Bu hayranı tarafından tecavüze uğrar.Z tego powodu został znienawidzony przez jego zwolenników.
Saldívar kendisinin Meksika'da tecavüze uğradığını iddia ederek devri erteledi.Saldívar drog ut på mötet och hävdade att hon våldtagits i Mexiko.
Şarkıcı Saldívar'ı arabayla hastaneye götürdü ve doktorlar tecavüz dair hiçbir kanıt bulmadı.Selena körde Saldívar till ett närbeläget sjukhus där läkare inte hittade några tecken på våldtäkt.
Prasutagus'un dulu Boudica kırbaçlatıldı, kızlarına tecavüz edildi.Enligt Tacitus blev Boudicca piskad och hennes döttrar våldtagna.
Saldırganlar muhtemelen bir apartman dairesinde Makar'a tecavüz ettiler.Vid något tillfälle skulle More till och med ha låtit tortera en misstänkt i sitt eget hem.
Kadın tecavüz mağdurlarının zina suçundan mahkum edilmesine ilişkin bir belgeseldi.Bevisbördan för våldtäkt läggs helt på kvinnan.
Ancak Rea Mars'ın tecavüzüne uğramış ve Romulus ve Remus'u doğurmuştu.Så blev det känt till vilken släkt de hade sin börd, och att de hette Romulus och Remus.
Tecavüze uğrayan kadınların sayısının 200’ü aştığı tahmin edilmektedir.Antalet våldtagna kvinnor har beräknats till cirka två miljoner.
(Arya Anna: "Or sai chi l'onore — "Benim şerefime tecavüze yeltenen odur.")(Det här är den hjälte /som/ jag har att tacka för mitt liv.)
Bana tecavüz ettikten sonra bile beni dövdü.Efter att ha tagit ett antal fotografier våldtog han henne.
Suça karışan dört asker Mart ve Nisan 1967'de tecavüz ve cinayetten suçlu bulundu.De fyra skyldiga soldaterna dömdes var och en för våldtäkt och mord i mars och april 1967.
Kızları ise defalarca tecavüze uğradıktan sonra öldürülmüştü.Часто після зґвалтування жінок вбивали.
1946 yılında (20 yaşındayken), hırsızlık ve hâneye tecavüz suçlarından hapishaneye girdi.У 1946, у віці 20 років, він був ув'язнений за злом і проникнення.
Rhea Silvia Mars'ın tecavüzüne uğramış bir Vesta bakiresiydi ve bu da ikizleri yarı tanrı konumuna getirmişti.Рея Сільвія була дівою-весталкою, зґвалтованою Марсом, від якого в неї народилися напівбожествені двійнята.
Herkes Angel'ın Lila'ya tecavüz ettiğini sanır.Адже всім було відомо, як бідував Берліоз.
Ona tecavüz etmeye çalıştı.Pokusí se jí znásilnit.
Tecavüz bir insanlık suçu olarak kabul edilir.Nápravné znásilnění je považováno za zločin z nenávisti.
Ayrıca kendisine tecavüz eden erkeği bulup hayatını zindana çevirmek için intikam arzusuyla yanıp tutuşmaktır.Požádal tedy muže, aby rozdělal oheň a pak do něj zajíc skočil.
Bana tecavüz ettikten sonra bile beni dövdü.Při odchodu ji znásilnil.
Kavim içerisinde tecavüz ve fuhuş normal hale gelmişti.Zabíjení a znásilňování se stalo denním pořádkem.
Tecavüze karşı savaş deyimi Sovyetler Birliğinden önce ABD ve Japonya tarafından kullanıldı.Porušila rezoluci Rady bezpečnosti, tvrdí Spojené státy a Japonsko.
Savaşın ilk ayları Alman Vahşeti sonucu Belçika Tecavüzü olarak bilinir.Počáteční měsíce války jsou někdy nazývány "znásilnění Belgie" kvůli řadě německých excesů.
Bir kişi hırsızlık yapsa eli kesilir , tecavüz etse ölüm cezası ya da erkeklikten men edilir.Pokud někdo něco ukradne, bude potrestán jak na majetku, tak na hrdle.
Hannah, odadaki dolaba saklanır ve birinin Jessica'ya tecavüz etmesine şahit olur.Roman se však někde ukrývá, pravděpodobně aby mohl u soudu svědčit proti Sáře.
1997'de 16 yaşında bir öğrenciye tecavüzden hapis yattı.V roce 1991 byl také zatčen za znásilnění šestnáctiletého mexického chlapce.
Esir alınan Yunan askerlerinin bazıları tecavüz ettikleri Türk kadınları tarafından linç edildi.Mezi oběťmi převažují ženy znásilněné některým z mužských rodinných příslušníků.
The Rape of Lucretia (Lucretia'ya tecavüz) op.Rod křídlatka (Reynoutria) bývá vřazován do rodu opletka (Fallopia).
Bazı durumlarda tecavüz suçlusu kurbanla evlendirilerek ceza düşürülür.V ostatních případech je oběť, která si stěžuje, stíhána pro trestný čin cizoložství.
Tecavüze uğrayan kadınların sayısının 200’ü aştığı tahmin edilmektedir."V súdánském Dárfúru prý masově znásilnili 200 žen".
Arkadaşlarına bana tecavüz etmelerini söyledi.Jen na naléhání přátel svolil k jejímu provedení.
