Beni neyin korkuttuğunu, heyecanlandırdığını, telaşlandırdığını, gururlandırdığını ya da üzdüğünü biliyorlar.Ξέρουν τι με φοβίζει, με ενθουσιάζει, με πανικοβάλει, με κάνει περήφανο ή λυπημένο.
Beni neyin korkuttuğunu, heyecanlandırdığını, telaşlandırdığını, gururlandırdığını ya da üzdüğünü biliyorlar.Вони вміють лякати, хвилювати, викликати паніку, гордість, смуток.
Beni neyin korkuttuğunu, heyecanlandırdığını, telaşlandırdığını, gururlandırdığını ya da üzdüğünü biliyorlar.Знаят кое ме плаши, вълнува, паникьосва, прави ме горд или ме натъжава.
Beni neyin korkuttuğunu, heyecanlandırdığını, telaşlandırdığını, gururlandırdığını ya da üzdüğünü biliyorlar.Они знают что заставляет меня боятся, паниковать, радоваться или грустить.
Beni neyin korkuttuğunu, heyecanlandırdığını, telaşlandırdığını, gururlandırdığını ya da üzdüğünü biliyorlar.הם יודעים מה מפחיד אותי, מה מרגש אותי, מה מכניס אותי לפאניקה, ומה הופך אותי לגאה או לעצוב.
Beni neyin korkuttuğunu, heyecanlandırdığını, telaşlandırdığını, gururlandırdığını ya da üzdüğünü biliyorlar.يعرفون ما يجعلني خائفا، مثارا، مذعورا، فخورا أو حزينا
Beni neyin korkuttuğunu, heyecanlandırdığını, telaşlandırdığını, gururlandırdığını ya da üzdüğünü biliyorlar.感情をあおることで創造の世界に奥行きを与える
Ben yan odaya koştum, telaş içinde bir dürbün bularak camdan dışarı bakmaya başladım.Am alergat în camera alăturată, am găsit un binoclu și am privit pe fereastră.
Ben yan odaya koştum, telaş içinde bir dürbün bularak camdan dışarı bakmaya başladım.Yo corrí al siguiente cuarto frenéticamente encontré unos binoculares y comencé a mirar por la ventana.
Ben yan odaya koştum, telaş içinde bir dürbün bularak camdan dışarı bakmaya başladım.Я побежала в соседнюю комнату схватила бинокль и начала вглядываться в окно.
Ben yan odaya koştum, telaş içinde bir dürbün bularak camdan dışarı bakmaya başladım.無我夢中で双眼鏡を探して 窓の外を眺め始めたのです 目撃者になることしか 頭にありませんでした
Boş yere telaş ettik desene.Ah, ci siamo preoccupati per niente.
Boş yere telaş ettik desene.Chyba niepotrzebnie się martwiliśmy.
Boş yere telaş ettik desene.Parece que nos preocupámos à toa.
Boş yere telaş ettik desene.Supongo que nos preocupamos por nada.
Boş yere telaş ettik desene.Taisimme murehtia turhaan.
Boş yere telaş ettik desene.Vi bekymrede os unødigt.
Boş yere telaş ettik desene.Vi oroade oss för ingenting.
Boş yere telaş ettik desene.Μάλλον τσάμπα ανησυχήσαμε.
Boş yere telaş ettik desene.Значит, мы зря так беспокоились.
Bu biraz karışık gibi ama fazla telaşlanmayın.Daca asta va e neclar-- nu va faceti probleme prea mult.
Bu biraz karışık gibi ama fazla telaşlanmayın.Jeżeli to jest dla ciebie niejasne -- nie przejmuj się zbytnio.
Bu biraz karışık gibi ama fazla telaşlanmayın.만약 헷갈리시더라도 너무 걱정하지 마십시오
Bu biraz karışık gibi ama fazla telaşlanmayın.Se questo vi confonde non preoccupatevi piu' di tanto
Bu biraz karışık gibi ama fazla telaşlanmayın.اذا كان هذا مزعجاً لكم --لا تقلقوا كثيراً
Bunu yaparken ise, raporlarımızın doğru, temelli olması ve telaş uyandırıcı bir tarzda olmaması gerekmektedir.Nasza sprawozdawczość powinna jednak pozostać dokładna i uzasadniona, nie może ona także wywoływać paniki.
