1946'da diktatör Rafael Trujillo'nun yaptığı zulüm yüzünden ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.Nel 1946 fu però costretta a lasciare il paese per via della dittatura di Rafael Trujillo.
Onları terk etmedin.Non vi furono infatti rinunce.
Bu sırada davetliler de salonu terk etmektedir.Poi, la donna lascia il salone.
1992 yılında Taliban tarafından ülkesi işgal edilince ülkesini terk etmek zorunda kaldı.Ha dovuto lasciare il proprio Paese quando sono subentrati i Talebani nel 1992.
Tam anlamıyla dinî mezhepleri terk etme hakkı, 1951'deki Din Özgürlüğü yasası ile gerçekleşti.La legge che sancisce la libertà di culto risale al 1951.
Binlerce kişi ise evlerini terk etmek zorunda kaldı.Fra novembre e dicembre migliaia di persone furono costrette ad abbandonare le proprie case.
Akhanlı 1991 yılında terk etmek zorunda kaldığı Türkiye’ye ilk kez dönüyordu.Alessandro tornò per la prima volta in Jugoslavia nel 1991.
Geriye dönüş sahnesinde havaalanında Sun'ın Jin'i terk etmek üzere olduğu görülür.Un flashback mostra Sun all'aeroporto intenta ad andarsene via e lasciare Jin per sempre.
Fernando adamla dövüşmek için sarayı terk etmek ister, Rosario ona kalması için yalvarır.Fernando rende pronti a partire, e Rosario si aggrappa a lui, pregandolo di rimanere.
Millenium Falcon gezegeni terk etmek üzeredir.Il suo design è ispirato al Millennium Falcon.
Bir hayvanı terk etmek acımasız bir davranıştır.L'uomo è un animale che esita.
Sıkı demokrat ve antifaşist görüşleri nedeniyle, 1930'larda İtalya'yı terk etmek zorunda kaldı.A causa degli ormai insanabili contrasti con il regime fascista, è costretta ad abbandonare l'Italia nel 1934.
O günkü şartlar içinde fazla bir varlık gösteremedi ve Antakya'yı terk etmek zorunda kaldı.Tuttavia subì varie sconfitte e dovette rinunciare all'anacronistica impresa.
Şu dünyayı sefil halde terk etmek istemiyorum.Pensa di allontanarsi così dalle cose di questo triste mondo.
Napolyon Mısır'ı terk etmek zorunda kaldı.Aleksandar dovette lasciare la Serbia.
1979'da İran İslam Devriminden sonra ülkesini terk etmek zorunda kaldı.Dopo la Rivoluzione Islamica del 1979 la sua famiglia dovette fuggire dall'Iran.
1 Ocak 2009 tarihinden itibaren okulu terk etme yaşı 17'ye yükseltilecektir.С 1 января 2009, возраст окончания школы увеличен до 17 лет.
Binlerce kişi ise evlerini terk etmek zorunda kaldı.Тысячи местных жителей вынуждены были бежать из своих домов.
İngiltere'ye geri dönüşü üzerine hemen Markham, donanmayı terk etme niyetinden babasını haberdar etmiştir.Сразу по возвращении в Англию Маркем сообщил отцу о своей твёрдой решимости покинуть флот.
Kral ülkesini terk etmek zorunda kaldı.Владетелю пришлось покинуть пределы своей страны.
1946'da diktatör Rafael Trujillo'nun yaptığı zulüm yüzünden ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.В 1946 году она была вынуждена покинуть страну из-за преследований диктатора Рафаэля Трухильо.
Bu sırada davetliler de salonu terk etmektedir.Именно в этот момент они уезжают из убежища.
Napolyon Mısır'ı terk etmek zorunda kaldı.Петр вынужден был покинуть Египет.
Bunun üzerine Haydar Aliyev bir süre sonra salonu terk etmek zorunda kalmıştır.Фёдор Елисеев вынужден был срочно продавать землю.
Bunun üzerine Zeyd'i terk etmek için bahane bulmuş oldular.Поэтому он принял решение уехать из Цюриха.
Bu barakayı savaşın sonuna kadar hiç terk etmedi.Эту позицию он не уступил до конца войны.
Onları terk etmedin.«Они не покинули нас.
Tam anlamıyla dinî mezhepleri terk etme hakkı, 1951'deki Din Özgürlüğü yasası ile gerçekleşti.أما البقاء خارج أي طائفة دينية لم يسمح به إلا مع قانون حرية التدين في عام 1951.
Napolyon Mısır'ı terk etmek zorunda kaldı.غادر نابليون مالطا لمصر.
