południe Hitler zgodził się na opuszczenie Berlina.
Bir yıl sonra görevi terk etmek zorunda bırakılarak makamından uzaklaştırılmıştır.Rok później właściciele zmuszeni zostali do opuszczenia domu.
Napolyon Mısır'ı terk etmek zorunda kaldı.Egypten drog sig ur mot Tunisien.
Binlerce kişi ise evlerini terk etmek zorunda kaldı.Omkring 300 000 människor tvingades lämna sina hem.
Fernando adamla dövüşmek için sarayı terk etmek ister, Rosario ona kalması için yalvarır.Fernando vill gå men Rosario ber honom stanna.
1992 yılında Taliban tarafından ülkesi işgal edilince ülkesini terk etmek zorunda kaldı.Då Taliban kom till makten omkring 1996 blev hon tvungen att fly till Pakistan.
Bu sırada davetliler de salonu terk etmektedir.Under tiden måste hyresgästerna lämna lokalen.
Bu olayların sonucunda romanlar ilçeyi terk etmek zorunda kalmıştır.За інших умов роман обов'язково б продовжився.
Kral ülkesini terk etmek zorunda kaldı.Королівська родина змушена була тікати.
Bu durum Yahudileri derinden yaraladı ve bir kısmı ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.Частина євреїв прийняла християнство, інші знову змушені були покинути країну.
1946'da diktatör Rafael Trujillo'nun yaptığı zulüm yüzünden ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.У 1946 році вона була змушена покинути країну через переслідування диктатора Рафаеля Трухільйо.
Şu dünyayı sefil halde terk etmek istemiyorum.Самі вони в цьому страшному безжальному світі не виживуть.
Dönemin Kralı II. Konstantin ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.Кароль II був змушений залишити країну.
Brutus, Caesar'ı tiran olarak ilan edemedi ve Roma'yı terk etmek zorunda kaldı.Зрештою, Сулла вніс ім'я Цезаря в проскрипціонний список, і він був змушений покинути Рим.
Zonaro, 20 Mart 1910'da ailesiyle birlikte İstanbul'u terk etmek zorunda kaldı.Зонаро мусив покинути Стамбул разом із родиною 20 березня 1910 року.
Binlerce kişi ise evlerini terk etmek zorunda kaldı.Stovky lidí musely opustit své domy.
Millenium Falcon gezegeni terk etmek üzeredir.Utečou společně na Millenium Falcon.
Rachel, Will'i eğer kendisi gibi yetenekli bir erkek vokalist bulamazsa kulübü terk etmekle tehdit eder.Rachel vyhrožuje, že opustí sbor, pokud ji Will nenajde tak dobrého zpěváka, jako je ona sama.
1992 yılında Taliban tarafından ülkesi işgal edilince ülkesini terk etmek zorunda kaldı.Po převzetí moci v Afghánistánu Tálibánem roce 1992 musela opustit zemi.
Bu esnada askeri birlikler kasabayı terk etmek üzeredir.Vojnov mezitím opouští skupinu.
Madde 26, Bildiri'de yer alan her cumhuriyetin Birliği terk etme hakkına sahip olduğu hükmünü tekrarlar.Articolul 26 stabilea dreptul fiecărei republici să părăsească Uniunea.
Bu olayların sonucunda romanlar ilçeyi terk etmek zorunda kalmıştır.În urma acestor groaznice evenimente maicile au fost nevoite să părăsească schitul.
Alman kuvvetleri birçok tankı ya kaybetti ya da terk etmek zorunda kaldı.Germanii au pierdut 30 de tancuri și au fost nevoiți să se retragă în grabă.
Akhanlı 1991 yılında terk etmek zorunda kaldığı Türkiye’ye ilk kez dönüyordu.Alexandru a mers pentru prima dată în Iugoslavia în 1991.
Bu dönemde birkaç kez yaralanmasına rağmen savaş bölgelerini terk etmedi.Cu toate că a fost doborât de cateva ori din cauza acestora, nu a suferit răni majore.
Binlerce kişi ise evlerini terk etmek zorunda kaldı.Ennek következtében több tízezren hagyták el házaikat.
Bu sefer sevgilisini üzüntü içerisinde terk etmektedir.Megint mást szíven ütött a szeretője hirtelen távozása.
Buna karşı ülkesini terk etmek zorunda kaldı.Ezért hazájából el kellett távoznia.
Aralık 1918'de Gürcistan'ı terk etmek zorunda kaldı.1918. október után Szegedre menekült.