Bunu yaparken ise, raporlarımızın doğru, temelli olması ve telaş uyandırıcı bir tarzda olmaması gerekmektedir.Pour autant, il est essentiel que notre communication reste précise, étayée et non alarmiste.
Bunu yaparken ise, raporlarımızın doğru, temelli olması ve telaş uyandırıcı bir tarzda olmaması gerekmektedir.Pri teh prizadevanjih pa je pomembno, da naše poročanje ostane točno, utemeljeno in ne vzbuja zaskrbljenosti.
Bunu yaparken ise, raporlarımızın doğru, temelli olması ve telaş uyandırıcı bir tarzda olmaması gerekmektedir.Přitom je však naprosto zásadní, aby naše zprávy byly nadále přesné, podložené a zbytečně nevyvolávaly paniku.
Bunu yaparken ise, raporlarımızın doğru, temelli olması ve telaş uyandırıcı bir tarzda olmaması gerekmektedir.Samtidigt är det viktigt att rapporteringen förblir korrekt, välgrundad och inte sprider oro.
Bunu yaparken ise, raporlarımızın doğru, temelli olması ve telaş uyandırıcı bir tarzda olmaması gerekmektedir.Tämä edellyttää, että raportointimme on vastakin tarkkaa ja perusteltua eikä lietso paniikkia.
Bu odadaki kimseyi telaşlandırmak istemiyorum, ama dikkati çeken birşey var ki sağınızdaki kişi bir yalancı.Dobrá, nechci tady nikoho vystrašit, ale zrovna jsem zjistila, že osoba napravo od vás je lhář.
Bu odadaki kimseyi telaşlandırmak istemiyorum, ama dikkati çeken birşey var ki sağınızdaki kişi bir yalancı.자, 이 방에 있는 여러분들께 경고를 하고싶진 않지만, 방금 여러분의 오른쪽에 있는 사람이 거짓말쟁이라고 느낌이 왔어요
Bu odadaki kimseyi telaşlandırmak istemiyorum, ama dikkati çeken birşey var ki sağınızdaki kişi bir yalancı.Nie chcę tu nikogo niepokoić, ale dowiedziałam się właśnie, że osoba po twojej prawej stronie to kłamca.
Bu odadaki kimseyi telaşlandırmak istemiyorum, ama dikkati çeken birşey var ki sağınızdaki kişi bir yalancı.No quiero alarmar a nadie en la sala, pero acabo de notar que la persona a su derecha es una mentirosa.
Bu odadaki kimseyi telaşlandırmak istemiyorum, ama dikkati çeken birşey var ki sağınızdaki kişi bir yalancı.Nu vreau să alarmez pe nimeni, dar tocmai mi-am dat seama că persoana din dreapta ta e un mincinos.
Bu odadaki kimseyi telaşlandırmak istemiyorum, ama dikkati çeken birşey var ki sağınızdaki kişi bir yalancı.Oké, ik wil niemand ongerust maken maar het is me opgevallen dat de persoon rechts van je een leugenaar is.
Bu odadaki kimseyi telaşlandırmak istemiyorum, ama dikkati çeken birşey var ki sağınızdaki kişi bir yalancı.Okej, nechcem tu nikoho vyľakať, ale práve som si všimla, že človek po vašej pravici je klamár.
Bu odadaki kimseyi telaşlandırmak istemiyorum, ama dikkati çeken birşey var ki sağınızdaki kişi bir yalancı.Εντάξει, δεν θέλω να τρομάξω κανέναν εδώ μέσα αλλά μόλις πρόσεξα πως το άτομο στα δεξιά σας είναι ψεύτης.
