Herkes yasadışı yabancılar karşı düşmanca bir tavır aldı.Everybody took a hostile attitude toward illegal aliens.
Onun partideki tavırlarından memnun değilim.I am dissatisfied with his manners at the party.
Onun tavırları bir beyefendinin tavırları değil.His manners aren't those of a gentleman.
Bana karşı saldırgan bir tavır takındı.He assumed an aggressive attitude toward me.
Ben gençken onun küstah bir tavırı vardı.When he was young, he had an arrogant air.
Onun küstah tavırlarına dayanamadım.I couldn't put up with her arrogant behavior.
Senin tavırların çok iyi değil.Your manners aren't very good.
Onun aristokrat tavırları beni şaşırtıyor.His aristocratic manners amaze me.
Onun kendini beğenmiş tavırları kırıcı.His smug behavior is offensive.
Bu aptalca tavırlarıyla Maria kendi kibrini kanıtlamaktan daha fazlasını yapmaz.With these stupid attitudes, Maria doesn't do more than proving her own arrogance.
Tom'un tavır sorunu var.Tom has an attitude problem.
İnsanlar seni hiç züppe tavırlı olmakla suçlar mı?Do people ever accuse you of being snobbish?
Tom'un yüz hatları ve tavırları babasınına çok benzer.Tom's facial features and mannerisms are very much like those of his father.
Senin çekingenlikten uzak tavırlarını seviyorum.I love your lack of shyness.
Ebeveynlerimiz orada değilken küçük erkek kardeşim tamamen farklı bir tavır alır.When our parents aren't there, my younger brother takes on a completely different manner.
Leyla'nın tavırları değişti.Layla's demeanor changed.
Biraz züppe tavırlı davranıyorsun, değil mi?You're being a bit snobbish, aren't you?
Tom biraz züppe tavırlı, değil mi?Tom is a bit snobbish, isn't he?
Şimdi bana mı tavır yapıyorsun?Are you giving me an attitude now?
Tavırları normal değil.His attitude isn't normal.
Adı Gaga olan birinden harika bir tavır sergilemesini mi istiyorsunuz?Do you want great behavior from a person named Gaga?
( İnsanın hayatını belirleyen şey, tavır ve hareketleridir. )A genuine repentance purifies the human soul and therefore behaviour.
Brian rolü ve tavırlarıyla LGBT eleştirmenler arasında tartışma konusu olmuştur.Brian has been the subject of controversy among LGBT critics of the show.
1905 Devrimi başladığında, Korolenko, Poltava'daki Karayüzler'e karşı bir tavır sergiledi.As the 1905 Revolution started, Korolenko made a stand against the Black Hundred in Poltava.
2. Davranış, tutum, tavır: “Bambaşka bir hâliniz vardır sizin.Dupree later said, "Whatever your truth is, you have to stick with it."
Kellerman soğukkanlı bir tavırla, “Terence Steadman’ın yerini biliyorum” der.Kellerman replies with, "Because I know where Terrence Steadman (Jeff Perry) is."
"Seksapel dediğimiz kırmızı ruj ya da topuklu ayakkabı değil tavır"."It's not red lipstick or heeled shoe we call sexapel, it's demeanor".
ABD'deki köleliğe karşı tavır aldı.He was a supporter of slavery in the United States.
Zamanla yetkililerin Yahudilere karşı olan tavırları kötüye gitmeye başladı.However, later the attitude of the authorities towards the Jews deteriorated.
Kürtaj haklarının kısıtlanmasına karşı kesin bir tavır almıştır.She opposes restrictions on abortion rights.
Süregelen anlaşmazlıklarla Filistin-İsrail ilişkileri daha da düşmanca bir tavır aldı.Palestinian-Israeli relations grew even more hostile as a result of continued conflict.
Wayne senaryoyu pek çok bakımdan gayri-Amerikan bularak, rolü içerlenmiş bir tavırla reddetmiştir.Wayne refused, believing the script to be un-American in many ways.