Bu durum Yahudileri derinden yaraladı ve bir kısmı ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.A csata után a kunok egy része behódolt, másik része elmenekült az országból.
Binlerce kişi ise evlerini terk etmek zorunda kaldı.Tuhannet ihmiset joutuivat jättämään kotinsa.
Buna karşı ülkesini terk etmek zorunda kaldı.Hänen täytyi kuitenkin jättää kotimaansa.
Millenium Falcon gezegeni terk etmek üzeredir.Uusittu Millennium Falconin lähtö.
1922 - Yunan kralı I. Konstantin, Anadolu yenilgisi sonrası tahtını terk etmek zorunda kaldı.1922 – Kreikan kuningas Konstantin I luopui kruunusta.
Sonunda Diaz ülkeyi terk etmek zorunda kalır ve yerine Madero geçer.Lopulta Patagoniaan lähti Maurin sijasta Raine.
Binlerce kişi ise evlerini terk etmek zorunda kaldı.Χιλιάδες ατόμων εγκαταλείπουν τις εστίες τους.
Akhanlı 1991 yılında terk etmek zorunda kaldığı Türkiye’ye ilk kez dönüyordu.O Αλέξανδρος μετέβη για πρώτη φορά στη Γιουγκοσλαβία το 1991.
Fakat Karl, şehri terk etmek istememiştir.Αλλά η Ειρήνη δεν σκόπευε να την εγκαταλείψει.
Bir hayvanı terk etmek acımasız bir davranıştır.Η εγκατάλειψη ενός ζώου θεωρείται πράξη απάνθρωπη και εξευτελιστική.
Bunun üzerine Zeyd'i terk etmek için bahane bulmuş oldular.Så han tog med Zetsu (af ukendte grunde).
Binlerce kişi ise evlerini terk etmek zorunda kaldı.Op mod 800 mennesker måtte forlade deres hjem.
Kasti açlığa terk etme yöntemi de bazı savaş durumlarında bir silah olarak kullanılır.Tilsigtet hungersnød anvendes somme tider som våben under krig.
Geriye dönüş sahnesinde havaalanında Sun'ın Jin'i terk etmek üzere olduğu görülür.Et flashback viser Sun i lufthavnen på vej til at forlade Jin for evigt.
Kral ülkesini terk etmek zorunda kaldı.Kejseren blev nødt til at flygte fra landet.
Bir hayvanı terk etmek acımasız bir davranıştır.Jeg tror, at mennesket er et meget bange dyr.
Bu eleştiriler üzerine Çin'i terk etmek zorunda kaldı.Kina bakkede op bag kritikken af proceduren.
Onları terk etmedin.Han tog ikke afgang.
Almanya, Çekoslovakya'tı işgal ettiğinde ülkesini terk etmek zorunda kaldı.Han blev opfordret til at forlade landet, da det så ud til, at Tyskland kom til at invadere Tjekkoslovakiet.
Napolyon Mısır'ı terk etmek zorunda kaldı.De strakte sig fra Marokko til Ægypten.
Binlerce kişi ise evlerini terk etmek zorunda kaldı.Tusener ble evakuert fra sine hjem.
Geriye dönüş sahnesinde havaalanında Sun'ın Jin'i terk etmek üzere olduğu görülür.Et tilbakeblikk viser Sun på flyplassen hvor hun er i ferd med å forlate Jin.
Kral ülkesini terk etmek zorunda kaldı.Keiseren ble nødt til å rømme fra landet.
Bu sefer sevgilisini üzüntü içerisinde terk etmektedir.Kjæresten hans dør også av sorg.
Bu saldırı kısmen başarıya ulaştı ve Sezar tahkimatların bazılarını terk etmek durumunda kaldı.Det ble mer vellykket, og Cæsar ble nødt til å forlate noen seksjoner av fortifikasjonslinjene.
Onları terk etmedin.De lot seg ikke stoppe.
Şu dünyayı sefil halde terk etmek istemiyorum.Resten av verden lar seg ikke utlede derifra.
"Terk etme konusunda yetenekliyim".«Trer av for å reise».
Çift Numidya'yı terk etmek zorunda kaldı ve Moritanya'ya gittiler.Marius dro til Numibia og søkte tilflukt hos Hiempsal.
"Okulu terk etme yaşı yükseltiliyor".«Skole legges ned».
Kayıpları, güverteyi terk etmek istemeyen Kaptan Yanagimoto dahil 711 kişiydi.Kehilangan 711 dari 1.103 awaknya termasuk Kapten Yanagimoto yang memilih untuk tetap di atas kapal.