Bu odadaki kimseyi telaşlandırmak istemiyorum, ama dikkati çeken birşey var ki sağınızdaki kişi bir yalancı.Гаразд, я не хочу лякати нікого з вас, але я щойно помітила, що особа праворуч від вас - брехун.
Bu odadaki kimseyi telaşlandırmak istemiyorum, ama dikkati çeken birşey var ki sağınızdaki kişi bir yalancı.Така, не искам да стряскам никой в тази зала, но току-що забелязах, че човекът вдясно от вас е лъжец.
Bu odadaki kimseyi telaşlandırmak istemiyorum, ama dikkati çeken birşey var ki sağınızdaki kişi bir yalancı.טוב, אני לא רוצה להלחיץ אף אחד בחדר, אבל בדיוק הובא לידיעתי שהיושב לימינכם הוא שקרן.
Bu odadaki kimseyi telaşlandırmak istemiyorum, ama dikkati çeken birşey var ki sağınızdaki kişi bir yalancı.حسنا، الآن لآ أود تنيبه أي شخص في هذه الغرفة، لكنه أسترعى إنتباهي ذلك الشخص الذي على يمينك كذاب.
Bu odadaki kimseyi telaşlandırmak istemiyorum, ama dikkati çeken birşey var ki sağınızdaki kişi bir yalancı.気がついたのでお知らせしますと あなたの右隣の人は嘘つきです (笑)
Bu sözleri işiten kalabalık ve kentin yetkilileri telaşa kapıldı.A pobúrili zástup i náčelníkov mesta, ktorí to počuli.
Bu sözleri işiten kalabalık ve kentin yetkilileri telaşa kapıldı.Assim alvoroçaram a multidão e os magistrados da cidade, que ouviram estas coisas.
Bu sözleri işiten kalabalık ve kentin yetkilileri telaşa kapıldı.A tak wzburzyli pospólstwo i przełożonych miasta, którzy to słyszeli.
Bu sözleri işiten kalabalık ve kentin yetkilileri telaşa kapıldı.A tak zbouřili obec i starší města, kteříž od nich to slyšeli.
Bu sözleri işiten kalabalık ve kentin yetkilileri telaşa kapıldı.Bấy nhiêu lời đó làm rối động đoàn dân và các quan án.
Bu sözleri işiten kalabalık ve kentin yetkilileri telaşa kapıldı.Bấy_nhiêu lời đó làm rối động đoàn dân và các quan án .
Bu sözleri işiten kalabalık ve kentin yetkilileri telaşa kapıldı.Così misero in agitazione la popolazione e i capi della città che udivano queste cose
Bu sözleri işiten kalabalık ve kentin yetkilileri telaşa kapıldı.Da folket og by-dommerne hørte dette, blev de forferdet,
Bu sözleri işiten kalabalık ve kentin yetkilileri telaşa kapıldı.Dengan kata-kata itu mereka membuat orang banyak dan para penguasa di kota itu menjadi gempar
Bu sözleri işiten kalabalık ve kentin yetkilileri telaşa kapıldı.El pueblo y los gobernadores se perturbaron al oír estas cosas
Bu sözleri işiten kalabalık ve kentin yetkilileri telaşa kapıldı.Fel is indíták a sokaságot és a város elõljáróit, kik hallják vala ezeket.
Bu sözleri işiten kalabalık ve kentin yetkilileri telaşa kapıldı.무리와 읍장들이 이 말을 듣고 소동하여
Bu sözleri işiten kalabalık ve kentin yetkilileri telaşa kapıldı.Kun kansa ja hallitusmiehet tämän kuulivat, tulivat he levottomiksi.
Bu sözleri işiten kalabalık ve kentin yetkilileri telaşa kapıldı.Og de satte Skræk i Mængden og Byens Øvrighed, som hørte det.
Bu sözleri işiten kalabalık ve kentin yetkilileri telaşa kapıldı.Par ces paroles ils émurent la foule et les magistrats,
Bu sözleri işiten kalabalık ve kentin yetkilileri telaşa kapıldı.Prin aceste vorbe, Iudeii au turburat norodul şi pe dregătorii cetăţii,