Aydın'ın genç karısı ise bu döngüyü kırmak için tavır alan tek kişi gibi görünmektedir.Their mother, it seems was the only one who could span this divide.
Sorgularda olayları rahat bir tavır ve daha eğlenceli , komik bir üslupla anlatır.However, there are others who argue that it does, in a more engaging and fun way.
Ayrıca dini konularda bireysel tavır farklılığı istenilen bir durum değildir.It has also been argued that sexual desire is not a distinct phase in sexual response.
Ayrıca Trump'ın Beyaz Saray'daki günlük tavır ve davranışları aktarıldı.They will be totally reliable and responsive ot the Trump White House.
Avusturya ise 19. yüzyıl sonlarında hareketlenen Ukrayna ulusalcılığından yana tavır almıştı.Austria on the contrary supported the late-19th century rise in Ukrainian Nationalism.
Suudi Arabistan’a saldırgan tavırları doğru bulmuyorum." dedi.I’m not ashamed of my New Zealand accent.”
Bu tavır en net biçimiyle Onaltılar Manifestosunda görülebilir.This encoding seems to appear most prominently in the default mode network.
Gilda ismini sorduğu zaman kararsız bir tavırla adının Gualtier Melde olduğunu soyler.When she asks for his name, he hesitantly calls himself Gualtier Maldè.
Bir süre Sadettin Kaynak’la çalışarak üslûp ve tavır bilgileri öğrendi.He understood and had a working knowledge of Bakweri.
Bazı söz ve tavırları ulemanın ve tarikat şeyhlerinin tepkisini çekmiştir.Being sharp-tongued and cold, he commands fear and respect from the people around him.
Tanzimat döneminde izlenen yol "şekilde batılı, ruhen doğulu" bir tavırdır.In the context of the passage, they seem to equate to something like "east and west".
Kendisine yolu tarif etmiş ve sorularına rahat tavırlarla cevap vermişti.He refused to reply to their messages and stayed cool toward them.
Kleopatra çok kızgın bir tavırla telim olmayı reddeder.Clara refuses to leave without Koldo.
Trap'ın tavırları Geronimo'yu çıldırtıyor.The rabbit drives Elmer insane.
Marx ve Engels bu adlandırmaya hazzetmeyen bir tavırla yaklaştılar.Marx and Engels warned against such economic determinism.
Aşırı sol olarak tanımlanan yapılar ise Eski Sol politikalardan yana tavır almaktadır.Eden, a bookshop attendant, is influenced by left-wing politics.
O herhangi bir konuda nadiren tavır alır.He rarely says anything.
Bu Asil Nadir'in konuyla ilgili takındığı tavırla paraleldi.I am entirely in sympathy with what the noble Earl said with regard to police traps.
Aynı zamanda, aykırı tavırlar takınan grup, birtakım problemler de yaşadı.There also was a group who were somewhat reluctant about any new systems.
Tavırları coşkulu değildi.His manner was not effusive.
Yani, ikinci dünya savaşı sırasında Amerikanların Japonlara karşı tavırlarına bakarsanız,I mean, if you look at the American attitudes toward Japanese during World War II --
İletişim tavırlarını analiz ederek ortaya çıkarıldı.It was produced by analyzing their communications patterns using a lot of these tools.
New England'lı zımpara gibi bir kadın ve nazik, dostane tavırlı kocası.She was the New Englander and abrasive, and he was this courtly fellow.
Ben sohbeti ilerlettikçe adam daha mesafeli bir tavır takınıyorduAnd the more I tried talking to him, the less friendly he was getting.
Hemen ardından bilgiç tavırlarla Lara'ya yüklenildi: "Biliyorsun.Almost immediately, pundits weighed in, blaming her and saying things like,
Artık bana karşı öyle akıllı tavırlar yapmana gerek yok.You should know now that you shouldn't act smart to me anymore.
Yani, aşırı tatlı, aşırı yumuşak bir tavır.It's a little too saccharine.
Ne biçim tavır bu?What kind of manner is this?