Şarkıcı Saldívar'ı arabayla hastaneye götürdü ve doktorlar tecavüz dair hiçbir kanıt bulmadı.Cântăreața a dus-o pe Saldívar la un spital din zonă unde doctorii nu au găsit nici o dovadă de viol.
Prasutagus'un dulu Boudica kırbaçlatıldı, kızlarına tecavüz edildi.Potrivit lui Tacitus, Boudica a fost biciuită, iar fiicele ei au fost violate.
Bunlar böyle tür vahşetin her üç olağan tipi, yani cinayet, işkence ve tecavüz'den oluşuyordu. "Aceste sunt constituite din cele trei tipuri obișnuite de astfel de atrocități, adică crimă, tortură și viol.
Savaşın ilk ayları Alman Vahşeti sonucu Belçika Tecavüzü olarak bilinir.Primele luni ale conflagrației au fost denumite Violul Belgiei din cauza atrocităților germane.
Saldívar kendisinin Meksika'da tecavüze uğradığını iddia ederek devri erteledi.Saldívar a întârziat să i le dea susținând că a fost abuzată sexual în Mexic.
1946 yılında (20 yaşındayken), hırsızlık ve hâneye tecavüz suçlarından hapishaneye girdi.În 1946, la 20 de ani, a mers la închisoare pentru intrare prin efracție.
Aynı dönemde 100'ün üzerinde kadının da askerler tarafından tecavüze uğradığı ifade edilmiştir.După spusele ei la acesta vârstă a fost violată de soldații sovietici.
Ancak tecavüze uğramıştım.Eram doar distrusă....
Öz kız kardeşi Tamar'a tecavüz eden üvey kardeşi Amnon'u öldürmüştür.Sora lui Avesalom, Tamar, a fost violată de Amnon, care era fratele lor vitreg.
Vampir cürümleri, yamyamlar ve bir tecavüz.Dăunătoare verzei, ridichilor și altor crucifere.
Ancak tecavüze uğramıştım.Miután megerőszakolták.
Muhtemelen annesi bir Alman asker tarafından tecavüze uğramıştı.A lányt megerőszakolta egy francia katona.
Tecavüzcüler” söyleminde bulundu.A valák szóltak.”
(Arya Anna: "Or sai chi l'onore — "Benim şerefime tecavüze yeltenen odur.")(Anna áriája: Or sai chi l'onore. – „Tudod hát, ki tette”.)
1971 ila 1983 yılları arasında en az 17 kadını kaçırdı, tecavüz etti ve öldürdü.1971 és 1973 között három fiatal lányt támadott meg, bántalmazta szexuálisan és fojtotta meg őket.
Kasım 1993'te Tupac ve arkadaşları bir otel odasında bir kadına tecavüz etmekten suçlandılar.1993 novemberében Shakurt szexuális zaklatással vádolták meg, amit egy hotelszobában követett el.
Kadın ise tecavüz edildikten sonra aynı şekilde öldürülmüştü.Valamint azt, hogy a lányt halála előtt megerőszakolták.
Prasutagus'un dulu Boudica kırbaçlatıldı, kızlarına tecavüz edildi.Tacitus elbeszélései alapján Boudicát megkorbácsolták és lányait megerőszakolták.
Kasım 1993'te Tupac ve arkadaşları bir otel odasında bir kadına tecavüz etmekten suçlandılar.Marraskuussa 1993 nainen syytti Shakuria ja tämän seurassa olleita miehiä raiskauksesta hotellihuoneistossa.
Ian, Cate'e gece boyunca tecavüz etmiştir.Jälkijäristykset ravistelivat Taiwania koko yön ajan.
Prasutagus'un dulu Boudica kırbaçlatıldı, kızlarına tecavüz edildi.Prasutaguksen leski Boudicca ruoskittiin ja hänen tyttärensä raiskattiin.
Ormanda ağaçlar tarafından vahşice tecavüze uğrar.Seuraa miesten välinen väkivaltainen yhteenotto metsässä.
Kavim içerisinde tecavüz ve fuhuş normal hale gelmişti.Murhat ja raiskaukset olivat tavallisia.
Arkadaşlarına bana tecavüz etmelerini söyledi.Sotilaat raiskasivat heidän tyttärensä.
Susan tecavüze uğramış ve hamile kalmıştır.Hän oli tullut raskaaksi jouduttuaan raiskatuksi.
Her 5 kadından 1'i hayatının bir döneminde taciz veya tecavüz girişimi kurbanı oluyor.Arviolta joka viides pariskunta kärsii jossain elämänsä vaiheessa lapsettomuudesta.
Hephaistos, Athena'ya tecavüz etmek ister fakat başarısız olur.Tarinan mukaan Hefaistos yritti maata Pallas Athenen mutta epäonnistui.
Erskine oğlanlara tecavüz ve işkence etti ve onları öldürdü.Speck kidutti ja raiskasi uhrinsa.
1946 yılında (20 yaşındayken), hırsızlık ve hâneye tecavüz suçlarından hapishaneye girdi.Το 1946, σε ηλικία 20 ετών, οδηγήθηκε στην φυλακή για διάρρηξη.
Fakat bu tecavüz bir kere değil, defalarca gerçekleşir.Αλλά ένας τέτοιος συνδυασμός δεν συμβαίνει συχνά.