John o kadar telaşlıydı ki konuşmaya vakti yoktu.John was in such a hurry that he had no time for talking.
Sizi telaşlandırmak istemedim.I didn't want to alarm you.
Bana babamın ölümünü bildiren telefon konuşmasını aldığımda tamamen telaşlanmıştım.When I got the phone call telling me of my father's death, I was completely flustered.
Sevdiği genç onunla konuşmak için geldiğinde, o telaşlandı.She got all flustered when the boy she likes came over to talk to her.
O telaşlı bir hayat sürüyor.He leads a hectic life.
Tom biraz telaşlandı.Tom became a little flustered.
Tom telaşlı bir bebekti.Tom was a fussy baby.
O telaşlı.It's disconcerting.
Tom telaşlı görünüyor.Tom seems flustered.
Biz telaşlı değiliz.We're not fussy.
O bunu telaşla yazdı.He wrote it hurriedly.
Gürültü tüm kasabayı telaşlandırdı.The noise alarmed the whole town.
Telâşa gerek yok.There is no rush.
Tom ve Mary okula gitmek için telaş içindeydiler.Tom and Mary were in a hurry to get to school.
Tom biraz telaşlı görünüyordu.Tom looked somewhat disconcerted.
Tom telaş içinde etrafa bakındı.Tom looked around frantically.
Tom telaşlanmış değil.Tom isn't fazed.
Tom Mary'nin biraz telaşlı göründüğünü fark etti.Tom noticed that Mary seemed a little distracted.
Tom'un biraz telaşlanmaya bir eğilimi var.Tom has a tendency to get a little worked up.
Misafirlerimiz bir telaş içindeler.Our guests are in a hurry.
Ciddi olarak o telaşlanacak bir şey değil.Seriously, it's nothing to worry about.
Zamanımız var, telâşa gerek yok.We have time, there's no rush.
Tom oldukça telaşlı.Tom is quite fussy.
Bugün telaşlı.Today is hectic.
Tom genellikle telaş içerisinde yemek yer.Tom usually eats in a rush.
Tom çok telaşlı.Tom's very fussy.
Tom telaşlı, değil mi?Tom's fussy, isn't he?
Tom biraz telaşa başlıyordu.Tom was getting a little fussy.
Tom telaşlı gibi görünüyor.Tom seems fussy.
Tom hiç telaşlı değildi.Tom never was fussy.
Tom çok telaşlı değildir.Tom isn't very fussy.
Tom son derece telaşlıdır.Tom is extremely fussy.
Oldukça telaşlısın, değil mi?You're quite fussy, aren't you?
Öğrencileri telaşlandırmak istemedim.I didn't want to alarm the students.
Tom duyurudan telaşlandı.Tom was disconcerted by the announcement.
Ben seni telaşa düşürmeye niyetlenmedim.I didn't intend to alarm you.
Eğer bu ciddi olmasa, seni telaşlandırmak için aramam.If it wasn't serious, I wouldn't have picked up the phone to worry you.
İşler biraz telaşlı.Things got a bit hectic.
Tom'un, eve dönmek için özel bir telaşı yoktu.Tom was in no particular hurry to get back home.
Telaş etmenin bir faydası olmayacak.Panicking won't help.
O telaşlıydı.That was disconcerting.
Günlük yaşam, yoğun, telaşlı ve bazen ezici olabilir.The daily life can be busy, hectic and sometimes overwhelming.
Telaş içerisinde terk etti.He left in a rush.
Telaşa ne gerek var, anlamıyorum.I can't see what the hurry is.
Telaş içinde yardım için bağırdım.I cried frantically for help.
Tom telaşlı bir hayat sürüyor.Tom leads a hectic life.
Telaşlı bir hafta geçirdim.I had a hectic week.
Sami hala telaşlı görünüyordu.Sami appeared agitated.
Tom bana telaşlı göründüğümü söyledi.Tom told me that I looked distracted.
Tom telaşlı bir kişidir.Tom is a fussy person.
Tom telaşlı görünüyordu.Tom seemed flustered.
Tom eskisi kadar telaşlı değil.Tom isn't as fussy as he used to be.
Tom çok telaşlandı.Tom got very fussy.
Tom telaşlandı.Tom got flustered.
Tom daha da telaşlandı.Tom got even more agitated.
Tom'un telaşlı olduğunu biliyorum.I know Tom is fussy.
Telaşlısın, değil mi?You're fussy, aren't you?
Çok telaşlı bir yiyicisin, değil mi?You're a very fussy eater, aren't you?
Tom oldukça telaşlı, değil mi?Tom is quite fussy, isn't he?
Tom ve Mary telaşlı değil.Tom and Mary aren't fussy.