Sonuç olarak, Neue Rheinische Zeitungkapatıldı ve Marx 16 Mayıs tarihinde ülkeyi terk etme emri aldı.ونتيجةً لذلك, سرعان ما أُقمِعَت جريدة الراين الجديد كما أُمِرَ ماركس بمغادرة الدولة في السادس من آيار.
Fakat Karl, şehri terk etmek istememiştir.جون لم ترحل الأسرة بأكملها.
1952'deki yaşanan devrimden sonra Mısır'ı terk etmek zorunda kaldı ve 1953'te İsviçre'ye yerleşti.بعد النكبه عام 1948، نزح إلى دمشق وتوفي فيه سنة 1959.
Bu durum Yahudileri derinden yaraladı ve bir kısmı ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.كان لهذه الحادثة وقعا عظيما لدى الجالية اليهودية، الأمر الذي سرع في مغادرة أكثرهم.
Almanya, Çekoslovakya'tı işgal ettiğinde ülkesini terk etmek zorunda kaldı.بعد الاحتلال الألماني لتشيكوسلوفاكيا، أقيل من وظائفه.
Kendisine takınılan bu kötü tutum üzerine ülkeyi terk etme kararını verdi.من المحرج للغاية إزالة هذه الأرض الصلبة من تحت أقدامنا.
Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da.ما ودعك ربك وما قلى.
Bir hayvanı terk etmek acımasız bir davranıştır.O abandono de um animal é um ato cruel e degradante.
Binlerce kişi ise evlerini terk etmek zorunda kaldı.Cerca de 2.000 pessoas tiveram que abandonar suas casas.
1946'da diktatör Rafael Trujillo'nun yaptığı zulüm yüzünden ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.Em 1946, ela foi obrigada a deixar o país por causa da perseguição do ditador Rafael Trujillo.
Onları terk etmedin.Deses non desis.
Bu sefer sevgilisini üzüntü içerisinde terk etmektedir.Isso, por outro lado, deixa o seu namorado desesperado.
Bu eleştiriler üzerine Çin'i terk etmek zorunda kaldı.Essa crítica hoje é levantada contra a China.
Bu barakayı savaşın sonuna kadar hiç terk etmedi.A papelada não foi finalizada até o final da guerra.
Tarihçilere göre, Pers garnizonları Kavad'dan gelen mektuplarına rağmen terk etmekte isteksiz davrandılar.De acordo com os cronistas, as guarnições persas estavam relutantes, apesar das cartas de apoio de Cavades.
Kabileler ya köleleştirildiler ya da tarlaları yakılarak topraklarını terk etmek zorunda bırakıldılar.As tribos foram massacradas ou expulsas e seus campos foram incendiados.
Kral ülkesini terk etmek zorunda kaldı.O ministro foi, então, forçado a fugir do local.
Binlerce kişi ise evlerini terk etmek zorunda kaldı.Duizenden burgers werden gedwongen hun huizen te verlaten.
Çift Numidya'yı terk etmek zorunda kaldı ve Moritanya'ya gittiler.Het paar moest naar Moravië vluchten.
Millenium Falcon gezegeni terk etmek üzeredir.Gedrieën ontsnappen ze in de Millennium Falcon.
Bu sırada davetliler de salonu terk etmektedir.Na verloop van tijd blijkt dat de gasten de kamer niet kunnen verlaten.
"Terk etme konusunda yetenekliyim".'Ik moet me verschonen.'
Bu sefer sevgilisini üzüntü içerisinde terk etmektedir.Samen met zijn vriendin moet hij weg zien te komen uit deze trieste plaats.
Alman kuvvetleri birçok tankı ya kaybetti ya da terk etmek zorunda kaldı.Veel Duitse tanks liepen vast of hadden te kampen met mechanische problemen.
Bu oyuncuların pek çoğu yüksek öğrenim uğruna kenti terk etmek zorunda kalmışlardı.De meesten van deze vrouwen kwamen zonder noemenswaardige opleiding naar de stad.
Kral ülkesini terk etmek zorunda kaldı.De koning en zijn afgevaardigden moesten het land verlaten.
Henry askerlerinin çoğunu kaybetti ve burayı terk etmek zorunda kaldı.Stahel verloor veel soldaten en moest zich terugtrekken.
Napolyon Mısır'ı terk etmek zorunda kaldı.Doch Zuid-Afrika weigerde Namibië te verlaten.
Seksenleri bir nebze terk etmek istedim ve nakarata doksanlar havası verdim.De bommen misten hun doel en vielen op het Gevers Deynootplein.
Kral ülkesini terk etmek zorunda kaldı.Król musiał opuścić kraj.
Binlerce kişi ise evlerini terk etmek zorunda kaldı.Setki tysięcy ludzi zostało zmuszonych do ucieczki ze swych domów.